İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

Allah-u Teâlâ’nın Sevgilileri’nin İfşaatlarına İzah ve Açıklamalar (1) Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- 1

HÂTEM-İ VELİ

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- 1


Allah-u Teâlâ’nın Sevgilileri’nin İfşaatlarına İzah ve Açıklamalar (1)

 

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- 1

 

 

Hazret-i Allah’ın sevgilileri
bu külliyat hakkında neler söylemişler,
bu size beyan edilecek ve bu mevzuya devam edilecektir.
Çünkü bu ilim bilinmiyor, hakikat görülmüyor...
Zan, nam, şöhret ve makam üzerinde çalışma yapılıyor.
Amma bu yol bunu kaldırmaz,
onlar da bu yolu kaldıramazlar.
Nasibi olan nasibini alır, uyanan uyanır.
Böylece dilediğine hidayet verir.
“Selâm olsun hidayete tâbi olanlara.” (Tâhâ: 47)

Evliyâ-i kirâm Hazerâtı kendilerine ihsan buyurulan hikmet ve ilhâmın yüceliği ile, tâ asırlar öncesinden âhir zamanı ve bu zamana saklanan zâtı müşâhade edip, onun makâmını, vasıflarını ve yapacağı bütün icraatları en ince ayrıntısına kadar haber verdikleri gibi; âhir zaman gelip çatınca, bütün alâmet ve işâretleri ile zuhur eden Hâtemü’l-evliyâ -kuddise sırruh- Hazretleri de, ümmî olmasına ve bu Zevât-ı kirâm’ın yazmış olduğu hiçbir eseri okumamasına rağmen, bu Zevât-ı kirâm’ın kitaplarında işaret ettikleri bütün sırları ve hatta bu yüzden başlarına gelen olayları en ince ayrıntısına varıncaya kadar ortaya koymuş; ifşaatlarındaki bir çok esrarı açıklarken, onlara yöneltilen haksız iddiâ ve ithamları da, sırf ilâhî müşâhadeye dayanan bir ilimle tespit ederek beşeriyete duyurmuştur.

İşte bu aydan itibaren biz de size, Evliyâ-i kirâm Hazerâtı’nın eserlerinde tafsilatlı bir biçimde anlattıkları bu sırları, bugün hakikat ehlinin yegâne delili, rehberi ve sığınağı olan bu zât-ı muhterem’in açıklamaları ile birlikte arzedeceğiz. Böylelikle “Hâtemü’l-velâye” meselesi, şimdiye kadar kapalı kalan bu beyanlara getirilen eşsiz açıklamalar sayesinde, biiznillâhi Teâlâ tamamen günyüzüne çıkacak ve daha iyi anlaşılacaktır.

 

HAKÎM et-TİRMİZÎ
-Kuddise Sırruh- HAZRETLERİ ve
“HÂTEMÜ’L-VELÂYE” HAKKINDAKİ
İFŞAATLARININ AÇIKLAMASI:

Tasavvuf kitaplarında “Velilerin Hakîm’i” diye anılan Ebu Abdullah Muhammed bin Ali el-Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri, milâdî dokuzuncu asrın başlarında Buhâra’nın güneyinde, Ceyhun nehri kıyısındaki Tirmiz kasabasında dünyaya gelmiş ve Ebû Turab en-Nahşebî, Ahmed bin Hadraveyh, Yahyâ bin Muâz er-Râzî gibi, tasavvufun müstesnâ simâlarının sohbetlerinde yetişmiştir.

“Tezkîretü’l-evliyâ”da kaydedildiğine göre, hikmetteki gâyeye ulaşan ve yaşadığı devirde sözlerini anlayacak tek bir kimse dahi bulunmayan Hazret, özellikle “Hâtemü’l-evliyâ” hakkındaki sözleri nedeniyle, çoğu zaman zâhirî ulemânın hücum ve iftirâlarına uğramıştır.

“İlmü’l-evliyâ’”, “Hatmü’l-evliyâ’”, “Nevâdirü’l-Usûl”, “Kitâbu’r-Riyâze ve Edebü’n-Nefs”, “Kitâbu Akl ve’l-Hevâ” ve “İlelü’ş-Şerî’a” gibi kıymetli eserlerin müellifi olan Hazret, 932 (H.318) yılında Tirmiz’de vefât etmiştir.

“Hatmü’l-evliyâ’” kitabında, eşine rastlanmamış bir ilham ve marifetle; o zamana kadar hiç kimsenin işaret etmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve varlığından hiç kimsenin haberdar olmadığı çok büyük bir zâtın, dünyanın zevâl vakti gelince zuhur edeceğini müjdelemiş; Muhammed Aleyhisselâm peygamberlerin Hâtem’i olduğu gibi, onun da velilerin Hâtem’i olacağını haber vermiştir.

 

Hâtemü’l-Evliyâ ve Mehdî’nin Hususiyeti:

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri “Hatmü’l-evliyâ’” kitabının son bölümünde; ümmetin ilk öncülerinden olan Hazret-i Ebu Bekir ve Ömer -radiyallahu anhümâ- ile, âhir zamandaki son öncüleri olan Hâtemü’l-evliyâ ve Mehdî’yi derece yönünden değerlendirerek, bölümün başında âhir zamanla ilgili olarak kendisine sorulan; “Bu zamanda Ebu Bekir ve Ömer’e denk kimse bulunması mümkün müdür?” sorusuna şu cevâbı vermiştir:

“Bu zaman ehlinden de Allah-u Teâlâ’nın rahmetini gizlediği, öncülerden kıldığı; kendisine yaklaştırdığı ve seçtiği kimseler neden olmasın? Mehdî âhir zamanda değil midir? O fetrette adâleti ayakta tutacak, hiç kimse onu acze düşüremeyecektir. Velilerin “Hâtemü’l-velâye”sini elinde bulunduran kimse de âhir zamanda değil midir? O kıyâmet gününe kadar bütün velilere Allah’ın hüccetidir.

Nasıl ki peygamberlerin sonuncusu olan Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-e ‘Hâtemü’n-nübüvve’ verilmişse ve o bütün peygamberler üzerine Allah-u Teâlâ’nın bir hücceti ise, velilerin sonuncusu olan bu veli de âhir zamanda öyle olacaktır.” (“Hatmü’l-evliyâ”, s. 427, bas.: Hakikat Yay. İstanbul, 2002)

Açıklaması:

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri halkın dimağını bulandırmamak için, “Hâtemü’l-velî” ile “Hazret-i Mehdî”yi beraber zikretti. Yalnız Hâtemü’l-velî’den bahsetse halkın dimağı almayacaktı, onlarla denk yapmak için evvela Hazret-i Mehdî’yi öne sürdü; “Bunlar da onlar gibidir!” demek istedi. Fakat o kadar gizli konuşuyor ki; “Onlar o zamanın büyükleriydi, bunlar da bu zamânın büyükleridir!” demek istiyor. Yani onların zamanında üstün olan onlardı, bunların zamanında da üstün olanlar bunlardır diyor.

Çünkü Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde:

“Ebu Bekir ve Ömer benim için, başa nispetle göz ve kulak gibi aziz ve mühimdir.” buyurmuşlardır. (Tirmizî)

Onların yaptığı maddî ve mânevî fedâkârlık hiçbir şeyle ölçülmez, onlar bir kere geldi.

Her peygamber yerinden sürülmüştür. Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri de “Hatmü’l-evliyâ’” isimli kitabını yazması, Allah-u Teâlâ’nın Hâtemü’l-velî hakkında kendisine ihsân ettiği bilgileri açığa vurması sebebiyle memleketinden sürülmüştür.

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri doğrudan doğruya Resulullah Aleyhisselâm’ın vekâletini taşıyordu. Allah-u Teâlâ onda tecellî ettiği, esrârını ona bildirdiği için; onun bu husustaki ilhâmına o zamanda başka hiçbir fert yetişemediği, ona verdiğini başkasına vermediği için ilimleri ve akılları yetmedi, halkın dimağı almadı. Çünkü tecelliyât ayrı şeydir, O dilediğine tecellî eder. O zamanki ulemâ bu tecelliyât-ı ilâhî’ye vâkıf değildi; ilimleri ve akılları yetmediği için de muhâlefet ettiler. Hased de araya girince memleketini terketmeye mecbur bıraktılar. Bu ise onun çok büyüklüğüne işaret ve delâlet eder.

Ve bu zât-ı muhterem’in beyanları bugün değer buldu.

Dikkat ederseniz Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz ilk vahyi aldıktan sonra gördüklerini anlattığında, Varaka bin Nevfel şöyle söylemişti:

“‘Senin gördüğün, Allah tarafından Musa peygamber’e gönderilen Nâmûs-u ekber’dir. Ah, ne olurdu! Senin dâvet günlerinde genç olsaydım, kavmin seni yurdundan çıkaracağı günlerde hayatta olsaydım da sana yardımcı olabilseydim!’

Resulullah Aleyhisselâm;

‘Onlar beni çıkaracaklar mı?’ diye sordu.

Varaka; ‘Evet!’ dedi, ‘Çünkü hiçbir peygamber yoktur ki, kavmi tarafından düşmanlığa mâruz kalmasın. Eğer ben senin dâvet günlerine yetişirsem, olanca gücümle sana yardım ederim.’

Fakat uzun bir zaman geçmeden Varaka öldü, dâvet zamanına yetişemedi.” (Buhârî-Müslim)

Ne kadar akıllı bir kimse imiş ki bu sözü söyleyebiliyor. Bu sözü bütün müslümanlara bir ibrettir. Yani o yardım edecekti, siz niye duruyorsunuz?

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri fakirden haber verirken, bin küsür sene sonra biz de ondan haber veriyoruz; “O öyle idi, sebebi de bu idi!” diyoruz. Allah-u Teâlâ’nın bu bilgiye sahip edeceğini, size söyleyeceğimiz bu sözleri o biliyordu. Allah-u Teâlâ fakire öyle bir üslûp vermiş ki, perde arkasından her şeyi söylüyoruz.

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri o kadar büyük bir zât imiş ki, bir çok esrâr-ı ilâhî’ye mazhar olmuş. Kime nasıl bir derece vereceğini de, tecellî edeceğini de bilmiş, kaplerdeki gizli tecelliyâta bile vâkıf olmuş!..

Allah-u Teâlâ o zamanda ona tecellî ettiği gibi hiç kimseye tecellî etmemiş, ona hakîkati duyurmuş ve öyle bir “Sirâc-ı münîr” olmuş ki; başta Muhyiddîn İbnü’l-Arâbî -kuddise sırruh- ve İmâm-ı Rabbânî -kuddise sırruh- Hazretleri olmak üzere, bir çok veliler onun nûrundan ışık almışlar, ifşaatlarından istifâde etmişlerdir.

 

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri
“Hatmü’l-Evliyâ” Kitabı’nı Yazdığı İçin Tirmiz’den Kovulmuştu!..

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri “Hatmü’l-evliyâ’” ve “İlelü’ş-Şerî’a” kitaplarını yazması nedeniyle, Tirmiz fukahâsı tarafından küfürle damgalanmış ve Belh şehrine göçetmek zorunda bırakılmıştı.

Ebu Abdurrahman es-Sülemî -kuddise sırruh- Hazretleri onun başından geçen bu hadiseyi ve Tirmiz fakihleri ile arasında geçen konuşmayı güzel bir üslûpla naklederek şöyle buyurmuştur:

“Hakîm’i Tirmiz’den sürdüler, onu küfürle damgalayıp oradan çıkardılar. Bunun sebebi de ‘Hatmu’l-velâye’ kitabını ve ‘İlelü’ş-Şerî’a’ kitabını tasnif etmesidir. Ona; ‘Sen peygamberlerin hâtemi olduğu gibi velilerin de bir hâtem’i bulunduğunu, Peygamber Aleyhisselâm’ın; ‘Peygamberler ve şehidler onlara gıpta ederler.’ buyurmasını delil gösterip, velâyet’in nübüvvet’ten üstün olduğunu söylüyormuşsun!’ dediler.

O da: ‘Onlarda bir üstünlük bulunmasaydı gıpta etmezlerdi!’ dedi. Nihayet Belh’e ayak bastı, oradakilerin, gittiği yol hakkında kendisine muvâfakat etmeleriyle kendini kabul ettirebildi.” (Sübkî, “Tabâkatü’ş-Şâfi’iyye”, c. 2, s. 245)

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |