İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

Allah-u Teâlâ'nın Sevgilileri'nin İfşaatlarına İzah ve Açıklamalar (80)

HÂTEM-I VELI

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- (20)


Allah-u Teâlâ'nın Sevgilileri'nin İfşaatlarına
İzah ve Açıklamalar (80)

 

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- (20)

 

Velîler Arasında Kendisine
En Çok Gıpta Edilen Kimse:

Ayrı ayrı tecelliyâtla gönderilen büyün peygamberlerin hepsinin vazîfesi Hâtemü'l-veli'de tecelli etmiştir. Çünkü her velide ayrı tecelliyât olduğu gibi, peygamberlerde de ayrı bir tecelliyât bulunur. O peygamberlerin bütün tecelliyâtları bunda zuhur edecek, bütün hakikatleri açığa çıkaracak.

Zâten başka veliler de onun Ulü'l-azm peygamberlerin görevini yapacağını söylemişler, amma bu zât umuma âit söylüyor.

Bu kaynak Hakk'tan gelir. Niçin? O'nun halîfesi olduğu için.

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri "Nevâdirü'l-Usûl" isimli eserinde şöyle buyuruyor:

"Hepsi Enbiyâ Aleyhimüsselâm'dan olmalarına rağmen, kalpler ve dereceler hususunda peygamberler arasında bir farklılık vardır. Her biri velilerden oldukları halde, velilerin aralarında da böyle bir farklılık mevcuttur.

İşte bu kimsenin vasfı, Resulullah Aleyhisselâm'ın Allah-u Teâlâ'dan hikâye ettiği gibidir.

Şöyle buyurmuştur:

'Velilerimden kendisine en çok gıpta edilen kişi, benim katımda derecesi ulu ve yüksek peygamberlerin derecelerinden bile daha yakın olan gizli bir kimse; Üveysü'l-Karnî'ye ve onun benzerlerine denk olan hafîfü'l-haz bir mümindir.

İşte bu onun zâhirî sıfatıdır, bâtını ise târife sığmaz.'" ("Nevâdirü'l-Usûl fî Marifeti Ehâdîsü'r-Resûl", c. 1, s. 619)

Abdullah-ı Bosnevî -kuddise sırruh- Hazretleri "Şerhü'l-Fusûs li'l-Bosnevî" adlı eserinde şöyle buyurur:

"Rûhu, ruhlar arasındaki herhangi bir ruhtan değil, vâsıtasız olarak Allah'tan istimdâd eder."

Tâ ezelden Âyân-ı sâbite'sinde yerleştirmiş, kandillere koymuş, peygamberlere dahi oradan almasını emretmiş. Amma bu hiçbir şekilde beşere âit değildir. Öyle murâd etmiş. Bu doğrudan doğruya Allah-u Teâlâ'ya âittir de, beşeri perde olarak gösteriyor. Çünkü O'nun zuhur etmesi mümkün değildir, dilediği kulda tecellî ediyor, icraatını o kul vâsıtası ile yapıyor. İşin aslı budur. Kendisini bildirmek için öyle tecelli etmiş: "Ben ona bildirdim, ondan öğrenin!" mânâsına geliyor.

Müeyyedüddîn el-Cendî -kuddise sırruh- Hazretleri "Kitâbu Şerhü'l-Fusûs" adlı eserinde buyurur ki:

"O hiçbir kimseden istimdâd etmez; İlâhî vergiler hususunda herkes onun kandilinden istimdâd eder. Zîrâ o, Allah'tan vâr edildiği için, İlâhî isimlerin hazîrelerinden biri olmuştur."

Bu ilim Allah-u Teâlâ'ya âittir, İlm-i billâh'tır ve nihâî ilimdir.

Allah-u Teâlâ Âdem Aleyhisselâm'ı yaratmazdan evvel onun nûrunu yarattığı gibi; Hâtemü'l-veli'nin nurunu da Âdem Aleyhisselâm'ı yaratmazdan evvel halketmiştir.

Abdülganî Nablûsî -kuddise sırruh- Hazretleri "Cevâhirü'n-Nusûs" adlı eserinde:

"Âdem su ile toprak arasında iken ben peygamber idim." (Ahmed bin Hanbel)

Hadis-i şerif'inin tefsir ve izâhını yaparken, mevzunun bir noktasında, Hâtem-i velâyet mevzusu ile ilgili en gizli sırlardan birisine temas ederek şöyle buyurmuştur:

"Bahsettiğimiz türlerden üçüncüsü olan Hâtemü'l-evliyâ da velî iken, Âdem henüz su ile toprak arasında idi. Çünkü o, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-in kademi üzerindedir." ("Cevâhirü'n-Nusûs", s. 38)

Yani Allah-u Teâlâ Habîb-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-inin nurunu yarattığı zaman henüz Âdem Aleyhisselâm yaratılmamıştı. O su ile toprak arasında iken peygamberdi, Hâtem-i velî de öyledir. O zaman taktığı nurdan ötürü, bütün veliler ve nasipdar olanlar, o zaman taktığı nurdan beri geliyor, sonra takılan bir şey yok.

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri Hâtemü'l-evliyâ'dan şöyle haber vermektedir:

"Nasıl ki Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- peygamberlerin efendisi ise, o da evliyânın efendisidir." ("Hatmü'l-Evliyâ", 5. Bölüm)

Hülâsa olarak bu zât-ı muhterem iki cümle ile konuyu hem açıklamış hem arz etmiş oluyorlar.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bu gibi kimseler hakkında bir Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyurmaktadır:

"Allah'ın kullarından öylesi vardır ki, şöyle olacak diye yemin etse muhakkak Allah onun yeminini yerine getirir." (Buhârî, Tecrîd-i sarîh: 1186)

"Onlar Allah'a ve âhiret gününe inanırlar. İyiliği emreder, kötülükten men ederler. Hayırlı işlere koşuşurlar. İşte bunlar sâlih kimselerdendirler." (Âl-i imrân: 114)

Sâlih amel işleyenler hakkında Kur'an-ı kerim'de geçen bâzı Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruyorlar:

"Resul'üm! İman edip sâlih ameller işleyenleri, altlarından ırmaklar akan cennetlerle müjdele!" (Bakara: 25)

"İmân edip de sâlih amel işleyenler ise cennet halkıdırlar. Onlar orada ebedî kalacaklardır." (Bakara: 82)

"İmân edip sâlih amel işleyenlere gelince; Allah onlara mükâfâtlarını tam olarak verecektir." (Âl-i imrân: 57)

"Kullarımızdan takvâ sâhibi olan kimselere mîrâs bırakacağımız cennet işte budur." (Meryem: 63)

"İmân edip de sâlih amel işleyenleri, andolsun ki sâlihlerin arasına sokarız." (Ankebût: 9)

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |