İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

Allah-u Teâlâ’nın Sevgilileri’nin İfşaatlarına İzah ve Açıklamalar (5) Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- (5)

HÂTEM-İ VELİ

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- 5


Allah-u Teâlâ’nın Sevgilileri’nin İfşaatlarına İzah ve Açıklamalar (5)

 

Hakîm et-Tirmizî
-kuddise sırruh- (5)

 

Âhir Zamanda Gönderilen Büyük Dâvetçi:

Dünya bozulmaya yüz tuttuğu, fitne ve fesad arttığı bir zamanda, Allah-u Teâlâ sevdiği ve seçtiği kullarından birini gönderip, onunla o ifsâdı kaldırır.

Hele hele dünyanın son zamanında; dinsizliğin, ahlâksızlıkların her türlüsünün son haddine vardığı, bilhassa deccâlden daha beter olan saptırıcı imamların türeyip dîn-i İslâm’ı aslından çıkarmak istedikleri bir anda; Allah-u Teâlâ yeni bir din değil de, ancak İslâm dînini kuvvetlendirmek ve halkı imana dâvet etmek için bir dâvetçi gönderir.

“Hatmü’l-velâye” adlı eserde beyan buyurulduğuna göre; Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri âhir zamanda gönderilecek olan bu “dâvetçi” hakkında şöyle söylemiştir:

“Âhir zamanda Mehdî yokken, henüz yaklaştırılıp seçilmemişken, aradaki boşlukta (fetrette) Hâtemü’l-velâye’den başka adâleti ayakta tutan kimse olmaz. O kıyamet gününe kadar bütün velîlere Allah’ın bir hücceti olur.

Nasıl ki peygamberlerin sonuncusu olan Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-e ‘Hâtemü’n-nübübüvve’ verilmişse ve o kıyamet gününe kadar bütün peygamberler üzerine Allah-u Teâlâ’nın bir hücceti ise, velîlerin sonuncusu olan bu velî de âhir zamanda öyle olacaktır.” (“Hatmü’l-velâye”; 168b vr.)

Dikkat edilirse; “Ondan başka adâleti ayakta tutacak kimse bulunmaz!” buyuruyor. Bu söz sadece Türkiye’yi değil, dünyayı kapsıyor; bu nûr değil Türkiye’ye, bütün dünyaya yayılıyor.

Hazret bu beyânı ile, onun Hazret-i Mehdi gelmeden evvel adâleti ayakta tutacağını haber vermekle her ikisini de bitiştirmiş oluyor. Çünkü Allah-u Teâlâ adâleti onunla ayakta tutacak. Daha doğrusu Allah-u Teâlâ onu öne sürmüştür. Tek kelime ile; o bir robot gibidir, tecelliyât-ı ilâhî Allah-u Teâlâ’nındır. Onu O öne sürmüş ve onda tecellî etmiştir.

Hakk Celle ve Alâ Hazretleri böyle murâd etmiş, dînin üstünlüğünü ve adâletini onunla ayakta tutmayı dilemiş!..

Âl-i imrân sûre-i şerîf’inin seksen birinci Âyet-i kerime’sinde beyan buyurulduğu üzere; Allah-u Teâlâ bütün Peygamber Aleyhimüsselâm Efendilerimiz’e Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in geleceğini duyurmuş; îmân edeceklerine ve ona sadâkat göstereceklerine dâir onlardan söz almıştı. Binâenaleyh hepsi de onun geleceğini biliyorlardı.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:

“Resulullah size neyi verdiyse onu alın, neyi yasak ettiyse ondan sakının!” buyuruyor. (Haşr: 7)

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz de alâmetleri ile beraber Hazret-i Mehdî’nin geleceğini bildirmiş; onun hakkında bir çok Hadîs-i şerif’ler beyan etmiştir.

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri’ne de “Hâtemü’l-velî”yi bildirmek emri ve vazifesi verilmiştir.

O nûrunu ve ilhâmını Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in Hadis-i şerîf’lerinden aldı, Allah-u Teâlâ ona dilediğini bildirdi ve gösterdi; o nûr ışığı altında, Allah-u Teâlâ’nın ilhâmı ile gördü, bildi ve yazdı. Zira Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hazret-i Mehdî hakkında bir çok beyanlarda bulunduğu gibi; “Hâtemü’l-velî” hakkında da sahtelerinin çıkmaması için beyanlarda bulunmuş ve bazı işâretler vermiştir.

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri “Hatmü’l-evliyâ” adlı kitabında Hazret-i Ebû Bekir ve Hazret-i Ömer -radiyallahu anhümâ-’yı Hâtemü’l-evliyâ ile kıyaslarken, Hâtemü’l-evliyâ’nın da tıpkı Hazret-i Mehdî gibi ilâhî adâleti ayakta tutup, zulmü yoketmeye muvaffak olacağını haber vermiştir:

“İşte (âhir zamandaki) bu fitnelerde de bir kimsenin ilâhî adâleti ayağa kaldırıp, zulmü yokettiği vakit, ikisinin üstünlüğüne kavuşabileceğini görmez misin?” (Hatmü’l-evliyâ”, s. 429.)

Allah-u Teâlâ “Hâtemü’l-velî”nin hâkimiyet kesbedeceğini, gâlip geleceğini ve muvaffak olacağını Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri’ne o zaman göstermiş. Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri böyle buyurmuştu ve gerçekten de dediği gibi oldu.

Allah-u Teâlâ böyle murâd etmiş; böyle tecellî etti, böyle oldu. Mübârek zât, ne kadar açık konuşuyor. Görmüş de konuşmuş!..

Bu neye benzer?

Allah-u Teâlâ Mûsâ Aleyhisselâm’ı firavunu imana dâvet için vazîfelendirdiği zaman, henüz işin başında:

“Seni kardeşinle destekleyeceğiz. İkinize öyle bir güç vereceğiz ki, onlar size aslâ erişemeyecekler. Âyetlerimizle siz de, size uyanlar da üstün geleceksiniz!” buyurmuştu. (Kasas: 35)

Üstün gelmediler mi?

Halbuki o emri aldığı zaman karşısında azgın bir firavun ve onun büyük bir ordusu vardı, kendisi ise zayıf ve nâhif idi. Fakat Allah-u Teâlâ’nın destek vaadi üzerine firavundan da ordusundan da kuvvetli oldu.

İslâm’ın ilk yıllarında da durum aynıydı, nice zorluklarla karşılaşıldı!..

Allah-u Teâlâ Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-ine hitâben;

“Ey Peygamber! Allah sana da, sana tâbî olan müminlere de yeter!” buyurdu. (Enfâl: 64)

Allah-u Teâlâ’nın beşeriyete büyük bir lütfu olan Muhammed Aleyhisselâm, şirk içinde yüzen beşeriyeti hidâyet ve saâdete kavuşturmak için tek başına dâvete başladı, kısa zamanda da muvaffak oldu. Beşeriyet uyandı, gönüller nurlandı.

Bundan sonra bizimle Hazret-i Mehdi Aleyhisselâm arasında çok az bir boşluk olacak. Nûr gelecek, kitaplar tutulacak ve bu boşluğu dolduracaklar. Bu boşluk sırasında nasipdar olanlar bu kitaplara çok sarılacak, Allah-u Teâlâ “Nûr”unu indirince dilediğine hidâyet verecek. Halkın çoğu ise boşlukta kalacak; nasipdar olmayanlar büsbütün lâçka olacak.

Abdülkâdir Geylânî -kuddise sırruh- Hazretleri “Fethu’r-Rabbânî” kitabında buyururlar ki:

“Bir kurtarıcı olarak ellerinden tutar, dünya denizinden çeker çıkarır. Tabii ki nasibi olanı, Hakk’a uyanı!..” (“Fethu’r-Rabbânî”, 5. Meclis.)

Nasibi olan onu bulacak ve nasibini alacak; nasibi olmayan onu bulamayacak ve hüsranda kalacak. Rûhu ölmüş bir kimsenin hakikatla ne işi var!

“Hâtemü’l-velî”den sonra ikinci bir velî yok; ancak Hazret-i Mehdî gelecek. Velî gelse de kendi çapında; yani resulden sonra gelen nebîler gibi olacak. Fakat irşâda mezun değildir. Bundan sonra kimseden bir şey beklemeyin, bu kitaplara tutunun! Çünkü bu “mühür”dür. Hâtemü’n-nebî’den sonra peygamber çıksa inanılır mı? Çıkar, fakat sahteler çıkar; onlar da yalancıdırlar!..


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |