İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

Allah-u Teâlâ’nın Sevgilileri’nin İfşaatlarına İzah ve Açıklamalar (23) Muhyiddîn İbnü’l-Arâbî -kuddise sırruh- (12) Şeyhü'l-Ekber Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî -kuddise

HÂTEM-I VELI

Şeyhü’l-Ekber Muhyiddîn İbnü’l-Arâbî -kuddise sırruh- (12)


Allah-u Teâlâ’nın Sevgilileri’nin İfşaatlarına
İzah ve Açıklamalar (23)

 

Muhyiddîn İbnü’l-Arâbî -kuddise sırruh- (12)

Şeyhü'l-Ekber Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri, Allah-u Teâlâ'nın "Hâtemü'l-velâye"yi âlemde tek bir şahsa tahsis ettiğini ve velâyeti onunla mühürleyeceğini ifâde ederek şöyle buyurmuştur:

"Onların (velîlerin) Hatm'ine gelince; o zamanda bir değil, bilakis âlemde birdir. Allah velâyeti onunla hatmedip mühürleyecektir. Muhammedî velîler içinde ondan daha büyük bir kimse yoktur." (Fütûhâtü'l-Mekkiyye", c. 2, s. 9. Beyrut, trs.)

Bunun sebebi; Seyyid-i Kâinât, Sebeb-i Mevcûdât -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz âlemde birdi, Âdem Aleyhisselâm yaratılmazdan evvel yaratılmıştı. Allah-u Teâlâ onu kendi "Nûr"undan yarattı, o "Nûr"la âlemleri donattı. Hâtemü'l-evliyâ dâ Âdem Aleyhisselâm yaratılmazdan evvel yaratıldığı için, asılda "Vâris" olduğu ve "Hâtem" olduğu için, o da âlemde bir tâne olmuş oluyor, başka olmuyor!..

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri "Nevâdirü'l-Usûl" isimli eserinde:

"O Allah'ın yeryüzündeki 'Tek'idir." buyurmuştur. (c. 1, sh. 620)

Allah-u Teâlâ öyle murâd etmiş, öyle olmuştur. Nitekim diğer velîler de bunun böyle olduğunu beyân ediyor.

Allah-u Teâlâ bir Âyet-i kerîme'sinde:

"Her birine âlemlerin üstünde meziyetler verdik." buyuruyor. (En'am: 86)

Peygamber Aleyhisselâm Efendimiz'i bütün âleme duyurduğu, fazîlet ve meziyetlerini bildirdiği gibi, ona da âlemlerin üzerinde meziyetler vermiştir.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz "Rahmeten li'l-âlemîn" olduğu için, onun rahmeti âlemleri kuşatmış oluyor. Bu ise Allah-u Teâlâ'nın "Nûr"undan geliyor. "Nûr"undan "nûr"unu yarattı, o "nûr" ile âlemleri donattı. Âlemleri kuşatan onun "nûr"udur. Onun intikâli olunca da, o "rahmet"ten "rahmet" intikâl etmiş oluyor. Yâni o onun "rahmet"i, onun "intikâl"idir. Aslında bütün bunlar murâd-ı İlâhî'dir; Allah-u Teâlâ'nın hükmüyle, kudretiyle oluyor, fakat sahnede şahsı gösteriyor!..

Hâtemü'l-evliyâ da "Rahmeten li'l-âlemîn"in vekâletine vâris olması hasebiyle "Rahmeten li'l-âlemîn" olmuş oluyor. "Rahmeten li'l-âlemîn"in yaydığı rahmeti vekili olduğu için o da yayıyor, daha doğrusu Allah-u Teâlâ yaydırıyor.

İrşad nûrlarının dünyaya değil, bütün âlemlere yayılmasının sebebi; O "Rahmeten li'l-âlemin"dir, bu da "Rahmeten li'l-alemin"in vekîlidir. Bunun içindir ki Resulullah Aleyhisselâm'a verilen ismin aynısı ona da verilir. Çünkü onun "Vekîl"idir, onun "Hâtem"idir. Allah-u Teâlâ'nın Hatemü'l-enbiyâ'ya verdiğinin aynısı ona da intikal ettiği için, aynı ismi o da taşıyor. Niçin? "Hâtem" olduğu için, o "Hâtem"i peygamberlerden evvel yarattığı için!..

Allah-u Teâlâ Ahzâb sûre-i şerîf'inin 46. Ayet-i kerime'sinde beyan buyurduğu üzere, Resulullah Aleyhisselâm'ı "Nûr saçan kandil" mânâsına gelen "Sirâc-ı Münîr" yaptığı gibi; Hâtemü'l-velî'de de tecellî etmiş, ona da Resulullah Aleyhisselâm'a verdiği "Nûr"u vermiş, verdiği için de o "Nûr" bütün âlemleri ihâtâ etmiştir.

Bu noktada bir hususa daha arzetmiş olalım ki;

Hâtemü'l-enbiyâ'nın "Velâyet"i ona intikâl ettiği için, o "Nûr" onda da mevcuttur. Çünkü o "Nûr" zâten "Velâyet"te bulunuyor; "Velâyet" intikâl ettiği için o "Nûr" da oraya geçmiş oluyor. O da "Sirâc-ı münîr"di, bu da "Sirâc-ı münîr"dir. Çünkü Allah-u Teâlâ orada da tecellî etti, burada da tecellî etti; oraya da "Nûr"u koydu, buraya da "Nûr"u koydu. O nur O'nun "Nûr"udur, koyduğu zaman nûr saçıyor!..

O'nun "Velayet"inin müstakil bir biçimde ancak Hâtemü'l-evliyâ'nın zuhûru ile ortaya çıkması, irşâdının bütün dünyaya yayılmasıdır.

Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri çok ince ve hassas bir noktayı ifşâ ederek;

"İnsanların çoğu aynı zamanda onun, mutlak bir biçimde 'Hatemü'n-nübüvve' olduğunu da bilmez." buyurmuştur.("Fütûhâtü'l-Mekkiyye", c. 3, s. 88)

Bunun sebebi, kaynağın bir olmasıdır; olduğu gibi ondan intikâl etmiştir ve onun vekili olmuştur. Kaynak birdir, o "nübüvvet" o kandile geçmiş oluyor. Şimdi, hem "velâyet"i kullanıyor, hem "risâlet"i kullanıyor; işte bu sebeple "Hâtemü'n-nübüvve" oluyor. Onun bütün vazîfesi de, icraatı da artık o ikinci kandildedir; zirâ Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-ine ihsân ettiği emânet olduğu gibi buraya intikâl etmiştir. Dolayısıyla "velâyet" de, "nübüvvet" de, "risâlet" de o kandile geçmiş oluyor!..

Bu zât-ı muhterem çok mühim bir noktaya parmak basmış, halkın bunu bilemeyeceğini söylüyor. Burası çok sırlıdır. "Hâtemü'n-nübüvve" nasıl olur? Hâtemü'l-enbiyâ bir tane geldi, bir daha gelmesi mümkün değildir! Resulullah Aleyhisselâm "Hâtemü'l-enbiyâ"dır; Allah-u Teâlâ'nın nûru, âlemlerin gurur ve sürûrudur. Lâkin "Hâtemü'n-nübüvve"nin "velâyet"i ona intikâl ettiği için, "Hâtemü'n-nübüvve"nin emânetini taşıdığı için ve "Hâtemü'l-evliyâ"nın nûru ayrı yaratıldığı için, o da bir nevî "Hâtemü'n-nübüvve" olmuş oluyor. "Hâtem"in asıl mânâsı budur; bu şahsa âit bir iş değildir, O'na âit bir iştir.

Dâvud el-Kayserî -kuddise sırruh- Hazretleri "el-Matlâ'u Husûsu'l-Kelim" adlı eserinin "Mukaddime"sinde nübüvvet ve velâyet mevzûlarını ele alırken; "Hâtemü'l-evliyâ"nın "Hâtemü'l-enbiya" Aleyhisselâm'la bitiştiği ve onun velâyetiyle tahakkuk ettiği noktaya işâret ederek şöyle buyurmuştur:

"Hâtemü'l-evliyâ, hakîkatte Hâtemü'l-enbiyâ'dan başka bir şey değildir!.." ("el-Matlâ'u Husûsu'l-Kelim"; "Hatmü'l-evliyâ'" kitabı, s. 490-491'den naklen)

Niçin? Ondan ona intikâl ettiği için... Daha önce "o" idi, ona intikal edince "o" oldu. O vazîfesini hakkıyla yaptığı gibi, hakkıyla vazîfe yapmak şimdi ona düştü, o vazîfeyi yapması gerekiyor!..

Allah-u Teâlâ Hâtemü'l-enbiyâ'ya ne ki lütfetmişse "velâyet"inde lütfetmiştir. Velâyet bâtındır, verilen oraya veriliyor. Ona verilen aynen ona intikâl edince; zâten onundur, oraya intikâl ediyor. Biraz evvel onundu, biraz sonra onun oldu. Yâni biraz evvel bu ev babanındı, biraz sonra evlâda geçti, o kadar... Şu kadar var ki, "baba" çok itibarlı olduğu için, ondan kalan şey de çok itibarlıdır!..


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |