İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

Allah-u Teâlâ'nın Sevgilileri'nin İfşaatlarına İzah ve Açıklamalar (75)

HÂTEM-I VELI

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- (15)

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- (15)

 

Hâtemü'l-Evliyâ Kimdir?

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri "Hatmü'l-Evliyâ'" kitabının: "Hâtemü'l-evliyâ kimdir?" sorusunun cevabını verdiği beşinci bölümünde buyurur ki:

"O (Hâtemü'l-evliyâ) onların (velîlerin) efendisidir. Nasıl ki Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- peygamberlerin efendisi ise, o da evliyânın efendisidir. Ona şefaat makâmı tâyin edilir ve o Allah-u Teâlâ'yı senâsıyla anıp, hamdiyle metheder; diğer velîler de onun 'İlm-i billâh'; yâni 'Allah-u Teâlâ'yı bilme' hususunda kendilerinden daha üstün olduğunu kabul ve tasdîk ederler." ("Hatmü'l-Evliyâ'", 5. Bölüm)

Bu ne güzel bağlılık, bu ne güzel samimiyet, bu ne güzel dostluk!..

Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm, bu İlâhî nûrdan en çok nasipdar olan Zât-ı âlî'dir. Çünkü Allah-u Teâlâ onu Nûr'undan yaratmış ve o nûrdan da kâinâtı donatmıştır. O zaten ezelî yaratılan bir "Nûr"dur, nur saçan bir kandildir.

Allah-u Teâlâ Habîb-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem-inin "Nûr"unu yarattığı zaman henüz Âdem Aleyhisselâm yaratılmamıştı. O su ile toprak arasında iken o peygamberdi. Hâtemü'l-velî de öyledir. O zaman taktığı "Nûr"dan ötürü o da bir kandil oluyor.

 

Hâtemü'l-Velî'ye
"Ebû'l-Ervâh"lık Lütfundan Verilen Pâye:

Habîb-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz tüm ruhlar için "Ebû'l-ervâh" olduğu gibi; Allah-u Teâlâ Hâtemü'l-velî'ye de ayrı bir pâye vermiştir. Bu öyle bir pâyedir ki; herhangi bir velîye verilen bir pâye gibi değildir. Çünkü velîlere verilen pâye çalışmakla, onunkisi ise doğrudan doğruya Allah-u Teâlâ'nın vermesi iledir. O Resulullah Aleyhisselâm'ın velâyetine vâris olduğu gibi, bizzat Allah-u Teâlâ tarafından yürütülen bir kuldur.

Resulullah Aleyhisselâm'ı daha evvel yarattığı gibi; onu da Âdem Aleyhisselâm'ı yaratmazdan evvel yaratmış, ne koyduysa o zaman koymuş…

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri "Hatmü'l-Evliyâ" kitabında yer alan bir ifşaatında:

"Nasıl ki Muhammed Aleyhisselâm her yerde peygamberlerin evveli ise, bu da velîlerin evvelidir." buyuruyor.

Hep İlâhî vergi; Allah-u Teâlâ öyle murâd etmiş, kulda hiçbir şey yok!

Bunun da hikmeti; gerek Hâtemü'l-enbiyâ, gerekse Hâtemü'l-evliyâ, Âdem Aleyhisselâm halkedilmezden evvel halkedilmişlerdir. Onların "Nûr"unu o zaman koymuş, Resulullah Aleyhisselâm'a tâbî etmekle de yaklaştırmıştır.

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri "Şifâu'l-Alîl" isimli eserindeki başka bir ifşaatında onun; "Mahşerde peygamberle velîlerin arasında duracağını" haber vermiştir. (vr. 5b)

Yine "Hatmü'l-Evliyâ" kitabının bir noktasında da onun hakkında şöyle buyuruyorlar:

"Velâyet bayrağını elinde bulunduran Hâtemü'l-evliyâ, Peygamber'imizin diğer peygamberlere şefaat etmesi gibi, diğer velîlere şefaat edecektir.

O anda velîler onun arkasında, nebîler ise onun önündedir."

Niçin? Evvel yarattığı için, velâyeti ona verdiği için… Zîrâ bütün gelmiş geçmiş velîler nûrunu Hâtemü'l-velî'nin Nûr'undan alıyor.

Yine bu hususta Mu'înüddîn el-Buhârî -kuddise sırruh- Hazretleri "Meşâriku'n-Nusûs" isimli eserinde; Hâtemü'l-enbiyâ Aleyhisselâm'a ve Hâtemü'l-evliyâ olan zâta tahsis edilen "Muhammedî hakikat"in peygamberlerin ve velîlerin yaratılışından önce vâredilişinin sırrını, kendisine has kâmil üslûbu ile şöyle izâh etmiştir:

"Bütün peygamberlerin ve velîlerin ruhları ve onlara dercedilen nûrlar, bütün nûrlardan öne geçmiş olan Muhammedî Nûr'un içine dâhildir.

İşte bu nedenledir ki o;

'Allah'ın ilk yarattığı şey benim nûrumdur.' buyurmuştur.

Onu rûhî, nûrî bir mertebenin içine de bi'l-fiil yansıtmıştır. Sen unsûrî bir sûret bulduğun vakit, bu inşâ hakkında ruhların mazharlarına ruhun gönderilmesi sırrı zuhûr etmiş; kimisi ona îmân etmiş, kimi de onu inkâr etmişti.

...….

Tıpkı bunun gibi, Hâtemü'l-evliyâ da Âdem su ile toprak arasında iken velî idi. Diğer velîler ise ilâhî ahlâktan olan velâyet şartlarını tahsîl ettikten, Allah'ın 'Velî' ve 'Hamîd' isimlerini mevcut kılıp, onunla vasıflanmaya hak kazandıktan sonra ancak velî olmuşlardır." ("Meşâriku'n-Nusûs el-Bâhis 'an Ğavâmizi'l-Fusûs"; Es'ad Efendi, nr.: 1539, vr. 35b)

Bu neye benzer? Peygamber'i sevmiş, seçmiş, yürütmüş. Hâtemü'l-velî'yi de o meyanda yapmış. O da yürümekle değil de, verilmekle elde etmiş. Peygamber'e verdiği gibi ona da vermiş, onu da o şekilde yürütmüş. Diğer velîler ise yürüme ile Hakk'a erişmiş oluyorlar. Yâni kimisi çalışır sermaye yapar, kimisi mirasa konar. Bu da bu şekilde olmuş, o İlâhî mirasa vâris olmuş. Onlar çalışmışlar ve hak kazanmışlar, o ise çalışmadan, mirasa konar gibi konmuş. Bu zât ona işâret ediyor. Hâtemü'l-velî'yi kendisine çekmiş, kendi yoluna koymuş. Öyle murâd etmiş, onu O idâre ediyor.

Âyet-i kerime'sinde buyurur ki:

"Allah dilediği kulunu Zât'ına seçer." (Şûrâ: 13)

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |