İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

EVLİYÂ-İ KİRAM -Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI'NIN "HÂTEMÜ'L-EVLİYÂ" HAKKINDAKİ BEYAN ve İFŞAATLARI (167) Şeyhü'l-Ekber Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî

HÂTEM-I VELI

Şeyhü'l-Ekber Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî -kuddise sırruh- (15)


EVLİYÂ-İ KİRAM
-Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI'NIN
"HÂTEMÜ'L-EVLİYÂ" HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLARI (167)

Şeyhü'l-Ekber Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî
-kuddise sırruh- (15)

 

Haziran 2014
Hakikat Aylık İslâm Dergisi

 

"ANKÂ-İ MUĞRİB FÎ MA'RİFETİ HATMÜ'L-EVLİYÂ ve ŞEMSÜ'L-MAĞRİB" KİTABI

Sahile vuran dalganın fiillerinden yüz çevir ve onu terket!..

 

İnsanların Zühde Yönelenleri
ve Onlardan "Gurfe Ehli"nin Sadefi Hakkında Bir İnci:

Siyâdet (seyyidlik, efendilik) semâsının parlak yıldızı meydana geldiği vakit, İlâhî isimlerden bazısına işaret bâbından -ki bu, kısımların konumları üzerindeki hükümlerin bâbıdır-, yüksek seviyede idrak ve anlayış hâsıl olur; ona göre de noksanlıklar ve teşbîh artık ondan alınır ve tenzih ile benzerlikler nefy olunur. Biz bu terkîbde, Zât ilmine ve mâhiyeti kendisine bildirilen yoklukla kıyâs edilemeyecek şeye göre, ki o sıfatlar ilmidir, ulûhiyet şartları ve ona nispetle özün (ayn'ın) îcâdı ve varlık âlemindeki tesirine göre, ki o da fiillerin sıfatlarının ilmidir, büyük bir pay ve haz aldık. Naklolunur ki; Celâl sıfatları olan Kuddüs, Azîz, Ganî ismi hakkında, gayrının yolu işte bunun üzeredir. Yine Alîm, Semî, Basîr isminin kemâl sıfatları hakkında olduğu nakledilir ve aynı şekilde nakledilir ki, Hâlık, Bârî ve Musavvir ismi de fiillerin sıfatları hakkındadır ve onun içine dahildir. Allah'a hamdolsun; o husustaki sıfata yalnız bizim ayağımız erişmiş ve ona yönelik olarak Ahmer'in O'na varan yolu yalnız bize verilmiştir.

İlâhî saçış, üstünlük, nimetler ve gayrının îcâdıyla Sübhân'ın nimetlerini ilk saçtığı kapıya göre; sıfatların ve fiilerin kapısı işte budur. Bu onu icâbet ettirir ve O'nun işine karşı çaresizleştirir, belki yoklukla varlığın arasını ayırmasını dahi sağlamış olur. Tercîhen câiz ve mümkün olanlardan herhangi birini ve kulluğun saâdetini seçer; Nefy değil, yoklukla varlık arasındaki kudret binasında muallak kalır. Keyfiyetinden başka biz, onun muallaklığının aynını (özünü) de ibrâz ediyoruz. Muallaklığın dışında bir varlıkla meydana gelince, yoklukla muallaklık aynı şekilde olmaz. İşte bu, onun fakrı icrâ edebilmesini mümkün kılmaz; bir önceki fasılla biz, müstahkem bir icrâ edişin onda var olamayacağını belirtip onu reddetmiştik.

Bunlara göre biz, ezelî kudretin hakikatini ve âlemlik hakkındaki mâhiyetini bildirseydik, nasıl tahakkuk ettiğini ve ne zaman bitiştiğini de sana târif ederdik. Bu kitapta ne görülmeyenle görünenin kıyasına güç yeter, ne de tek bir mâna üzerinde toplamamıza nâm yeter. Zirâ hadisenin kudretiyle değil, kâinâtın îcâdıyla bitişir. Halbuki o, O'nun dilediği kişiyi onunla saptırmak, dilediği kişiyi de onunla hidâyete erdirmek için; gözü körelttiği ve inşânın evveli hakkında onun Hakk'a nasbedilişini perdelediği âdî bir sebeptir.

Halbuki herhangi bir fiil, Allah-u Teâlâ;

"İşte bu Allah'ın yarattığıdır!"

Buyurduğu gibi; O'nun nasbı ve teşbihiyle fiile dönüşerek nefsini bulur. Daha doğrusu onlar Allah'ın mahlûkudur ve görenin ve düşünenin içinde harâretle nen Fâil'in mefûlle ilgisine nispet edilen bir hâletten ve ezelî kudretin îcâd ile ilişmesinin keyfiyyetinden ibâret olur. Ona râm duran her kişi onun ukbesiyle nükseder ve kendi yolundan döner.

O Allah-u Teâlâ'nın şu buyruğu ile ilgilidir:

"Ben onları ne göklerin ve yerin yaratılışına, ne de kendilerinin yaratılışına şâhit tuttum." (Kehf: 51)

Onların kudsîlerinin, onların nefisleri hakkında ise bir an:

"Rabb'im! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster!" dediğini beyan buyurmuştur. (Bakara: 260)

Şahsa karşılığı kâim oluncaya dek, O da kendisine iliştirmeksizin kudretinin eserlerini ona gösterdi; inşânın keyfiyetini ve parçaların iltihâmını ona öğretti. Kudretin aynını göstermedi ve onu tahakkuk ettirmedi.

Her şeyden haberdar olan ve her şeyi bilen, tıpkı rûhu Mesîh'e toprak sûretinde üflediği gibi; kuşların sûretine göre takdim ettiği ve kuşattıklarından tefrik ettiği an da, ona:

"Bil ki Allah daima gâlip ve hikmet sahibidir." (Bakara: 260)

Buyurarak, kuşa nüfûz ettirdi ve varlık hakkındaki hayrı ona izhâr etti. Üfleme onun için bir perde oldu, kudret noktasına iliştirme bâbından onu açık etmedi.

Allah-u Teâlâ'ya herhangi bir şeyle ilgili olarak;

"Ol! der, o da hemen oluverir." (Yâsîn: 82)

Buyurmasını soran kimsenin dediği de tıpkı bunun gibidir. Onun katındaki emir budur ve dolayısıyla Hakk, onu inşâ ve neşretme sırrıyla tek ve benzersizdir. Yaratılanlar arasındaki üstünlük de Hakk'ın o emrinin içindedir. Şahsın kendisiyle tahakkuku için Rabbânî bir emir vârolur ve O'nun dilediği şey meydana gelir. Kendisi için bu sözkonusu olmayan, daha başka bir biçimde tahakkuk ettirilen de, inşâ hususunda ona denk olur.

İhtirâ kılan, yaratan ve "Vâhidü'l-Hakk" diye adlandırılan eşsiz ve benzersiz kimseyi tesbîh ederiz!..

"O'ndan başka ilâh yoktur. O Azîz'dir, hükmünde hikmet sâhibidir." (Âl-i İmrân: 6)

 

Ebedî Neşetle İlgili Ezelî Hâtıralar:

Madde dışında, ... sayılardan uzak olarak öğrenilen toplu isimlendirme haziresiyle isimleri toparlayacağım. Kendisi hakkındaki her isim onun mertebesini tutuğu zaman, onun menzili sayılamaz. Zira onlar muhâvere dışı bir sözle çelişirler. Her isim mülâsaka ve mücâvere dışı cânibiyle kişiye ulaşır.

Sen "Keşke bilebilsek; acabâ bizden başka da yerleşik varlıklar var mıdır?" dersin. Gizli iki âlemin iki ismi dışında, onlardan herhangi birini vârolmuş bir şey olarak tanı ve isimlere mürâcaat et!

"Sen bize adâletle hükmet!" dediklerinde, "Elbette! Allah'ın adıyla!" denmesi; hem fazîletli "Alîm" ismine işaret eder, hem "Rahmân" toplayıcı ismine işaret eder, hem de "Rahîm" tâbî ismine işaret eder.

Allah'ın salâtı, büyük olan "İsm-i Âzam"a ve rahmet cihetinin Peygamber'in üzerinde toplanışına işaret eder.

Kerem sâhibi Muhammed'in ululuğu, "Habîr" ismine işaret eder.

Hâtemü'l-enbiyâ, ümmetin evveli ve Hamd ve nimet bayrağının sâhibi; "Hamîd" ismine işaret eder.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |