İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

Tasavvuf İslam Dinini Sözde Değil Özde Yaşamaktır.


Tasavvuf İslam Dinini Sözde Değil Özde Yaşamaktır. Tasavvuf İslam Dinini Sözde Değil Özde Yaşamaktır.

Muhterem kardeşlerim

Selamı Aleyküm. Daha evvel, H:Z ALLAHIN veli kullarını şeytana benzetenlere cevaptır yazısını faydası olur ümidiyle sizlerin nazarı dikkatine sunmustuk. Şimdi ise ikinci yazımızı sizlere sunuyorum.
Tabiidir ki, Hidayet Hz. ALLAHTANDIR Kula düşen doğru bildiğini söylemektir.

Fakat yaşayıp görmediği hissedip anlamadığı hayatı okuduğu kitaplarla ve kendi aklı ile değerlendiren kişiler yanılmaktan kurtulamazlar. Neden dersek olayları yaşayan bilir yaşamayan ne bilir.
Herkesin aklı ise bir değildir. Nefsani akıllı insanlar olduğu gibi ki, insanların çoğu bu akıldadır.

Yeme içme giyme gezme taklidi ibadet ile mutfak ve afedersiniz, tuvalet arasında ömrünü geçirir. Fakat aklı Nurani ise, bu güzel insanlar azın azıdırlar şehveti azmasın diye az yer az içerler. Bir gün Peygamber s.a.v. efendimize sahabilerden bir kişi geliyor.
Ya Resulullah, ne yapsam nefsime hakim olamıyorum bana nasihat eder misin diyor.
Resulullah s.a.v. Efendimiz, Oruç tut buyurmuşlar. Bu hadisi şerifi hepimiz biliyoruz. Bu hadisi şeriften anladığımız, gerçek boğazına hakim olamıyan nefsine hakim olamaz.
Onun için ALLAH dostları az yemeyi az içmeyi adet edinirler ve müritlerine de ayni rejimi uygulamaya azami gayret gösterirler ve düşününüz ki. Fazla yemekten meydana gelen obazite Hastalığının dünyayı sardığı günümüzde insanlar dervişler gibi az yeseler şeker hastası, tansiyon hastası kalp hastası olmazlar.

İşte tasavvufa giren müridin ilk kazancı zahiri faydası olan sıhhatini korumasıdır ikinci kazancı ise şehvetini azdırmadığı için namusunu korumasıdır. Bu yaşanmış ve tecrübe edilmiş bir gerçektir ki, nefis küçüldükçe Ruh kuvvetlenir Ruh kuvvetlenince de, Hz. ALLAHA karşı sevgi çoğalır onun için Resulullah S.a.v. Efendimiz,
En şiddetli düşmanın iki yanın arasındaki nefsindir buyurmuştur. (beyhaki). Muhterem kardeşlerim. İnsan dünyaya gelip akılbali olduğunda zahiri batini tahsilini kendi ailesinden öğrenmesiyle başlar.

Annesi babası ninesi ve dedesinden ne görüyorsa o şeyleri benimser ve gelecek yaşamında ona lazım olan Zahiri, elle tutulan gözle görünen dünya bilgilerini. Batini ise, Dünyada görünmeyen Ahiret hayatının ölümsüz hayat bilgilerini öğrenir ve Dünya ve Ahirete ait sınavları başlamış olur.
 
Ne şanslı bir insandır ki, İslamı yaşayan bir ailesi var. Ve ne talihsiz bir insandır ki, İslamı yaşamayan bir aileden yetişip dünya ve Ahiret sınavına devam ediyor.

İşte tasavvuf, islâmi bilgilerden mahrum ailelerden yetişen insanların dinlerini öğrenmeleri için, zahiri Alimlerin nefslerini dengelemeleri için, bir kapısı dünyaya, bir kapısı Ahirete açılmış okuldur. Bu okula giren insan, şeriatın emirlerini ve Resulullah s.a.v. Efendimizin emirlerini eksiksiz uygulamaya özen gösterir.
Şeriatın yaşanmadığı bir yol, zaten sirati müstakim yolu değildir şeriatı yaşamayan ve kendini şeyh olduğunu tanıtan kimse ise, şeytanın vekilidir. Çünkü şeriatı yaşamayan kimse mürşid olduğunu ne kadar iddia ederse etsin o yol HZ. ALLAHIN yolu değil ancak şeytanın yolu olabilir.
 
Ne dehşettir ki, madde ve menfaatlerini bu mübarek yoldan temin eden sahte şeyh ve mürşitler her tarafı işgal etmiş durumda. Bu sahtekârları gören insanlar bu mübarek yolu temsil eden her keze şüphe gözüyle bakıyorlar.
Ve bu sahtekâr tarikatçıların yaptığı iğrenç icraatların reklamlarını yapan halka duyuran Ehlisünnet düşmanı vahhabiler dağıttıkları kitaplarla insanların kafalarını karıştırıp kendi sapık fikirlerini dolduruyorlar son gelen haberlere göre Bosna’da karargâh kurmuşlar oradaki imana susamış insanların itikatlarını karmakarış etmişlerdir.

Bu sünneti seniyye ve evliya düşmanı insanların dağıttığı kitapları okuyanlar tasavvuf düşmanı oluyorlar. Onun için bu insanların dağıttığı kitapları okumayalım. Hz. ALLAH (c.c). cümlemizi razı olduğu beğendiği yolu buldursun orada son nefesimize kadar sabit kalmamızı nasip etsin. H:Z: ALLAHIN beğendiği sirati müstakim yolunda, şeriat ve sünneti seniyye eksiksiz uygulanır.

En önemlisi ise o toplulukta maddeye değil manaya önem verilir. Hiç bir hizmetten ücret istenmez. Hz. ALLAH ((c.c)) Ayeti kermesinde:
SİZDEN ÜCRET İSTEMEYENLERE UYUN ONLAR DOĞRU YOLDADIRLAR: yasin 21. buyuruyor.

Ve diğer bir ayeti kerimede ise,
FESTAKİM KEMA ÜMIRTE: EMROLUNDUĞUN GİBİ DOSDOĞRU OL: buyuruyor.
İşte gerçek ALLAH yolunu bu ve bu emirleri ihtiva eden Ayeti kerime ve hadisi şeriflerin emirlerini uygulayanların yolu sirati müstakim yoludur. Madde şöhret benlik içinde bulunan yol ise, şüpheli ve tehlikeli bir yoldur.

Riyazet konusuna gelince hiç bir şekilde yemekten içmekten uzak duran açlıkla terbiye olan kişinin günah işleyenine rastlamadım ancak nefsi azdıran çok yemek yiyenlerin günah işlemekten kurtulamadıklarını gördüm.

Geçmişte olduğu gibi, günümüzde yaşayan gerçek mürşidi kâmiller var onların bu perhizi uyguladıklarını biliyoruz.
Böyle riyazet yapabilen mübarek insanlar sayılacak kadar azdır,
Geçmiş çok uzun yıllar önce yaşayan ve aşırı Riyazet yapan vecd ve cezbeye kapılan, ALLAH dostlarının Teskeretül evliya eserinde hayat hikâyelerini okuyabilirsiniz.

Ahirete göçen bu mübarek velilerin en meşhurları çoğumuzun bildiği gibi Muhyiddin ibni Arabi, Beyazidi Bestami , İmami Rabbani, imami Gazali, Hasani Basri, Hallaci Mansur, Abdülkadir Geylani,
Nakşibend Bahaüddin ve isimlerini buraya sığdırmam mümkün olmayan efendilerimizdir,

Evvela, bizleri İslam dini ile şereflendiren Nur peygamberimiz Muhammed Mustafa s.a.v. Efendimize ve onun mukaddes yolundan giden bütün Ashabı kiram Meşayihi hizam efendilerimizin ve Cümlemizin üzerine H:Z ALLAH Celle Celalühünün salat ve SELAMI olsun.

Muhterem kardeşlerim,
Riyazet konusunu biraz açmak istiyorum şöyle ki, Geçmiş yıllarda günlerce aç susuz yaşayarak ibadet ve zikir ile nefsinin gücünü Ruhunun idaresine veren Evliyaların ibretli hayat hikâyelerini okumuşsunuzdur.

Onların gözünde dünyanın zerre kadar değeri ve önemi kalmamış, nedeni ise,  HZ. ALLAHIN gücünden akseden kudretli nuri enerji,  altına girdiklerinden o müthiş cazibe karşısında Nefs bu hararete dayanamaz Vücuttaki hâkimiyeti ruhun idaresine kaptırdığından kendi varlığını inkâr eder ve görünen bütün varlıkların Hz. ALLAH'a ait olduğunu kabul eder.

Kendi vücudunun dahi kendine ait olmadığını duyurmak ister.
İşte geçmişte Beyazidi Bestami  Hz. Hallacı Mansur hazretleri gibi zatların hayat yaşamlarında uyguladıkları riyazetlerin tesiri ile bu cezbenin verdiği hararet hallerine yakalandıklarında vücudlarını saran Hz. ALLAH'ın gücünün tesirinden iradelerini kaybedince, o halden haberi olmayan insanların anlamayacağı sözleri söylemişlerdir.

Bir defasında, Beyazidi Bestami  Hazretlerini n kapısına bir misafir gelir kapıyı çalar Beyazidi Bestami  Hz. kimi istiyorsun deyince, Beyazidi görmek istiyorum diyor oda cezbe halinde olduğundan git, burada ALLAHTAN başka kimse yok diyor gelen ziyaretçi de etrafa yayıyor ki, Beyazit kendinin ALLAH olduğunu söylüyor.

Tabidir ki, o zaman onun halini çoğu insanlar anlamadığı gibi bu günümüzde de anlayan çok az.

Onun bir kıssası daha aklıma geldi. Tasavvuf seyhlerinden birisi talebesini hacca uğurluyorken, ona diyor ki, oğlum hacc dönüşünde beyazidi Bestami  Hazretlerini  ziyaret et ve selamlarımı söyle, bu emri alan mürid hacc dönüşü beyazidi Bestami  hazretlerine uğrar ve selamını söyler.

Selamı aldıktan sonra oğlum şeyhinizin hikmetli hangi sözü var der, mürid de, Şeyhim der ki, yerden altın taşsa, gökten gümüş yağsa, dönüp bakmam bana ALLAH yeter diyor deyince, Bestami  Hz. O, daha kemale ermemiş olgunlaşmamış diyor.

Mürit, de Efendim aslı nedir söyleyiniz de şeyhime bildireyim deyince, Ne yer görürüm ne de gök, fani beyazid diyor. Yani,
LÂ MEVCUDA İLLALLAH, ALLAHTAN başka mevcud yok. Diyor.
İşte, HZ. ALLAHIN nuru ile nurlanan böyle güzel insanların gıybetini yapan onların kusurlarını araştıran Ehlisünnete karşı çıkan insanları Hz. ALLAHA havale etmekten başka ne yapabiliriz.

Bir kaç sene evvel savaş ay ve ekibi, Organ nakline karşı olan mübarek bir velinin robot resmini yaparak atv televizyonunda program yapmış kendi sesiyle taklit edip alay etmişti. Çok üzülmüştük

Çünkü o mübarek insanı çok iyi tanıyorum her sözünü kurana göre konuşuyordu.
Organ nakline karşıydı.
İnsanların organlarını ruhlarını teslim etmeden aldıklarını, cinayet işlediklerini söylüyordu. İşte savaş ay bu mübarek insanı çok incitti. Sonunda da savaş ay boğaz kanserine yakalandı.

Ayeti kerimede:
İYİ BİLİN Kİ, ALLAHIN VELİ KULLARI İÇİN HİÇ BİR KORKU YOKTUR ONLAR MAHZUN DA OLMAYACAKLARDIR ONLAR İMAN EDİP TAKVAYA ERMİŞ OLANLARDIR DÜNYA HAYATINDA DA AHİRETTE DE ONLAR İÇİN MÜJDELER VARDIR.(Yunus 62,63,64)

ALLAHU TELÂ Alemlere rahmet olarak gönderdiği Efendimiz MUHAMMED Aleyhisselâmı bir Ayeti kerimede beşeriyete şu şekilde tanıtıyor.
O, PEYGAMBER MÜMİNLERE, ÖZ NEFİSLERİNDEN DAHA EVLADIR CANLARINDAN DA İLERİDİR.
(Ahzap/6)
ALLAHU TEÂLA, Böyle buyuruyor ve iman edenlere duyuruyor.
Bunu böyle bilip iman edenin imanı kemale ermiştir.
Bu halde olmayanlar her ne kadar iman etmiş gibi görünüyor iseler de imanları surette kalmıştır İmandan mahrumdur.

Muhterem kardeşlerim,   Hz. ALLAH (c.c).1995 yılında Hacc farzını eda etmeyi nasip etti ona sonsuz hamdü senalar olsun. O

Orada yaşadığım bir hatıramı sizlere anlatmak istiyorum şöyle ki, Mekke’de vazifemizi eda ettikten sonra Medine’ye Resulullah s.a.v. Efendimizi ziyarete geldik, yanımda bulunan bir genç gözleri yaşlı olarak duvarlara ellerini sürüyor Peygamber s.a.v. Efendimizin aşkı ile ağlıyordu.

Onun o, halinden rahatsız olan bir vehhabi Türk, karşıdan ona laf atmaya başladı ve senin ellerini sürüp durduğun duvardaki fayanslar Türkiye’den geldi sen ise onlardan medet bekliyorsun deyince, genç hacı da, nereden geldiği hiç de önemli değil şimdiki bulunduğu mekâna bak deyince. Ben Vahhabi Türk gencinin yanına gittim.
 
 Ona, o insanın maneviyatı ile alay ettiğinin farkında mısın ALLAHTAN korkmuyor musun hemde bu hatayı bu mübarek yerde yapıyorsun.
Sende biliyorsun ki, o insan fayanslara değer vermiyor,  o duvarların arasındaki kabri şerifte yatan Hz. Peygamber Efendimizin sevgisinin coşkusundan yapıyor.
Keşke sende öyle bir Aşkın ateşine tutulsaydın onun sevgisinin verdiği muhabbetten belki dünyadan göçmeden senin ziyaretine gelir Onunla mana aleminde buluşur onun mübarek yüzünü görür nurlanırdın deyince, bu mümkün mü dedi Evet,  fakat onu canından çok sever sünneti seniyyesine tam teslim olursan olur.
Bu aklınla devam edersen hayalinden bile geçirme dedim ve ayrıldım.
Muhterem kardeşlerim yukarıda geçen Ahzap Süresi 6. Ayeti kerimede geçen emirlere dikkat edersek Hz. ALLAH (C.C).  Her kim, h. z. Peygamberi canından nefsinden daha fazla sevmedikçe tam olarak iman etmiş olmaz buyuruyor.

Vehhabiler ve onların yandaşları ise Hz. Peygamberimiz Efendimize gereken değeri vermedikleri gibi sünnetine de tam olarak uymuyorlar.
Onlara tabii olanları da kafalarını karıştırarak Hidayetten mahrum ediyorlar.
Hz. ALLAH (c.c).  Cümlemizi beğenip seçtiği yolunda bulunan kullarından etsin.
Dünyada ve Ahirette selamet ve huzur versin.
Velhamdü Lillahi Rabbil Âlemin.
ALLAHÜMME SALLİ ALA SEYYİDİNA VE NEBİYYİNA MUHAMMEDİN VE ALA ALİ MUHAMMED.
Kalpten inan ey Müslüman.Tasavvuf İslam Dinini Sözde Değil Özde Yaşamaktır.

Muhterem kardeşlerim

Selamı Aleyküm. Daha evvel, H:Z ALLAHIN veli kullarını şeytana benzetenlere cevaptır yazısını faydası olur ümidiyle sizlerin nazarı dikkatine sunmustuk. Şimdi ise ikinci yazımızı sizlere sunuyorum.
Tabiidir ki, Hidayet Hz. ALLAHTANDIR Kula düşen doğru bildiğini söylemektir.

Fakat yaşayıp görmediği hissedip anlamadığı hayatı okuduğu kitaplarla ve kendi aklı ile değerlendiren kişiler yanılmaktan kurtulamazlar. Neden dersek olayları yaşayan bilir yaşamayan ne bilir.
Herkesin aklı ise bir değildir. Nefsani akıllı insanlar olduğu gibi ki, insanların çoğu bu akıldadır.

Yeme içme giyme gezme taklidi ibadet ile mutfak ve afedersiniz, tuvalet arasında ömrünü geçirir. Fakat aklı Nurani ise, bu güzel insanlar azın azıdırlar şehveti azmasın diye az yer az içerler. Bir gün Peygamber s.a.v. efendimize sahabilerden bir kişi geliyor.
Ya Resulullah, ne yapsam nefsime hakim olamıyorum bana nasihat eder misin diyor.
Resulullah s.a.v. Efendimiz, Oruç tut buyurmuşlar. Bu hadisi şerifi hepimiz biliyoruz. Bu hadisi şeriften anladığımız, gerçek boğazına hakim olamıyan nefsine hakim olamaz.
Onun için ALLAH dostları az yemeyi az içmeyi adet edinirler ve müritlerine de ayni rejimi uygulamaya azami gayret gösterirler ve düşününüz ki. Fazla yemekten meydana gelen obazite Hastalığının dünyayı sardığı günümüzde insanlar dervişler gibi az yeseler şeker hastası, tansiyon hastası kalp hastası olmazlar.

İşte tasavvufa giren müridin ilk kazancı zahiri faydası olan sıhhatini korumasıdır ikinci kazancı ise şehvetini azdırmadığı için namusunu korumasıdır. Bu yaşanmış ve tecrübe edilmiş bir gerçektir ki, nefis küçüldükçe Ruh kuvvetlenir Ruh kuvvetlenince de, Hz. ALLAHA karşı sevgi çoğalır onun için Resulullah S.a.v. Efendimiz,
En şiddetli düşmanın iki yanın arasındaki nefsindir buyurmuştur. (beyhaki). Muhterem kardeşlerim. İnsan dünyaya gelip akılbali olduğunda zahiri batini tahsilini kendi ailesinden öğrenmesiyle başlar.

Annesi babası ninesi ve dedesinden ne görüyorsa o şeyleri benimser ve gelecek yaşamında ona lazım olan Zahiri, elle tutulan gözle görünen dünya bilgilerini. Batini ise, Dünyada görünmeyen Ahiret hayatının ölümsüz hayat bilgilerini öğrenir ve Dünya ve Ahirete ait sınavları başlamış olur.
 
Ne şanslı bir insandır ki, İslamı yaşayan bir ailesi var. Ve ne talihsiz bir insandır ki, İslamı yaşamayan bir aileden yetişip dünya ve Ahiret sınavına devam ediyor.

İşte tasavvuf, islâmi bilgilerden mahrum ailelerden yetişen insanların dinlerini öğrenmeleri için, zahiri Alimlerin nefslerini dengelemeleri için, bir kapısı dünyaya, bir kapısı Ahirete açılmış okuldur. Bu okula giren insan, şeriatın emirlerini ve Resulullah s.a.v. Efendimizin emirlerini eksiksiz uygulamaya özen gösterir.
Şeriatın yaşanmadığı bir yol, zaten sirati müstakim yolu değildir şeriatı yaşamayan ve kendini şeyh olduğunu tanıtan kimse ise, şeytanın vekilidir. Çünkü şeriatı yaşamayan kimse mürşid olduğunu ne kadar iddia ederse etsin o yol HZ. ALLAHIN yolu değil ancak şeytanın yolu olabilir.
 
Ne dehşettir ki, madde ve menfaatlerini bu mübarek yoldan temin eden sahte şeyh ve mürşitler her tarafı işgal etmiş durumda. Bu sahtekârları gören insanlar bu mübarek yolu temsil eden her keze şüphe gözüyle bakıyorlar.
Ve bu sahtekâr tarikatçıların yaptığı iğrenç icraatların reklamlarını yapan halka duyuran Ehlisünnet düşmanı vahhabiler dağıttıkları kitaplarla insanların kafalarını karıştırıp kendi sapık fikirlerini dolduruyorlar son gelen haberlere göre Bosna’da karargâh kurmuşlar oradaki imana susamış insanların itikatlarını karmakarış etmişlerdir.

Bu sünneti seniyye ve evliya düşmanı insanların dağıttığı kitapları okuyanlar tasavvuf düşmanı oluyorlar. Onun için bu insanların dağıttığı kitapları okumayalım. Hz. ALLAH (c.c). cümlemizi razı olduğu beğendiği yolu buldursun orada son nefesimize kadar sabit kalmamızı nasip etsin. H:Z: ALLAHIN beğendiği sirati müstakim yolunda, şeriat ve sünneti seniyye eksiksiz uygulanır.

En önemlisi ise o toplulukta maddeye değil manaya önem verilir. Hiç bir hizmetten ücret istenmez. Hz. ALLAH ((c.c)) Ayeti kermesinde:
SİZDEN ÜCRET İSTEMEYENLERE UYUN ONLAR DOĞRU YOLDADIRLAR: yasin 21. buyuruyor.

Ve diğer bir ayeti kerimede ise,
FESTAKİM KEMA ÜMIRTE: EMROLUNDUĞUN GİBİ DOSDOĞRU OL: buyuruyor.
İşte gerçek ALLAH yolunu bu ve bu emirleri ihtiva eden Ayeti kerime ve hadisi şeriflerin emirlerini uygulayanların yolu sirati müstakim yoludur. Madde şöhret benlik içinde bulunan yol ise, şüpheli ve tehlikeli bir yoldur.

Riyazet konusuna gelince hiç bir şekilde yemekten içmekten uzak duran açlıkla terbiye olan kişinin günah işleyenine rastlamadım ancak nefsi azdıran çok yemek yiyenlerin günah işlemekten kurtulamadıklarını gördüm.

Geçmişte olduğu gibi, günümüzde yaşayan gerçek mürşidi kâmiller var onların bu perhizi uyguladıklarını biliyoruz.
Böyle riyazet yapabilen mübarek insanlar sayılacak kadar azdır,
Geçmiş çok uzun yıllar önce yaşayan ve aşırı Riyazet yapan vecd ve cezbeye kapılan, ALLAH dostlarının Teskeretül evliya eserinde hayat hikâyelerini okuyabilirsiniz.

Ahirete göçen bu mübarek velilerin en meşhurları çoğumuzun bildiği gibi Muhyiddin ibni Arabi, Beyazidi Bestami , İmami Rabbani, imami Gazali, Hasani Basri, Hallaci Mansur, Abdülkadir Geylani,
Nakşibend Bahaüddin ve isimlerini buraya sığdırmam mümkün olmayan efendilerimizdir,

Evvela, bizleri İslam dini ile şereflendiren Nur peygamberimiz Muhammed Mustafa s.a.v. Efendimize ve onun mukaddes yolundan giden bütün Ashabı kiram Meşayihi hizam efendilerimizin ve Cümlemizin üzerine H:Z ALLAH Celle Celalühünün salat ve SELAMI olsun.

Muhterem kardeşlerim,
Riyazet konusunu biraz açmak istiyorum şöyle ki, Geçmiş yıllarda günlerce aç susuz yaşayarak ibadet ve zikir ile nefsinin gücünü Ruhunun idaresine veren Evliyaların ibretli hayat hikâyelerini okumuşsunuzdur.

Onların gözünde dünyanın zerre kadar değeri ve önemi kalmamış, nedeni ise,  HZ. ALLAHIN gücünden akseden kudretli nuri enerji,  altına girdiklerinden o müthiş cazibe karşısında Nefs bu hararete dayanamaz Vücuttaki hâkimiyeti ruhun idaresine kaptırdığından kendi varlığını inkâr eder ve görünen bütün varlıkların Hz. ALLAH'a ait olduğunu kabul eder.

Kendi vücudunun dahi kendine ait olmadığını duyurmak ister.
İşte geçmişte Beyazidi Bestami  Hz. Hallacı Mansur hazretleri gibi zatların hayat yaşamlarında uyguladıkları riyazetlerin tesiri ile bu cezbenin verdiği hararet hallerine yakalandıklarında vücudlarını saran Hz. ALLAH'ın gücünün tesirinden iradelerini kaybedince, o halden haberi olmayan insanların anlamayacağı sözleri söylemişlerdir.

Bir defasında, Beyazidi Bestami  Hazretlerini n kapısına bir misafir gelir kapıyı çalar Beyazidi Bestami  Hz. kimi istiyorsun deyince, Beyazidi görmek istiyorum diyor oda cezbe halinde olduğundan git, burada ALLAHTAN başka kimse yok diyor gelen ziyaretçi de etrafa yayıyor ki, Beyazit kendinin ALLAH olduğunu söylüyor.

Tabidir ki, o zaman onun halini çoğu insanlar anlamadığı gibi bu günümüzde de anlayan çok az.

Onun bir kıssası daha aklıma geldi. Tasavvuf seyhlerinden birisi talebesini hacca uğurluyorken, ona diyor ki, oğlum hacc dönüşünde beyazidi Bestami  Hazretlerini  ziyaret et ve selamlarımı söyle, bu emri alan mürid hacc dönüşü beyazidi Bestami  hazretlerine uğrar ve selamını söyler.

Selamı aldıktan sonra oğlum şeyhinizin hikmetli hangi sözü var der, mürid de, Şeyhim der ki, yerden altın taşsa, gökten gümüş yağsa, dönüp bakmam bana ALLAH yeter diyor deyince, Bestami  Hz. O, daha kemale ermemiş olgunlaşmamış diyor.

Mürit, de Efendim aslı nedir söyleyiniz de şeyhime bildireyim deyince, Ne yer görürüm ne de gök, fani beyazid diyor. Yani,
LÂ MEVCUDA İLLALLAH, ALLAHTAN başka mevcud yok. Diyor.
İşte, HZ. ALLAHIN nuru ile nurlanan böyle güzel insanların gıybetini yapan onların kusurlarını araştıran Ehlisünnete karşı çıkan insanları Hz. ALLAHA havale etmekten başka ne yapabiliriz.

Bir kaç sene evvel savaş ay ve ekibi, Organ nakline karşı olan mübarek bir velinin robot resmini yaparak atv televizyonunda program yapmış kendi sesiyle taklit edip alay etmişti. Çok üzülmüştük

Çünkü o mübarek insanı çok iyi tanıyorum her sözünü kurana göre konuşuyordu.
Organ nakline karşıydı.
İnsanların organlarını ruhlarını teslim etmeden aldıklarını, cinayet işlediklerini söylüyordu. İşte savaş ay bu mübarek insanı çok incitti. Sonunda da savaş ay boğaz kanserine yakalandı.

Ayeti kerimede:
İYİ BİLİN Kİ, ALLAHIN VELİ KULLARI İÇİN HİÇ BİR KORKU YOKTUR ONLAR MAHZUN DA OLMAYACAKLARDIR ONLAR İMAN EDİP TAKVAYA ERMİŞ OLANLARDIR DÜNYA HAYATINDA DA AHİRETTE DE ONLAR İÇİN MÜJDELER VARDIR.(Yunus 62,63,64)

ALLAHU TELÂ Alemlere rahmet olarak gönderdiği Efendimiz MUHAMMED Aleyhisselâmı bir Ayeti kerimede beşeriyete şu şekilde tanıtıyor.
O, PEYGAMBER MÜMİNLERE, ÖZ NEFİSLERİNDEN DAHA EVLADIR CANLARINDAN DA İLERİDİR.
(Ahzap/6)
ALLAHU TEÂLA, Böyle buyuruyor ve iman edenlere duyuruyor.
Bunu böyle bilip iman edenin imanı kemale ermiştir.
Bu halde olmayanlar her ne kadar iman etmiş gibi görünüyor iseler de imanları surette kalmıştır İmandan mahrumdur.

Muhterem kardeşlerim,   Hz. ALLAH (c.c).1995 yılında Hacc farzını eda etmeyi nasip etti ona sonsuz hamdü senalar olsun. O

Orada yaşadığım bir hatıramı sizlere anlatmak istiyorum şöyle ki, Mekke’de vazifemizi eda ettikten sonra Medine’ye Resulullah s.a.v. Efendimizi ziyarete geldik, yanımda bulunan bir genç gözleri yaşlı olarak duvarlara ellerini sürüyor Peygamber s.a.v. Efendimizin aşkı ile ağlıyordu.

Onun o, halinden rahatsız olan bir vehhabi Türk, karşıdan ona laf atmaya başladı ve senin ellerini sürüp durduğun duvardaki fayanslar Türkiye’den geldi sen ise onlardan medet bekliyorsun deyince, genç hacı da, nereden geldiği hiç de önemli değil şimdiki bulunduğu mekâna bak deyince. Ben Vahhabi Türk gencinin yanına gittim.
 
 Ona, o insanın maneviyatı ile alay ettiğinin farkında mısın ALLAHTAN korkmuyor musun hemde bu hatayı bu mübarek yerde yapıyorsun.
Sende biliyorsun ki, o insan fayanslara değer vermiyor,  o duvarların arasındaki kabri şerifte yatan Hz. Peygamber Efendimizin sevgisinin coşkusundan yapıyor.
Keşke sende öyle bir Aşkın ateşine tutulsaydın onun sevgisinin verdiği muhabbetten belki dünyadan göçmeden senin ziyaretine gelir Onunla mana aleminde buluşur onun mübarek yüzünü görür nurlanırdın deyince, bu mümkün mü dedi Evet,  fakat onu canından çok sever sünneti seniyyesine tam teslim olursan olur.
Bu aklınla devam edersen hayalinden bile geçirme dedim ve ayrıldım.
Muhterem kardeşlerim yukarıda geçen Ahzap Süresi 6. Ayeti kerimede geçen emirlere dikkat edersek Hz. ALLAH (C.C).  Her kim, h. z. Peygamberi canından nefsinden daha fazla sevmedikçe tam olarak iman etmiş olmaz buyuruyor.

Vehhabiler ve onların yandaşları ise Hz. Peygamberimiz Efendimize gereken değeri vermedikleri gibi sünnetine de tam olarak uymuyorlar.
Onlara tabii olanları da kafalarını karıştırarak Hidayetten mahrum ediyorlar.
Hz. ALLAH (c.c).  Cümlemizi beğenip seçtiği yolunda bulunan kullarından etsin.
Dünyada ve Ahirette selamet ve huzur versin.
Velhamdü Lillahi Rabbil Âlemin.
ALLAHÜMME SALLİ ALA SEYYİDİNA VE NEBİYYİNA MUHAMMEDİN VE ALA ALİ MUHAMMED.
Kalpten inan ey Müslüman. 0