İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

EVLİYÂ-İ KİRAM -Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI'NIN "HÂTEMÜ'L-EVLİYÂ" HAKKINDAKİ BEYAN ve İFŞAATLARI (151) Ebû Abdullah Muhammed bin Ali

HÂTEM-I VELI

Ebû Abdullah Muhammed bin Ali el-Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- (5)


EVLİYÂ-İ KİRAM
-Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI'NIN
"HÂTEMÜ'L-EVLİYÂ" HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLARI (151)

Ebû Abdullah Muhammed bin Ali
el-Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- (6)

 

"Şifâu'l-Alîl" Kitabı'na geçen aydan kaldığımız yerden devam ediyoruz:

"Peygamberlerin yolu üzere seçilerek O'na çekilen "Büyükler", O'nun "Hikmetü'l-ulyâ"sına kadar ulaşırlar. Velilerin yolu üzere O'na seyredenler ise; dünya, nefislerin ayıpları ve gerek O'nunla ilgili işler, gerekse ilâhi vergiler hususunda sıdkı bilme hikmetine ulaşırlar.

"Büyükler" olan öncekiler, O'nun ferdâniyyeti ile dirilmekten bahseden, O'nun vahdâniyyetine nazar eden, O'nun kabzası (himâyesi) içinde hareket eden, hallerinde ve işlerinde O'nun adına kullanılarak kendilerine nazar edilen bir topluluktur. Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-e; kendisine karşı tazim, yüceltme, itminanla güven duyma, sıdk-ı tevekkül, hüsn-i zan, beklentilerinin büyüklüğü ile; gerek bağlılıkları, gerek temizlenmeleri, gerek arınmaları, gerekse ayrılmaları hususunda, kendi yolu üzere biat edenler de onlardır. Ayrıca onlar, yakınlık menzillerinden ve has meclislerden kendisine muttali olmak suretiyle, O'nun halk içindeki tedbirini de onunla kavrayarak; sekîne ile ona sadâkat gösterir ve vakar ile onu korurlar.

Allah'ın işini bilenlere gelince;

Onlar ise kullar için helâl ile haramın arasını ayırırlar. Ateşin içine üşüşenlerin elini bu kızgın ateşin içine dalan beyinsizlerden çekerek, onları ondan sakındırırlar.

Ayrıca onlar, "Faslu'l-hitap"la hükmedenlere de işâret ederler.

O da Allah-u Teâlâ'nın, üç şeyi kendisinde toplayan Dâvud Aleyhisselâtü Vesselâm'ın durumu ile ilgili olarak zikretmiş olduğu şeydir.

Şöyle buyurmuştur:

"Biz ona Hikmet'i ve faslu'l-hitab'ı verdik."

"Nübüvvet"; Zâhiren ve bâtınen Allah'ı bilmektir. "Hikmet"; sıdk ve sâfâ iledir. "Faslu'l-hitab" ise emir ve nehiyler hususundaki hükümleri öğrenmektir. İşin zevâle ermemesi ise ancak, bundan dolayı Allah'a ve O'nun nimetine hamdetmekle gerçekleşir.

Onlardan her sınıf; ahidleri bozuluncaya, müddetleri doluncaya, kalpleri katılaşıncaya, fitneler zuhur edinceye, dünyaya meyledip halkın kalplerine onu sevdirinceye, yakînleri yok oluncaya, sıdkları ortadan kalkıncaya, fesad gâlip gelinceye, âlimler kabzedilip ilim ortadan kalkıncaya, bu ilmin zâhiri ile ilgili herhangi bir şeyle ziynetlenip de kavrayanın ayıplandığı devir yetişinceye kadar; kimilerinin bu dîne göre üstünlüğünü ve ileriliğini, kiminin ikrâr etmesiyle bilinmiş olur.

Diğerleri ise sâdece bu haberlerin senedlerini ezberleyip, sûretâ onun râvilerini sıralar, kişileri suçlar ve onu uydurma sayarlar. Dolayısıyla da onların onu ve lâfızlarını gözönünde tutmalarını engellerler. Hadis'in umûmî olarak mânâsının geçersiz olduğunu söyleyip, kaç Hadis'i de geçersiz hâle getirirler. Şahısları: "Filân filândan dolayı tutarsızdır!" diye suçlamaya yönelerek, bunu yok olmaya terkederler; sonra da onlara (bunu) onun uydurduğu bir şey olarak gösterir ve dine, O'nun ehline ve erbâbına karşı süsleyip püsleyerek onu yutturmaya çalışıp, bunların hepsini inkâr ederler. Hasedle yanıp tutuşurlar ve herhangi bir şey hakkında birbirlerine karşı alevlenerek, kendi aralarında bazısı bazısını tan eder.

Ayrıca onlar, bu ilimden uzaklılarından kaynaklanan herhangi bir şey nedeniyle, emsâllerine göre geri plânda da kalmayıp Allah'tan başkası için amel işlerler. Şu kadar var ki, muvaffakiyete ve söze gelince de, onlardan herhangi birini görünce başının üstüne çıkartır. O, kendisine verilen ve yanında hâsıl olan bir şeyle ilgili olarak, herhangi bir kimseye ayak uyduramadığı taktirde taaccübe düşer. Dinin esaslarıyla ilgili herhangi bir meseleye ise bağlantı kurup da erişemez!

Diğer sınıf da icraatları bakımından aynen böyledir. O da halkı oruca, namaza ve çeşitli ibadetlere tutundurup, halkın içinde zamanını bununla geçirir. Onlar ilmin gâyesinin ve talep edilen nihâyetin bu olduğunu sanarak, halkı da kendilerine çekerler. Onları yolundan alıkoyarak, mânen katledip selbettikleri taktirde; onların da katli ve selbi artık vâciptir.

Zira Allah'ın onlar hakkında cârî olan hükmü böyledir.

Devamla ise şöyle buyurmuştur:

"Bu, dünyada onlar için bir zillettir. Âhirette ise onlar için büyük bir azap vardır." (Mâide: 33)

Kulları Allah'a ulaştıran yolu kesen bir kimseye ne yapılacağını sanırsın? Halbuki onlar da âhirete yolcu bir topluluktur. Onunla ne çözülebilir ki? Kıyasların ayırımı hususunda ayını ve zamanını bu anlayışla donatır. Kazanılan herhangi bir münâzarada bağırıp çağırarak rahatsızlık uyandırır. Kendisi hakkında bir fikir yürütülse, herhangi bir meselede katılaşan biri hiç görülmüş müdür? O, kendince Hakk'ı göstermeyi ve onu izhâr etmeyi murâd eder; onun hakkında ondan daha ağır basacak bir delil bulmak suretiyle, onun sâhibine karşı gâlip de gelemez.

Nitekim ömrünü bu temsildekine benzer bir şekilde tüketir. Bâbları tasnif etme, isnadlarını sağlamlaştırma, şahısları tezyîf ve muhaddislerden işittiklerini tatma hususunda, ayını ve zamanını isnadlarla süsleyip püsler. Kendi beldesinin bazı şeyhlerinden bir Hadis bulur; daha sonra onu Kûfe'li, Basra'lı veya Şam'lı birinden daha duyar. Artık bu muhaddisin zikrinden ve onun Hadis'inden yardım alıp, kendi beldesinin Şeyh'ini bırakır; bunu, kendisine gösterenlerin daha da üzerinde görür.

(devam edecek)

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |