İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

Allah-u Teâlâ’nın Sevgilileri’nin İfşaatlarına İzah ve Açıklamalar (30) Muhyiddîn İbnü’l-Arâbî -kuddise sırruh- (19)

HÂTEM-I VELI

Şeyhü’l-Ekber Muhyiddîn İbnü’l-Arâbî -kuddise sırruh- (19)


Allah-u Teâlâ’nın Sevgilileri’nin İfşaatlarına
İzah ve Açıklamalar (30)

 

Muhyiddîn İbnü’l-Arâbî -kuddise sırruh- (19)

 

Hâtemü'l-Evliyâ Olan Zâtın
Kur'an-ı Kerim'de Zikredilen
Apaçık Vasıfları (5):

Şeyhü'l-ekber Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri'nin hususiyetle Hâtemü'l-evliyâ olan zâtın makamını, alâmetlerini ve ayırt edici hususiyetlerini tespit etmek için yazdığı "Ankâ'-i Muğrib fî Ma'rifeti Hatmü'l-Evliyâ' ve Şemsü'l-Mağrib" adlı kitabındaki ifâdesine göre;

"Hâtemü'l-evliyâ, batı tarafından zuhûr edecektir. Bu, 'Cüz'î Muhammedî imamlığın Hâtem'i' olan bu zâtın apaçık bir alâmetidir." ("Ankâ'-i Muğrib fî Ma'rifeti Hatmü'l-Evliyâ'", s. 15, bas.: Mısır, 1954)

Malum-u fâzilâneleriniz olduğu üzere, bunun böyle olduğunu Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz de Hadis-i şerif'lerinde daha evvel haber vermişlerdi. Bundan sonra sahteleri çok çıkacak, ayırt edici alâmetleri bunlar olacak.

"O'nun 'Hâtemü'l-evliyâ'lığının tasdik edici alâmeti, Sıddîk-ı Ekber -radiyallahu anh-in halîfelerinden biri olarak gönderilmesi ve onun zikrini tâlim ve telkin etmesidir." (s. 48)

Nasıl ki Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Sıddîk-ı Ekber -radiyallahu anh- Hazretleri'ne "Zikrullâh"ı tâlim ettiyse ve onun vekâletini yaptıysa, o tâlimâtın vekâletini o da yürütecek. Çünkü ona Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz tâlim etti ve o tâlim ile yürüdü, sonra bu tâlim ona intikâl edecek ve bunu o yürütecek.

Bizim yolumuz Tasavvuf üzerinde irşattır. Nitekim Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri: "Allah-u Teâlâ onun şânını ve irşâdını yayacak." buyuruyor. İşte bu, bu mânâyı taşıyor. Ve dikkat ederseniz Amerika'dan tutun, Almanya'ya, İngiltere'ye, Fransa'ya, diğer bir çok ülkelere, tâ Avustralya'ya kadar her tarafa yayılıyor. Bu "İrşâd" dünyayı kapladı. Bu ancak O'nun yayması ile mümkündür.

O'ndan gelen vekâlet devam ederken, şimdi ise irşâdını dünyaya yaydı!.. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in Hadis-i şerîf'lerinde hiç kimsenin yapamadığı cihadı yaptıklarını haber verdiği bu mücâhidlerin, bu cihadı nasıl yaptıklarını, dünyaya bu "Nûr"u nasıl yaydıklarını, Hâtemü'l-velî'nin cihad durumunu Seyyid Abdülkâdir Geylânî -kuddise sırruh- Hazretleri "Fethu'r-Rabbânî" adlı eserinde şöyle beyan buyuruyorlar:

"Kim ki bu hâle ererse, artık Azîz ve Celîl olan Allah'ın kapısından onu hiçbir engel alıkoyamaz. Bayrağı indirilemez. Askeri mağlup edilemez. Hakk'ı haykıran sesi susturulamaz. Tevhîd kılıcı için bir hudud çizilemez. İhlâs adımları yürümekle yorulmaz. Hiçbir iş ona güç gelmez. Hiçbir kapı önünde kapalı durmaz, açılınca da kapanmaz. Bütün kapalı kapıların kanatları uçuşur, bütün yönler açılır. O Hakk Teâlâ'nın huzûruna varıncaya kadar, hiç kimse onu durdurmaya güç yetiremez!.." ("Fethu'r-Rabbânî", 60. Meclis)

Allah-u Teâlâ Mürselât sûre-i şerîf'inin 4. Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurmaktadır:

"(Hakk ile bâtılın, hakikat ile dalâletin, doğru ile eğrinin) arasını ayırdıkça ayıranlara andolsun ki!" (Mürselât: 4)

Allah-u Teâlâ'nın emir ve nehiylerini ümmetlerine tebliğ eden peygamberlerle birlikte, onların vekilleri de bu Âyet-i kerime'nin şümûlüne girmektedir.

"O, uzuna çok yakın orta boylu, pembe tenli bir kimsedir. Görünümü, pırıl pırıl parıldayan bir ay gibidir. En şerefli Arap soyuna ve nesline mensuptur, fakat görünüş itibâriyle daha çok Acem'leri anımsatır." (s. 75)

Arap da değil, Acem de değil… Her ne kadar onlara benziyorsa da, Allah-u Teâlâ'nın yüzdeki verdiği parıltının ışıldaması, o apayrı bir iştir. Acemlerde o parlaklık yoktur, ayrı yaratmış Cenâb-ı Hakk…

"Önünde neşredilmiş, açılmış bir bayrak vardır." (s. 16)

Bu Allah-u Teâlâ'nın bir lütfudur. Allah-u Teâlâ hidâyeti dilediğine veriyor. İhvan olana ne mutlu, ancak nasipli kimse olur. Resulullah Aleyhisselâm'ı herkes gördü amma, kimisi ashâb oldu, kimisi "Abdullah oğlu Muhammed" olarak gördü, orada kaldı.

"Fesad ateşinin sönmesi, ümmetin başı ile sonunun birleşmesi gibi kaziyyeler onun zuhûru ile meydana gelir." (s. 16, 18, 74)

Öyle bir zaman geldi ki, nice türemeler üredi, Allah'lık dâvâsında bulunan firavunlar yine türedi!.. Onu böyle bir zamanda gönderdi ve Allah-u Teâlâ'nın indirdiği "Nûr" ile, bu cihadçılar ile bu fesâdı ortadan kaldırdı.

Alevlenmiş bir zamanda bu "Nûr"u indirmesiyle, cihadçıların hareketiyle bu fesad ateşi söndü, putlar kırıldı, din kurucu bölücülerin hepsi yok oldu; sahte isalar, sahte mehdiler, sahte dâbbetü'l-arz'lar bir bir söndü. Ne üreme kaldı, ne türeme kaldı, ne de putlar kaldı, bitti artık… Allah-u Teâlâ fitne ateşini söndürdü, o isim ile onları söndürdü!..

Allah-u Teâlâ Mürselât sûre-i şerîf'inin 2. Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurmaktadır:

"Estikçe eserek (zararlıları) savurup atanlara andolsun ki!" (Mürselât: 2)

Estikleri zaman ağaçları kökünden söken, izleri değiştiren rüzgârlar gibi, Dîn-i mübin'e gönül veren mücâhidler de şiddetle eserler, zararları ve zararlıları savurup atarlar. Bunlar da Allah tarafından gönderilenlerdir, bunların vazifeleri de budur.

Bu fesad ateşi söndükten sonra, bu mücâhidler "Siyah Bayraklılar" vasfını aldı, bunların meziyeti de ashâbın yerini tuttu, binâenaleyh ümmetin başı ile sonu birleşti!..

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri Allah-u Teâlâ'nın, âhir zaman müceddidi Hâtemü'l-evliyâ'yı göndermedikçe, onunla hüccet ve delillerini yeniden ayağa kaldırmadıkça kıyâmeti koparmayacağını on asır öncesinden müşâhade ederek şöyle buyurmuştu:

"Allah Hâtemü'l-evliyâ'yı getirmedikçe dünya yıkılmaz. O ilâhî hücceti (âyet ve delilleri) ayakta tutar. O'nun makâmı mülkün Melik'inde, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-in makâmına en yakın makamdır. O'nun payı ise 'ferdiyyet', yâni 'teklik'tir." ("Hatmü'l-Evliyâ'", s. 441)

"O'nun ilmi râsih, nasîbi yüce, Nûr'u apaçıktır; o, sırrı ve nasihati dile getirilir bir kimsedir." (s. 73)

Onun ilmi "İlmullâh"tır, yâni ona ilim Allah-u Teâlâ tarafından gelir. O doğrudan doğruya Allah-u Teâlâ'nın ilmiyle, hilmiyle, desteğiyle yürüyor.

Nasîbinin yüce olması ise, Allah-u Teâlâ'nın böyle ayırmış olmasındandır.

"Tıpkı resul ve nebîlerin diliyle söylediği gibi, Allah kullarına Hakk'ı onun diliyle söyler." (s. 73)

O, tasarruf ederse, içinde O olursa, onun ağzına Allah kelâmını koyar, o da söyler, O'nun diliyle konuşur. O'nun lütfu olmadıkça mahlûktan hiçbir şey husûle gelmez.

"Allah-u Teâlâ bütün muhteşemliğine rağmen onu halkın nazarından gizler." (s. 16)

Elhamdülillâh!.. Her şeyi bahşetmiş, fakat perdeyi de çekmiş, kimse görmez.

Mevlânâ -kuddise sırruh- Hazretleri "Bayraklılar"ın öncüsü olan Hâtemü'l-velî'nin her fırsatta Allah yolunu târif edip, halkı Hakk'a ve istikâmete dâvet vazîfesini yürütmesini apaçık bir kerâmet olarak zikretmiş; güneş gibi meydanda olan bunca kerâmetini halkın göremeyeceğini ifşâ ederek şöyle buyurmuştur:

"Bunca kerâmetleri vardır da yine ululuklarını hiç kimsenin gözü görmez! Hem uludurlar, kerâmetleri vardır, hem de Allah hareminde gizlenmişlerdir." ("Mesnevî", c. 3, s. 253, trc.: V. İzbudak)

Bu gizlilik, Allah-u Teâlâ'nın gizlemesi sebebiyledir.

"Belâların ve hâinliklerin ortalığı sardığı fitne zamânında, ihvânı ile birlikte Hakk'a bağlılığı gözetir ve bu hususta onlara öncülük eder." (s. 22)

Bizim Hakk'la ilgimiz var, halkla ilgilimiz yok… Onlar hangi fesad içine düşerlerse düşsünler, bizim onlarla ilgimiz yok. Herkes asâletinin icâbını yapar, yediği lokmanın icraatını yapar. Bunun için hiç kimsenin işine karışmıyorum, hiç kimseyi işime karıştırmak istemiyorum, âlemin çürük cevizlerini yutmak da istemiyorum, huzurumu bozmamak için…

"…İhvânı ile birlikte Hakk'a bağlılığı gözetir ve bu hususta onlara öncülük eder."

Çünkü "Ashâb" ile "İhvân" bu noktada birleşti. Sıddık olan ihvan için bu çok büyük bir müjdedir.

"O, hiç bilmezken 'Hatemiyyet' mertebesiyle kemâl bulur." (s. 71)

Rabb'imiz onu öyle tâyin etmiş. Bu Hakk'ın tâyini iledir, halkın tâyini ile değildir!

"O'nun Hatemiyyet'i "Nûrun 'alâ Nûr"; yâni "Nûr üstüne Nûr"dur." (s. 15-16)

Sâhibimiz öyle murâd etmiş...

Dikkat ederseniz bizim halkla hiç meşgûliyetimiz yok, çünkü bana Allah gerek! Eğer halka uyarsak her rüzgâra doğru dalga vururuz; hayır, biz hiçbir rüzgâra tâbi değiliz!..

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |