İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

Allah-u Teâlâ'nın Sevgilileri'nin İfşaatlarına İzah ve Açıklamalar (68) Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- (8) "Hikmetü'l-Ulyâ"nın ve "İlmin Kökleri"nin

HÂTEM-I VELI

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- (8)


Allah-u Teâlâ'nın Sevgilileri'nin İfşaatlarına
İzah ve Açıklamalar (68)

 

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- (8)

 

"Hikmetü'l-Ulyâ"nın ve "İlmin Kökleri"nin
Hâtemü'l-Evliyâ'ya Tahsis Edilişi:

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri, "İlmü'l Evliyâ" adlı eserinde ilâhî hikmetlerin aslı olan "Hikmetü'l-Ulyâ"nın ve "İlm-i İlâhî'nin köklerinin, Hassü'l-hâs muhaddesler sınıfına dâhil olan Hâtemü'l-evliyâ'ya verileceğini haber vererek şöyle buyurmaktadır:

"Bu ilim, Allah'ın ‘Hikmetü'l-ulyâ'sından, yâni en yüce Hikmet'inden alınmıştır. Has menzillerin yakınlığı içinde, Vahdâniyyet nûru ile başlayan ilimden nüksetmiştir."

"Allah'ın Hikmetü'l-ulyâ'sına kadar ulaşabilenler, O'nun vahdâniyyet'inin içinde yürüyenler, ya da has meclislerde Vech-i Kerîm'e vâsıl olanlar... İşte bunlar peygamberlerle neredeyse aynı seviyede bulunan ‘Hassü'l-has' muhaddeslerdir!"

"Bu muhaddesler öyle kimselerdir ki, peygamberlerin menzillerine kadar yaklaşabildikleri için, neredeyse peygamberlere karışırlar. Onların nûru peygamberlerin yakınlık nûrundan daha da büyüyebilir. Buna nüfûz ettikleri taktirde, ilâhî tedbirin esâsına ve ilmin köklerine kadar vâsıl olurlar." ("Kitâbu ‘İlmü'l-Evliyâ'"; Bursa Eski Yazma ve Basma Eserler Ktp. Haraççıoğlu, nr.: 806, vr. 29a-29b)

Onlar Allah-u Teâlâ'nın hıfz-u himâyesinde ve tasarruf-ı İlâhî'sinde yürürler. Onların irâdesi elinde değildir. O bir maskeden ibârettir. Onu yürüten, yöneten, duyuran, gösteren Hazret-i Allah'tır. O'nun ilmiyle, hilmiyle, göstermesiyle; O'nun bildirmesiyle yürür, bilir ve bildirir.

Hazret-i Ali -radiyallahu anh- Efendimiz onlarla ilgili bir beyanlarında:

"Netîcede yakîne kadar ulaşırlar." buyuruyor. (Ebû Tâlib el-Mekkî, "Kûtu'l-Kulûb", c. 1, s. 134)

Allah-u Teâlâ dilediği kadar kendisine yaklaştırır. Bunlar husûsîdir, umûmî değil…

Hazret-i Ali -kerremallâhu vechehû- Efendimiz yukarıdaki sözlerinin hemen ardından, burada vasıflarını zikrettiği kimsenin kim olduğunu açıkça beyân ederek:

"İşte bu, semâvât mülkünde ‘Azîm' diye adlandırılan âlimdir." buyurmuştur.("Kûtu'l-Kulûb", c. 2, s. 48; trc.: M. Tan)

Nitekim gerek Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri, gerekse Abdülkâdir Geylânî -kuddise sırruh- Hazretleri; eserlerinde, velâyetin en yüksek derecesini elinde bulunduran ve âhir zamanda İlâhî hücceti ayakta tutacak olan bu "Velîlerin Azîm'i"nden bahsetmişler; onun, "Ferdâniyyet" mertebesinde Allah'ın azametiyle "Azîm"leşen, bayrağı indirilemeyen, askeri mağlup edilemeyen ve hakikat ile dalâleti birbirinden ayırmak için gönderilen bir kimse olduğunu haber vermişlerdir.

Bu ihsân edilen ilim "Has İlmullah" olduğu için, bu ilmin üstünde de ilim yok; onu ancak dilediğine vermiştir.

Onun için deriz ki: "Kitaplarda yok ki okuyayım, ben bilmiyordum ki söyleyeyim. Ne verilir, ne dökülürse o!" Öyleyse bu ilim "İlmullah"tır. Bu bilgiler Allah-u Teâlâ'nın duyurmasıyla, bildirmesiyle, göstermesiyle ve yönetmesiyle husûle gelir; bu, "Has İlmullah"tır.

Her evliyâullâhın beyânı ayrı ayrı olduğu gibi, Hâtemü'l-velî hakkındaki bu noktaya da İmâm-ı Gazâlî -kuddise sırruh- Hazretleri parmak basmışlar ve şöyle buyurmuşlardır:

"Bu ilim, yâni mükâşefe ilmi sıddîkların ve mukarreblerin (Allah'a yakın olanların) ilmidir."

Yalnız onlara mahsus bir ilimdir.

"Bu ilim, kalp temizlendiği, bütün kötü sıfatlardan soyunup nûra döndüğü zaman elde edilen bir ilimdir."

Daha doğrusu verilen, ihsan edilen, ikrâm edilen bir ilimdir.

Bu söz görerek ve bilerek söylenen bir sözdür. Allah-u Teâlâ onu bir çok sırlara mutallî kılmış.

Bedîüzzaman Saîd-i Nursî Hazretleri de, Hazret-i Mehdî'nin o zâtın yazdığı eserleri kendisine hazır bir program yapacağını haber veriyorlar:

"O zât, o tâifenin uzun tasdikâtı ile yazdıkları eseri kendine hazır program yapacak, onunla o birinci vazîfeyi tam yapmış olacak." ("Emirdâğ Lahîkası", s. 259)

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri şöyle buyurmaktadırlar:

"(O ilim) Başlangıç ilmi, misak ilmi, makâdir ilmi ve harfler ilmidir. Bu ise hikmetin aslıdır ve bu, ‘Hikmetü'l-ulyâ'dır. İşte bu ilim velîlerin en büyüklerinden ve ondan sonra velâyetten hissesi bulunan diğer kimselerden zuhûr eder." ("Hatmü'l-Evliyâ", 7. Bölüm)

Abdürrezzâk el-Kâşânî -kuddise sırruh- Hazretleri "Şerhü'l-Kâşânî" adlı eserinin bir noktasında, Hâtemü'l-enbiyâ'nın bâtın ve hakîkatına vâris olan Hâtemü'l-evliyâ'nın, ilmini elde etme hususunda herhangi bir peygamber ya da velînin istimdâdına muhtaç olmadığını; aksine, bütün ilimlerin kaynağı olan bu has velâyeti elinde bulundurduğu için, bütün peygamberlerin ve velîlerin onun imdâd ve istimdâdına muhtaç olduğunu beyan buyurmuştur:

"O'nun (Hâtemü'r-rusül'ün) velâyeti ile ilgili yönü, risâlet ve şer'î nübüvveti ile ilgili yönünden daha üstün olup; Hâtemü'r-risâle, hakîkati yönünden Hâtemü'l-velâye'dir. O velâyetin Hâtem'i olması bakımından hem bu ilmin, hem de bütün velîlerin ve peygamberlerin ilimlerinin kaynağıdır. O ise onun, kendisine gönderileceği ‘Makâm-ı mahmûd'dur.

Bunu bil ki, onun ilminde başkasına muhtaç olduğu zannına kapılmayasın!" ("Şerhü'l-Kâşânî ‘alâ Fusûsu'l-Hikem", Süleymâniye Ktp. Ayasofya, nr.: 1901, vr. 21a)

İlmin kaynağı "İlmullah"tır. Yâni onun hiç kimseye ihtiyâcı yok, ezelden öyle koymuş.

Bunun gizli sırrını daha evvel arz etmiştik. Kandilleri O yaratmış, o kandillere dilediğini O koymuş. Kaynak oradan geliyor. Allah-u Teâlâ bizzat kendi lütuf desteği ile desteklediği için böyle oluyor ve daha mühim oluyor. Mahlûk dediğin bir tulumdan ibârettir!

Zâhir buna vâris değildir, çünkü Hakk'ı dışarıda arar. Vâkıf olmadığı gibi bilmez de. Niçin? Hakk'tan geldiği için, gizli bir ilim olduğu için…

Nitekim Allah-u Teâlâ bir Hadîs-i kudsî'de buyurur ki:

"Sonra ben yüzümle onlara yönelirim. Yüzümle yöneldiğim bir kimseye neyi vermek istediğimi, herhangi bir kimsenin bileceğini mi sanırsınız?" (Hâkim)

Binâenaleyh Hâtemü'l-evliyâ'ya ihsan buyurulan her lütuf gibi, bâtınına yerleştirilen "İlm-i İlâhî" de bir esrâr-ı İlâhî'dir; Hadîs-i kudsî'den anlaşılacağı üzere herhangi bir kimsenin, büyük velîlerin dahi bu ilmi çözemeyeceği, Evliyâ-i kirâm Hazerâtı'nın yukarıdaki beyanları ile sâbittir.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |