İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

HÂTEM-İ VELİ HAKKINDA RESULULLAH -SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM- EFENDİMİZ’İN HADİS-İ ŞERİF’LERİ VE ONA VÂRİS OLAN VEKİLLERİNİN İFŞAATLARI (24)

HÂTEM-İ VELİ

Sadreddîn-i Konevî -Kuddise Sırruh-


HÂTEM-İ VELİ HAKKINDA
RESULULLAH -SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM- EFENDİMİZ’İN HADİS-İ ŞERİF’LERİ VE ONA VÂRİS OLAN VEKİLLERİNİN İFŞAATLARI (24)

 

Sadreddîn-i Konevî -Kuddise Sırruh-

 

1208 milâdi yılında Malatya’da dünyâya gelip, 1274 yılında Konya’da vefât etmiş olan Hazret’in asıl ismi Muhammed bin İshak’tır. Onüçüncü asırda yetişen velilerin en büyüklerindendir.

Muhyiddin-i İbnü’l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri tarafından evlâtlığa kabul edilerek, onun taht-ı terbiyesinde uzun mesafeler katetti. Öyle ki, Şeyh’ül-ekber -kuddise sırruh- Hazretleri’nin onu yetiştirmek için, hususiyetle annesiyle evlendiği rivâyet edilir.

Hazret şeyhinin vefâtından sonra da, mânevî seyrinin geri kalan kısmını tamamlamak üzere, zamanının en büyük velilerinden biri olan Evhadüddin Kirmânî -kuddise sırruh- Hazretleri’ne intisab etti. Böylelikle her iki zâtın da irşad ve tasarrufundan istifâde etmiş oldu. Hacc dönüşü Konya’ya gelen ve buraya yerleşmeye karar veren Hazret, çevresi tarafından büyük bir itibarla karşılandı.

Konya’da kaldığı süre içerisinde, tasavvuf dünyasının en müstesnâ simalarının da içlerinde yer aldığı binlerce talebe yetiştiren Sadreddin-i Konevî -kuddise sırruh- Hazretleri, Mevlânâ Celâleddin Rûmî -kuddise sırruh- ve Saîdüddin-i Fergânî -kuddise sırruh- Hazretleri’nin yetişip kemâle ermelerinde büyük bir rol oynamıştır.

Şeyh’ül-Ekber Muhyiddîn-i İbnü’l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri’nin Vahdet-i vücud ve Hâtem’ül-velâyet hakkındaki beyanlarının, tasavvuf karşıtı bazı çevreler tarafından yanlış taraflara çekilmek istendiği bir zamanda, bu beyanları teyid etmek ve zihinlerdeki bulanıklıkları gidermek gayesiyle muhtelif eserler telif etmiş olan Hazret; tasavvuf alanında olduğu gibi, hadis ve kelâm sahasında da oldukça mühim eserler neşretmiştir.

“Kitâbu’n-Nusûs”, “Kitâbu’l-Fukûk fî Müstenedâti Hikemü’l-Fusûs”, “en-Nefehâtü’l-ilâhiyye”, “Mefâtîhu’l-Gayb”, “Risâle fi’t-Teveccüh”, “Tahkîk fî Meânî”, “Te’vilü’s-Sûretü’l-Mübâreke” ve “Şerh-i Ehâdîsü’l-Erbaîn” Hazret’in en önemli eserleri arasındadır.

“Fukûk fî Müstenedâti Hikemü’l-Fusûs”; Şeyh’ül-Ekber -kuddise sırruh- Hazretleri’nin “Fusûsu’l-Hikem” inde yer alan bazı konuları anlaşılır hâle getirmek ve ona karşı yöneltilen yersiz ithamları ortadan kaldırmak maksadıyla kaleme alınmıştır. Eser “Fusûsu’l-Hikem” in şerhinden ziyâde, müşkül meselelerinin kısa açıklamalar hâlinde çözümünü sağlayan yardımcı bir kitap mâhiyetindedir.

Sadreddin-i Konevî -kuddise sırruh- Hazretleri “Kitâbü’l-Fukûk” isimli eserinde Hâtem’ül-evliyâ ile Hâtem’ül-enbiyâ arasındaki şer’î bağlılığın mâhiyetini beyan etmek üzere şöyle buyurmuşlardır:

“Hâtem’ül-evliyâ, Hâtem’ür-rüsul’ün şeriatına tâbi olduğu için şeriatı zâhirde ondan alır. Bâtında ise vahiy meleğinin Hâtem’ür-Rüsul’e onu aksettirdiği yerde, aynı kaynaktan alarak, şeriat hususunda Hâtem’ür-rüsul ile denkleşir.” (Kitâbü’l-Fukûk fî Müste-nedâti Hikemü’l-Fusûs, sh. 31)

Allah-u Teâlâ bu zevât-ı kiram’a neler göstermiş, gördüklerini kaleme almıştır.

Nitekim Muhyiddin-i İbn’ül-Arabî -kuddise sırruh-Hazretleri de bu hususta şöyle buyurmuşlardır:

“O öyle bir kaynaktan alır ki, Peygamber Aleyhisselâm’a vahiy getiren melek de aynı kaynaktan alır.

Eğer işaret ettiğim bu nükteyi anlayabilirsen senin için faydalı bir bilgi hasıl olmuştur.” (Füsusül-Hikem)

O akis olmasa bu kitaplar olur mu?

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |