İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

EVLİYÂ-İ KİRAM -Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI’NIN “HÂTEMÜ’L-EVLİY” HAKKINDAKİ BEYAN ve İFŞAATLARI (79)

HÂTEM-I VELI

Şeyhü’l-Ekber Muhyiddîn İbnü’l-Arâbî -kuddise sırruh- (1)


EVLİYÂ-İ KİRAM
-Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI’NIN
“HÂTEMÜ’L-EVLİY” HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLARI (79)

 

Şeyhü’l-Ekber Muhyiddîn İbnü’l-Arâbî -kuddise sırruh-

HAYATI ve ESERLERİ

1165 yılında İspanya’nın Mürsiyye şehrinde doğan ve 1240’ta Şam’da vefât etmiş olan Muhyiddîn İbn’ül-Arabî -kuddise sırruh- Hazretleri, asırların yetiştiremediği büyük bir velî, bugünkü ilim dünyasını hayrette bırakan bir âlim, ledün âleminden ilâhî füyûzâtın tertemiz havasını gönüllere estirmiş bir zât-ı âlîdir.

Büyüklüğüne hayran olanlar, beyanlarındaki derinlik karşısında ona “En büyük şeyh” mânâsına “Şeyhü’l-Ekber” ünvânını vermişler; yaşadığı devrin ileri gelen âlimleri ise onu “Sâhili bulunmayan bir ma’rifet denizi” olarak vasfetmişlerdir.

Ebû Medyen el-Mağribî -kuddise sırruh- Hazretleri’nin eliyle kemâl bulan ve şöhreti bütün dünyayı tutmuş olan Hazret’in yazdığı eserler beş yüzü bulmakta olup, bunların en meşhurları “Fütûhâtü’l-Mekkiyye” ile “Fusûsu’l-Hikem”dir.

“Fütûhâtü’l-Mekkiyye”nin yazımına Mekke-i Mükerreme’de başlamış; zaman zaman ilâveler yaptığı bu kıymetli eserine, vefâtından kısa bir süre önce son şeklini vermiştir.

“Hikmet incileri” mânâsına gelen “Fusûsu’l-Hikem” isimli eserini ise rüyâsında Resulullah Aleyhisselâm’dan harfiyyen ve aynen alarak; ihtivâ ettiği konuları ne eksik ne de fazla yazmaksızın olduğu gibi nakletmiştir. Sonraki devirlerde yaşamış olan âlimler bu kitaba kırktan fazla şerh yazmışlardır.

Kitaplarında velîlerin sonuncusu olan Hâtemü’l-evliyâ ile ilgili çok ince ve derin sırlardan bahsetmiş, hatta bu hususla ilgili olarak “‘Ankâ’-i Mugrib fî Ma’rifeti Hatmü’l-evliyâ’ ve Şemsü’l-Mağrib” adında müstakil bir eser dahi yazmıştır.

“Tedbîrâtü’l-İlâhiyye”, “Kitâbu’l-Beyân”, “Şeceretü’l-Kevn”, “Mefâtihü’l-Gayb”, “Risâle’-i Ehadiyye”, “Tenezzülâtü’l-Mevsıliyye”, “Şeceretü’n-Nu’mâniyye fî Devleti’l-’Osmâniyye”, “Megâribü’z-Zamân fî Dirâyeti’l-Ezmân” ve “Mişkâtü’l-Envâr” ismindeki kitapları, te’lif ettiği diğer önemli eserlerden bâzılarıdır.

“HÂTEMÜ’L-VELÂYE” HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLARI

Şeyhü’l-Ekber Muhyiddîn İbnü’l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri Hâtemü’l-evliyâ olan zât hakkında eşine benzerine rastlanmadık çok açık işâretler verdiği “Ankâ’-i Muğrib fî Ma’rifeti Hatmü’l-Evliyâ’” adlı kitabında; Hâtemü’l-evliyâ’nın apaçık alâmetlerinin ve yapacağı vazîfeye dâir pek çok bilginin Kur’an-ı kerîm’deki bazı Âyet-i kerîme’lere ve Resulullah Aleyhisselâm’ın bazı Hadis-i şerîf’lerine yerleştirildiğini haber vermiş; onun, kendisini tanıyanlar tarafından bugün aynen müşâhâde edilen bu apaçık alâmetlerini, büyük bir kerâmet olarak asırlar öncesinden halka ifşâ etmiştir.

Muhyiddîn İbnü’l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri’nin,
“Hâtemü’l-Evliyâ’” Olan Zâtın Alâmetlerini Gözler Önüne Seren
Esrarengiz İfşaatı:

Muhyiddîn İbnü’l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri Hâtemü’l-evliyâ olan zât hakkında eşine benzerine rastlanmadık çok açık işaretler verdiği “Ankâ’-i Muğrib fî Ma’rifeti Hatmü’l-Evliyâ’” adlı eserinde; Hâtemü’l-evliyâ’ olan zâtın vazîfe ve alâmetlerini “Cifr ilmi”ne ve Kur’an-ı kerim’deki bazı Âyet-i kerîme’lere dayanarak; “Bu fasıl, Kur’an’ın açıklamalarına ve apaçık sarîh haber(ler)e düzgün bir şekilde yerleştirilen şeye göre; onun doğumunu, nesebini, evini, kabîlesini, öleceği âna kadar yapacağı işleri, ismini ve annesi ile babasının isimlerini ihtivâ eder” başlığı altında, esrarengiz bir biçimde dile getirerek şöyle buyurmuştur:

“Bil ki Allah-u Teâlâ, kendisine tâbi olunan en büyük imamı; velâyet bayrağının ve mührünün taşıyıcısı, cemaatin ve hikmet ehlinin öncüsü olan bu kerem sahibi ‘Hatm’i zikretmiş; Azîz Kitab’ının pek çok yerinde ondan haber vererek, bir ayırım ortaya koymak için onun mertebesiyle ilgili tenbihlerde bulunmuştur.”

“Kur’an’da hem onun zikri, hem de ihvânının zikri yerleşiktir. Haber’e gelince; bir yerde kendisine tâbi olanlarla birlikte zikredilmesi dışında, genellikle ihvânı olmaksızın zikredilir. Ben Kur’anda onun hakkında çokça mevcud olan açıklamaları, alâmetlerini ayırmak üzere, ondan haber veren mevzularla birbirine bağlayacağım.

‘Bakara’daki iki yer onun hakkındadır, onun alâmetleri ve bulunduğu yerler onda yer alır.

‘Âl-i İmrân’daki dört Âyet’te ise; asıl vücûdundan önce ona gösterilen i’tinâ, cismî yaratılışının öncesinde onun şerefinin kıvâma erdirilişi, güzel eserleri ve müşâhade edilen fiilleri; nâkıslığa, hatâlara ve aykırılıklara karışıp, onları iyice şiddetlendikten sonra çözmesi ve (neticeye) bağlaması, korku ve çekingenliğin hiç değişmediği evi, peşinden gidenlerin onu bilemeyişi, onu tasdîkin halka vâcip olduğu ve Şer’î vesîkaların ona tevdî edildiği mevzû edilir.

‘Nîsâ’da; asılsız sözlere rağmen, onun kendi zâtında Nûr’a ve temizliğe sahip olduğu, ihvânı ile birlikte O’na münâcaatta bulunduğu, O’nun meydanında dolaşıp durduğu, konuşmasındaki doğrulukla tek ve benzersiz olduğu, halkla O’nun arasını birleştireceği, etkili ve keskin bir uyarı için geleceği, öteden beri sürüp geleni parça parça böldürmeyeceği ve onun mertebesinin ve yerinin selîm akıllılar için apaçık ortada olduğuna dâir dört yer vardır. Sonra, Ebû Yezîd (el-Bistâmî) de İsrâ sûresi sâhibinin isimlerinin izâhında, Tevhid ve şirk isimleriyle ilgili münâcaatında ona delâlet eden şeyi zikretmiştir.

‘Mâide’deki sekiz yerde ise; onun ilminin râsihliği, nasîbinin yüceliği, Nûr’unun açıklığı; sırrını en güzel üslûpla dile getirdiği, öğüt ve nasihat verdiği, teşvik ettiği ve çürüttüğü, nasip verdiği, alçalttığı ve aşağıladığı; delilinin açıklığıyla, ilminin kemâli ve anlayışının seçiciliğiyle, eksiklik ve noksanlıkla ustalığının ve şiddetli vuruşunun yok olmadığı, Hakk’ın tıpkı nebîlerine ve resullerine yaptığı gibi, kullarına onun dilinden hitâb ettiği, onu bekâ âleminden örtülü kâinat âlemine getirerek, gözden kaybolan fiillerle söylettiği; en yüce makamlardan en ulu çizgiye nüfûz ettirdiği, misilleme yoluyla âdil olana da süflî olana da eriştirdiği, sırrını Rabb’iyle birleştirdiği, O’na yaklaşacağı zaman (kendinden) sıyrılıp çıkmak için aşka geldiği, içinden dönmeyi murâd ettiği, O’nun aydınlık yoluna sülûk ettiği, zillet arasatında suçtan berî olduğunun ortak bir dille ufuklarda nidâ edileceği, Tevhid edeceği, şâhidlik edeceği ve Vâhidü’l-Ehad’a secde edeceği yer alır.

‘En’am’da; Onun buluşmasının ayrılmadan buluşma olduğu ve onun hiç yaratılmamış bir şekilde yaratılacağı mevzû edilir.

‘Berâet’te yer alan bir yerde, onun nefsinin şerefli hakîkati üzerinde durulmasıyla, kendi cinsine müyesser olacak şeye gönderme yapılır.

‘Meryem’de fesad’dan kurtarışıyla ve yardım ateşini söndürüşüyle ilgili iki yer vardır.

‘Enbiyâ’da tezkiye edilip temizlendiği, Nûr’unun kirletilemeyeceği, ayrılık ve çekişmeleri ıslah edişinin, (getirdiği) hayır ve bereketin, huzur ve saâdetin kokusunu müminlerin sezeceği mevzu edilir.

‘Saffât’ta, beraberindeki oğullarının cümlesini kardeşine sunup takdim edeceği;

‘Şûrâ’da O’nun yolunun tohumunu atıp, onu büyütüp yetiştireceği ve nâzil olan (Âyet’lerin) sebeplerini tarif edeceği mevzu edilir.

‘Zuhrûf’ta; engellenmeden ve (karşısında) delil getirilemeden, uyarı makâmı üzerinde haber verip uyaracağı mevzu edilir.

‘Hadîd’de; ululuğa ve yüceliğe kavuşturulacağı, sıddîk bir velî olduğuna dair peşinden gidenlerde hiçbir şüphe kalmayacağı mevzû edilir. Zira bir Peygamber’in erişilmese de peşinden gidilir. Velî ise (herhangi bir kişiye) yönelen kimsedir, onun üzerine vâlî değildir.

‘Saff’ın iki yerinde, ona: ‘Hatânı getir, borcun artık son buldu!’ sözünün söyleneceğine dâir iki yer vardır.

‘Tahrîm’de ise gizli ve örtülü kalacağı, onun daha çok yeri ve selâmete erdirişiyle üste çıkarılacağı yer alır.

Haber’e gelince; Buhârî ve Müslim’deki misâldedir. İbn-i Battal ve ‘Kitâbu’l-Mu’allim’in sâhibinin ona dair işaret ettiği şeye bakanlar, bu apaçık Âyet’lerden başkalarına da ulaşırlar. Şu kadar var ki Peygamber Muhammed Aleyhisselâm, onu hem Âdem Aleyhisselâm’ın kendisinden yaratıldığı arzda; hem de kendisine duyurulması güç olmayan, ancak yayılışı çok büyük olan acâipliklerin şu arzında toplayıp biraraya getirmiştir. Nitekim ben bu arzı, arta kalanından Âdem Aleyhisselâm’ın tıynetinin de yaratıldığı arzda Allah’ın yarattığı muhteşemliklerle; gerek kendisindeki acâipliklere, gerekse ‘Kitâbu’l-A’lâm’ diye isimlendirdiğim eşsiz kitaptaki acâiplikleri ihtivâ edişine göre açıklamıştım.

Bilin ki onun zamanı, ezelde kendisi için yazılmış olan şeye göre yerleştirilen İlk Sûret’ten dördüdür. İlk müddeti ay gibi, ikinci müddeti Cum’a (günü) gibi, üçüncü müddeti gün gibi, dördüncü müddeti ise saat gibi olur. Güvenilir ve şüpheli düşünceler gibi, müddetlerden geriye hiçbir şey bırakılmaz; o, onun Hatm’i ile ilgili mertebesinden de zâil olmaz. Onun zuhûru bu ilim ve hikmetlerle meydana gelmezse, bu hükümle “Hatm makâmı”nın ona verilmesi, velâyetin onunla hatmedilmesi ve hidâyetin onunla kemâle ermesi de sahih olmaz. Onun haşrı iki, sabahının fecri iki, yüzünün nûru iki; hâfızasındaki ilim ikidir. Hükümde, her iki âleme de iştirak etme ve ikisinden herhangi birine hükmetme yetkisi ona verilmiştir. Dolayısıyla o, aynı zamanda iki de hüküm sâhibidir.

O sanki Arap’dan değil de Acem’dendir. Rengi kırmızımsı beyaz olan; uzuna yakın, ondan biraz kısa bir âdemdir. O âdetâ pırıl pırıl parıldayan bir ay gibidir. İsmi, “Allah’ın kulu”dur. O aslında Allah’ın her kulunun ismidir. Onun, kendine has olan ismine gelince; yapısı husûsunda net bir belirti sarfedildiği halde, o net bir belirti şeklinde, veya onu ayne’l-yakîn ve kuvvetli bir şekilde yerleştirecek, ondan başka bir biçimde açığa vurulmadı. Yarım cihete göre yok olan felek dâiresinin yarısıdır ki, ondan başka bir isimle çağrılmaz. Babasının vasfı da tanınmaz. Sözü rızâya uygundur, yaptıkları şükrü gerektirir.

İşte şu, onu sana bildirecektir:

Onun hakkında sana açıklayabileceğim delil ve gösterebileceğim yol işte budur.

Te’vil noktasındaki açıklamayı sana bırakarak, şimdi de sana onun ismini ve nesebini tâyin edeceğim:

Sırr-ı şerif’idir ve ona ilişiktir.

Hiç şüphe yok ki Sıddîk-ı Ekber dahî onun bayrağı altındadır ve Peygamber’imiz nasıl ki O’nun peygamberlerinin seyyidi ise, o da evliyânın seyyididir. Onu sana sayılar sâyesinde izâh etmek ve bu yerleştirdiklerimle ayırdettirmek istedim. Hiç şüphe yok ki o, herkesin kendisine muhtaç olduğu bir ‘Seyyid’dir.

Sen onu, sayılan üç kişinin ikisiyle de içiçe gör ve şeytanın sendeki cehâleti parlatmasına karşı pusuda ol!.. Açıklamaktan da çekinme ki; verilen müjdeyi idrâk etmenle, sana yakın bir yardım gelerek; (onu) sana âdetâ görür gibi keşfettirsin ve gözünü erişmen gereken sonuca çevirsin! O’nun yarattıklarının içinde bozgunculuk çıkartan ve halkı ve hakkı istikâmetinden ayıran odur. Nitekim burada onun, atan (Âdem Aleyhisselâm)’la yaptığı savaşa bir bak!..

İnsan hakkındaki ‘Hatm’e gelince; o, O’nun katındaki duruşu, bizim târifimizle izhâr edilip de tâyin edilemeyen; seni O’nun nihâyetine eriştirecek, O’nun huzuruna yerleştirecek, vuslatla ilgili olanların hepsine sülûk ettirecek ve inzâl olunması yönünden de ona bir yer edindirecek olan makamdan ibârettir. Zirâ o hem Tevhîd’in, hem de çoğalma hâlinde olan varlıkların sırlarının ‘Hatmü’l-Makâmât’ı; yâni ‘Makamlarının Hatm’i’dir.” (“Ankâ’-i Muğrib fî Ma’rifeti Hatmü’l-Evliyâ ve Şemsü’l-Muğrib”, s. 72-75, bas.: Muhammed Ali Sabîh Matba’ası, Mısır, 1954)


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |