İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

Allah-u Teâlâ'nın Sevgilileri'nin İfşaatlarına İzah ve Açıklamalar (74)

HÂTEM-I VELI

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- (14)


Allah-u Teâlâ'nın Sevgilileri'nin İfşaatlarına
İzah ve Açıklamalar (74)

 

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- (14)

 

Allah'ın Kendisinde Gizlendiği ve
"Ulü'l-Elbâb"ı Meydana Getirdiği Kul:

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri "Kitâbu'r-Riyâze" isimli eserinde; Allah-u Teâlâ'nın Hâtemü'l-evliyâ olan zâtta gizlendiğini ve tasarruf ettiğini haber vererek şöyle buyurmuştur:

"Allah'ın kendisinde gizlendiği bu kul; O'nun idâre ettiği, koruduğu, gözettiği ve kendi adına hareket ettirdiği bir velîdir.

Nitekim O, onun içindeki şehvetleri öldürüp, onu bizzat kendi ortaya koyduğu şeylerin içinde bulundurur. Onu kendi Nûr'u ile açıp, zorlukları kendisine kolaylaştırır. Onda Ulü'l-elbâb'ı meydana getirerek; sebepler, ilâhî himmet ve idrak husûsunda da kendisine istimdat eder. O da konuşurken hikmetle konuşup, tefekkürle açıklar. Bakarken ibretle bakar. Yürürken heybetle yürür. Tutarken kuvvetle tutar. O onun kalbini lüzumsuz düşüncelerden men eder, ilâhî tedbir ile ilgili işlerde de ondan selbeder.

İşte bunların hepsi, hakikatıyla Kitap'ta ve haberde mevcuttur." ("Kitâbu'r-Riyâze ve Edebü'n-Nefs", Es'ad Efendi, nr.: 1312, vr. 10b-11a)

Allah-u Teâlâ'nın onda gizlendiğini, onu nasıl dilerse öyle hareket ettirdiğini açıkça görmüş oluyorsunuz.

Hazret bu hususta delil olarak;

"İşte bunların hepsi, hakikatıyla Kitap'ta ve Haber'de mevcuttur." buyuruyor.

Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri de Kur'an-ı kerim'deki bazı Âyet-i kerime'lerden Hâtemü'l-veli'nin yapacağı vazifeye dair pek çok bilgileri, alâmetlerini, hususiyetlerini çıkarmıştır. Hattâ o da Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri gibi, Resulullah Aleyhisselâm'ın bazı Hadis-i şerif'lerinde onun alâmetlerinin olduğunu ifşâ etmişti.

Cenâb-ı Hakk her veliye bir şey vermiştir. Bize ise Zât'ından başkasını vermemiştir. Onun için bizim göstereceğimiz malımız yok, Hakk'tan başka göstereceğimiz şeyimiz yok.

Hep O'nun varlığı, O'nun tecelliyâtı. İşi gören O'dur.

"Lütuf ve ihsan Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir." (Âl-i İmrân: 73)

Dikkat ederseniz akıl derecelerinin yalnız dördü bilinirken hiçbir kitapta bulunmayan "Ulü'l-elbâb" derecesi size ifşâ edilmişti. Allah-u Teâlâ bildirmedikçe bu sırrın bilinmesi ve ifşâ edilmesi mümkün değildir. Bu zât-ı muhterem bu derecenin Hâtemü'l-velî'de tecelli edeceğini görmüş ve daha o zamandan haber vermiş.

O'nun "Hatmü'l-Evliyâ'" kitabında "Aklü'l-ekber" adını verdiği, "Akılların ve kalplerin nihâyeti" diye târif ettiği derece de budur. Burada artık akıl diye bir şey yoktur; onu idâre eden, onda irâde ve tasarrufunu yürüten bizzat O'dur.

Abdülkâdir Geylânî -kuddise sırruh- Hazretleri de "el-Gunye" adlı eserinde bu dereceye işaret ederek şöyle buyurmuştur:

"İşte bu, akılların ve kalplerin erişebileceği en son noktadır. Velînin varacağı en son nokta işte burasıdır. Buradan öteye gelince; orası peygamberlere mahsustur." ("el-Gunye li-Tarîku'l-Hakk", c. 2, s. 162)

O "Zâtî tecellî"ye mazhar olunca kendi varlığından zerre dahi kalmadığı gibi; aklı ve irâdesi de tamamen yok olur. Artık onda tecellî eden de, onu idâre eden de O olur.

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri "Nevâdirü'l-Usûl" kitabı'nda yer alan diğer bir ifşaatında bu tecelliyâtı şöyle tasvir etmiştir:

"O Vâhid'in vahdâniyyet'i hususunda, kalbi eşsiz ve benzersiz olup 'Ferd'leşir. Celâl ve Cemâl'den O'nun vahdâniyyet'ine ulaşması mümkünleşir. Bir hudud ve güç yetirebileceği malûm şeylerle sana kâim kılınan aklın (o anki) durumu nedeniyle, Vech-i Kerîm'in nûru onun aklının nûrunu söndürünce; O'nun zikrinde sanki kendini kaybetmiş gibi, kontrolünü yitirmiş gibi olur. Aklı söndüğü zaman, artık onun ameli de yok olur." ("Nevâdirü'l-Usûl fî Ma'rifeti Ehâdisü'r-Resûl", c. 1, s. 613-614. bas.: Beyrut, 1988)

Mahlûkun hiçbir hükmü yok. Zerre kadarlık bir hüküm varlıktır, perdedir.

Her şeye vâkıf olan O'dur. Her şeye en güzel mukâbele eden O'dur. Her şeyi zamanında yetiştiren O'dur. O bir kimseyi idâre ederse, idârenin en güzeli olmuş olur, çünkü orada beşer yok artık. O idâre ediyor, özü bu oluyor.

"İçinizde… Görmüyor musunuz?" (Zâriyât: 21)

Bütün sır bu Âyet-i kerime'de gizlidir.

Hüküm Sâhibim'e âittir. Sâhib'im beni yürütüyor, gösteriyor, bildiriyor. Hep O yapıyor, beni gösteriyor. Ne mutlu size ki bu zamana çattınız; O'nun taht-ı tasarrufunda, idâresindesiniz.

Niçin?

İmâm-ı Rabbânî -kuddise sırruh- Hazretleri: "Onun irâdesi kendi elinde değildir." buyurmuyor mu? ("Mektûbât"; 260. Mektup)

Onu O kullanıyor. Dolayısıyla siz de o kullanılma içerisinde bulunuyorsunuz. Bu ne büyük bir lütuf! Bugün olmuş bu, başka zaman yok…

Daha açığını arzedeyim;

Birisine makam vermiş, o makâmın içinde çalış diyor, diğerini bizzat kendisi yürütüyor. Hiçbir salâhiyet vermemiş; o bir robot gibidir, bütün işleri O görüyor.

"Sâlihlerin işlerini O görür." (A'râf: 196)

Bu Âyet-i kerime en kâmil şekliyle onda tecelli etmiştir.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |