İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

EVLİYÂ-İ KİRAM -Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI'NIN "HÂTEMÜ'L-EVLİYÂ" HAKKINDAKİ BEYAN ve İFŞAATLARI (175) Şeyhü'l-Ekber Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî

HÂTEM-I VELI

Şeyhü'l-Ekber Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî -kuddise sırruh- (23)


EVLİYÂ-İ KİRAM
-Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI'NIN
"HÂTEMÜ'L-EVLİYÂ" HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLARI (175)

Şeyhü'l-Ekber Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî
-kuddise sırruh- (23)

 

Şubat 2015
Hakikat Aylık İslâm Dergisi

 

"ANKÂ-İ MUĞRİB FÎ MA'RİFETİ HATMÜ'L-EVLİYÂ ve ŞEMSÜ'L-MAĞRİB" KİTABI

Yaratılış Âleminde Hakk'ın Rüyetinin Temsillerinin İnşâsına Dair İnci:(*)

Sübhân olan Hakk'ın hayvani olan natıkla ilgili tecellîsi, karanlıklar içinde serabın tecellîsinden farksızdır. Kâinattaki hiçbir şey, bu sıfatın dışında marifet semasından kulların kalplerine ulaşan Hakk'ın tecellisine benzeyemez! Görmez misin ki tecelli ancak, ulu olanın ednâ olanın üzerinde gerçekleştirdiği bir iştir? Doruktaki serabın yeri, dağların altlarındaki etekler kılınmıştır. Ondaki hikmete bir bak ki, kendisini yüceltmiştir ve onun eşsiz ve benzersizliğini ziynetlendiren ve tatlı kılan şey katredir. Ehl-i küfrün yaptığı şekilde onu teşbîhe nasb etmeye çalıştığın an bu sırrın hakîkati perdelenir. Sonra, işaret ehli ise [47] işin sonunda O'nun katında, O'nun azameti üzere olur. Tâ ki O'nun ahdinden sıyrıldığı zaman söyler; tâ ki herhangi bir şeyi kalmayacak ve Allah'ın katında O'nunla var olacak hâle gelinceye kadar kuluna hitap edip, önceki küfür amelinin artık üzerini örter, ondan sonraki an ise:

"O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir." (Şûrâ: 11)

O'nun vasfı idrâk edilemez; O "Lâtif"tir; en ince işleri yapan, bütün işlerin inceliklerini bilendir, "Habîr"dir; her şeyden haberdardır.

Şu bağı kaldırıp at, şu perdeyi artık yak ki; muhteşemlerin en muhteşem olanını görebilesin [36a] ve bu özlerin üzerinde bulunup (varlığından) soyunduğuna şükredesin!..

 

[48] Yâkutların Kemâle Ermesine ve Vakitlerin Düzenlenmesine Dair İnci:

Yaratılış genişleyip büyüdüğü ve toparlanış gelişip ilerleyerek hakikatine eriştiği, tenzîh eliyle yaratılmış olan âdemî-cismânî şahıs topraktan inşâ edilişinin evvelinde cesetlendiği vakit, şereflendirilme ve bekletilme hâllolunup meks ettirilir ve sayıları çoğaltılıp kalıplaştırılma noktasında ceset suretten surete, karanlıktan karanlığa devredip durur. Yaratılışı tecdîd eden bu dönüşümler hakkında bu suretler meydana gelinceye kadar derinlikler büyür ve cesetlenmedeki yalınlık ürpertici bir hâle gelir. Onun inşâsı kemâle erdiği ve sâfîleştirilmesi hâlisleştiği zaman ise onun içine rûhânîlik, İlâhî kemâlât ve Rabbânî emir nefh edilerek, güvenilir bir asıl üzere inşâsı kıvamına erer. O'nun emriyle desteklenir, soyunup sıyrılışa varan başlangıçtaki aslı üzere inşâ edilişiyle dönüşüm karar bulur. Bu karanlık, O'nun arzının karanlığındandır, en yüce unsurla buluşur, bazısı bazısına karışır ve sayılı dönüşümlerin sonu üzere, bir zaman sonra yerleştiği ve kaynağının âşikâre olduğu makamdaki tayin üzere yardım görebilmesi için, en yukarı uçta bekleme hâlinde kalır. O, bu an hükmedenlerin en büyük hükmedenidir. Tüm kulların helâkini arttıran ve mülkleşmeye fesâdı karıştıran, bizim kendisinin üstünü örttüğümüz perde hakkında sözünü ettiğimiz şekilde kaldırıldığı vakit, güneş; O'nun şerefine hamledilip tespit edildiği hâlde çözülme noktasına ulaşır, [36b] ışığı parıldar ve iş inzâl buyurulur. Melei'l-alâ'da bu tecellî için sevk edilme dışında bir şey kalmaz, Refref zamanında da buna delâlet etmek için aydınlatılıp parlatılma dışında herhangi bir şey bırakılmaz, Nûr (ışık) inzâl olunur.

Tâ ki kâinat âlemine vâsıl oluncaya kadar; meydana gelişin murâd edilmesiyle, kuşatılması husûsunda kendisine mâl ettiği çerçeve içinde:

"O'nun benzeri hiçbir şey yoktur!" (Şûrâ: 11)

O'nun burcunda doğu yıldızı çözülerek, onun dercedilmesi hakkında tevdî edilen belirlilik hâsıl olup, kıpkırmızı bir yâkut meydana gelir. Sübhân, sapsarı bir yâkutu boşaltarak onu onun içine tevdî eder ve onu, gelişini neredeyse kendisinden dahî gizlediği "Sâat"in; yani kıyametin "Hâtem"i ile hatmedip mühürler. Her iki hakikat buluşup, iki incelik de birleşince felekler aydınlanır, mülkler birbirine kenetlenir. Sıçratmayı murâd ettiği kimseler için de bir sıçrayış zuhur ettirir, Hakk'ın "Rûh"u ve sıdk kelimeleri indirilir. Daha sonra karanlıkların içinde her iki yâkut da; ikisinden, küçüklerinin taayyün etmesi için birbiriyle kaynaştırılır. Küçüklerini eşiyle biraraya toplayacağı şeye nispet ettiği alâmetleri de yine ondan kaybolmayıp, onun için bir "Beyt" meydana getirilir. Sonra da "Beyt", kendisi için meydana getirildiği kişiye doğru yükseltilir. Onu kendisiyle örttüklerinin dışında mükerrem kılar ve kendisinden çekip çıkarttıklarıyla ilgili olarak da över.

Gizli bir örtünün arkasından birtakım kırmızılıklar doğdu; birdenbire ondan Hatm nûru ile, haber verici bir dille: "Ben asfiyâ cemaatinin öncüsü olan Hâtemü'l-evliyâ'yım. Senin hikmetin ve ümid ettiğin 'Hâtem' bende gizlidir!" şeklinde bir hitap geldi. Ben ona; "Peki beraberinde tasdik edici bir yardımcın var mı?" dedim; "Ben Atîk'in (Sıddîk-ı Ekber -radiyallahu anh-ın) halefiyim, onun zikrini boşaltırım!" dedi. Birdenbire Sıddîk onun karşısına, "Şemsü'l-garb" (batı güneşi) de onun arkasına geçti; sonra da ayrıldı. Nitekim artık onu bırakmıştı.

[37a] Tıynetle ilgili bir zümrüdün kanalında diğer şeyler de yokolduğu, nûrlar kesildiği ve benzerliklere dâir inceliklere kavuşulduğu zaman ise, onu destekleyen bir çığlık duyuldu. O'nun Hâtem-i evliyâ'sının kendisine halef olduğu sırrın ve tedbîrin sahibi, onun nihâyete erdirilişi esnâsında da yine onun karşısındaydı. Daha sonra ise, ifşâ edilmesi zamana sığdırılamayan ve kendisiyle ilgili haberleri tevdî etmeye durumun elvermediği bu tecellî hakkında, yine birtakım işler meydana geldi.

Zâten bu kitaptaki maksat; bir gecede gerisingeri kendi başlangıcına dönüşünü, ehliyle birlikte sabah namazını idrâk edişini; kendisini, kendi zâtından O'na, kendi sıfatından daha başka bir biçime eriştirip, aslî hakîkatinin ve başlangıçtaki neşet maddesinin varedildiği zamanki eşkâline göre, önce veya sonraya dâir birtakım misâlleriyle bu cesede bürünmesini naklederek; Halîfe'yi, Hatm'i ve Hatm'e işin inzâl edilişini târif etmektir.

 

(*) "Ankâ-i Muğrib fî Ma'rifeti Hatmü'l-Evliyâ"nın matbû nüshasının 45. 46. sayfaları arasında, bu mevzudan önce, hâl-i hazırda yazma nüshada mevcut olmayan: "Semâvâtın En Yüksek Noktasında Ortaya Çıkan Duhan (Duman)'la İlgili Bir İnci" başlıklı ayrı bir fasıl yer almaktadır.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |