İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

EVLİYÂ-İ KİRAM -Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI'NIN "HÂTEMÜ'L-EVLİYÂ" HAKKINDAKİ BEYAN ve İFŞAATLARI (127) Şeyh Ahmed Mûsâ -kuddise sırruh- (2)

HÂTEM-I VELI

Şeyh Ahmed Mûsâ -kuddise sırruh- (2)


EVLİYÂ-İ KİRAM
-Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI'NIN
"HÂTEMÜ'L-EVLİYÂ" HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLARI (127)

Şeyh Ahmed Mûsâ -kuddise sırruh- (2)

 

On beşinci asır mutasavvıflarından Şeyh Ahmed Mûsâ -kuddise sırruh- Hazretleri'nin (ö. 844/1440) "Risâle-i Hâtem-i Velâyet" adlı eserindeki beyan ve ifşaatları üzerinde durulmuştu. Şimdi de Hazret'in "Gülşen-i Râz Şerhi"nden, Hâtemü'l-enbiyâ ve Hâtemü'l-evliyâ'ya tahsis edilen has ve hususi mertebelerin mâhiyetini ve birbiriyle ilişkisini ortaya koyan güzide ifşaatlarını arz edeceğiz:

 

İlk ve Son Noktanın
"Hatemiyyet" Mertebesinde Birleşmesi:

Ahmed Mûsâ -kuddise sırruh- Hazretleri "Şerh-i Gülşen-i Râz" adlı eserinde, Hâtemü'l-enbiyâ Aleyhisselâm'ın "Hatemiyyet" sırrının velâyet yönünden Hâtemü'l-evliyâ'nın gönderilişiyle ortaya çıkacağına, onun zuhûru ile o devrin tekrar zâhir olup âlemin emniyet ve güvenle dolacağına işâret etmiş; onun vazîfesinin, tek bir kâfirin nefsini dahi istisnâ etmeksizin, gerçek adâleti tamamen gerçekleştirmek olduğunu haber vermiştir:

"Velâyet nûru, doğanlarla batanları kaplayıp birbiriyle bir kılar, yâni demek istiyoruz ki; Peygamber Aleyhisselâm'ın vücûdundan velâyet münteşir olup, daha önce zikri geçmiş olan şeye göre irfânı meydana getiren velâyet, doğanlarla, yâni mukabelede bulunduğu, daha doğrusu beraber olduğu peygamberlerin her biriyle; batanlara, yâni velîlere, en yüce Peygamber aracılığıyla verilir. Zîrâ her gölge sona göre hâsıl olup, biri diğerine mukâbil olacak şekilde başa geçirilmiştir. Denilebilir ki; güneş ne zaman doğsa batıya gölge düşmüş olur ve ne zaman ki güneş batıya yönelse doğuyu gölgede bırakarak onun mukâbiline geçmiş olur.

Bundan maksat; evliyânın bulunmadığı hiçbir an yoktur.

Nitekim Resulullah Aleyhisselâm bir Hadis'inde bunu murâd ederek şöyle buyurmuştur:

'Ümmetimin âlimleri benî İsrâil'in peygamberleri gibidir.' (Keşfü'l-Hafâ)

Bu Hadis'ten de malûm oldu ki, enbiyâ ile evliyânın biri diğerine mukâbele eder. Peygamber, nübüvvet üzere olduğu için daha kâmil olur, çâresiz her velîden üstün olur. Daha doğrusu; her peygamber ki nübüvveti nedeniyle daha kâmil olur, velîden daha da ziyâde olur.

'Velâyet nübüvvetten üstündür.' sözüne gelince; şöyle demek gerekir ki: Nübüvvet perde koymaktır, Nebî perdeyi koyandır; velâyet perdeyi kaldırmaktır, Velî de perdeyi kaldırandır. Şu hâle göre, kaldıran koyandan elbette daha ziyâde olur. Diğer bir mânâ ise şudur ki; Nübüvvet'in Hatm'i vardır, Velâyet'in ise tâ kıyâmet gününe dek nihâyeti yoktur.

Resûl Aleyhisselâm 'Hâtem-i nübüvvet'e dâir:

'Benden sonra peygamber yoktur.' buyurmuştur.

Velâyet Hâtem'le tamamen zâhir olup açığa çıkar ve ilk nokta son nokta ile birleşip Hatm'e erer. Yani demek istiyoruz ki; noktanın ilki nübüvvet, sonuncusu velâyettir. Böylece Peygamber'in devirleri tekrar zâhir olmuş, âlem emniyet ve güvenle dolmuş olur.

'Sen olmasaydın felekleri yaratmazdım.' (Keşfü'l-Hafâ)

Hükmü Peygamber'in kemâlinden ileri gelmiş, eşyânın yaratılışı onunla vukû bulmuştur. O da, cihânda tek bir kâfirin nefsini dahî istisnâ etmeksizin gerçek adâleti tamamen izhâr eder. Bu manâya sebep budur ki; varlık bakımından iki olan da aslında tek bir şeydir, küfür Hüdâ'nın Celâl sıfatından, İslâm ise Cemâl sıfatındandır." ("Şerh-i Gülşen-i Râz", Konya Bölge Yzm E. Ktp., nr.: 951, vr. 34a)

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |