İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

Allah-u Teâlâ'nın Sevgilileri'nin İfşaatlarına İzah ve Açıklamalar (100) Şeyhü'l-Ekber Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî -kuddise sırruh- (13)

HÂTEM-I VELI

Şeyhü'l-Ekber Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî -kuddise sırruh- (13)


Allah-u Teâlâ'nın Sevgilileri'nin İfşaatlarına
İzah ve Açıklamalar (100)

 

Şeyhü'l-Ekber Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî -kuddise sırruh- (13)

 

Haziran 2014
Hakikat Aylık İslâm Dergisi

 

Onda Tecellî Eden, Onu Kullanan Hazret-i Allah'tır:

Hakk Celle ve Alâ Hazretleri Kelâm-ı kadîm'inde şöyle buyuruyor:

"Resul'üm! Attığın zaman sen atmadın, Allah attı." (Enfâl: 17)

Bu Âyet-i kerime çok incedir, hem de çok...

Cenâb-ı Hakk bir mahlûkunu fâni ettiği zaman aslında orada kendisi var. Kendisi olduğu için, görünüşte o atıyor fakat aslı O olduğu için O atmış oluyor. O ne olmuş oluyor? Elbise oluyor. O vücudun elbisesi oluyor.

Şimdi Rahman sûre-i şerif'inin 26. ve 27. Âyet-i kerime'lerine tekrar dönelim:

"Yeryüzünde bulunan her şey fenâ bulacaktır. Ancak azamet ve ikram sahibi olan Rabb'inin veçhi (zâtı) bâki kalacaktır." (Rahman: 26-27)

Şeyhü'l-Ekber -kuddise sırruh- Hazretleri bir beyanlarında; "O, Hazret-i Allah'ı, Allah ile bilir, yaratılanları da bilir." buyuruyor.

"Hatmü'l-velâyeti'l-Muhammediye, O'nun hükmünün vâki olmasıyla, kendi zamanından sonra Allah'ı bilen birinin yapamayacağı bir biçimde, yaratılanları Allah ile bilir." (Fütûhâtü'l-Mekkiyye; c.6, s.67. Beyrut, 1994)

Çok ince bir nokta.

Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî Hazretleri eserinin başka bir noktasında da; "Elbiselerinden soyunur." buyurarak, fâni olduğunu, hiç olduğunu ifade ediyorlar:

"Nitekim o Kudsî Zât'ın denizinin içinde boğulur ve kendi sıfatlarının elbiselerinden soyunur." ("Ankâ-i Muğrib fî Ma'rifeti Hatmü'l-Evliyâ"; s. 15)

Bu ilâhî bir lütuftur, mahlûka âit hiç değildir. Gerçekten bütün bu lütuflar hep Allah-u Teâlâ'nındır, O'ndan gelmiştir, O'nun tecellîsidir, fakat onda murad etmiştir.

Cüneyd-i Bağdâdî -kuddise sırruh- Hazretleri devamla buyururlar ki:

"Onun üzerinde Allah'ın tedbir tasarrufları, Allah'ın kudretinin hükümlerine göre cereyan eder (Allah onu istediği gibi idare eder)." (Resâilü'l-Cüneyd)

İradesi ve idaresi elinde değildir. Hazret-i Allah onda tecelli eder ve onu kullanır.

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri, "Kitâbu'r-Riyâze" isimli eserinde bu hususta şöyle buyurmaktadırlar:

"Allah'ın kendisinde gizlendiği bu kul; O'nun idare ettiği, koruduğu, gözettiği ve kendi adına hareket ettirdiği bir velidir."

İçinde O var, fakat onun maskesi O'nu göstermiyor. İnsan bir maske, maskeyi de O yarattı.

Bu anahtarlar elinizde olursa bu kitabı açarsınız. Bu anahtarlar olmadıkça bu kitap açılmaz.

Bu ifşaatların içinde ifşaat var. Geçen gün düşündüm. Bu ilmin okunması mümkün değil.

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri açık yazıyor:

"Allah'ın kendisinde gizlendiği bu kul." buyuruyor.

O; hep O.

Yalnız elbise, yahut robot görünüyor.

Meydanda görünen robot, elbise. Fakat aslında hep O...

İmâm-ı Rabbânî -kuddise sırruh- Hazretleri "Mektûbat" adlı eserinin "260. Mektub"unda şöyle buyururlar:

"Onun iradesi kendi elinde değildir."

Zaten O kullanıyor onu. Bütün işi yapan Allah-u Teâlâ'dır. Bütün icraatı O yaptırıyor.

İbrahim Hakkı Hazretleri'nin bu hususta çok güzel bir beyanı var.

"Kul olan neylesin mal ile câhı,

Yetmez mi bulduk da senin gibi şâhı."

Ne güzel söylemiş...

Onun için sakın be sakın dünyaya gözünüz kaymasın, ahiretiniz gider. Onun için diyorum Rabb'im beni çekecek fakat bu nuru bırakacak.

Demek O imiş, hani sendin? Hani sendin? Yazık!

Ben, ben, ben... Ben dediğin şey puttur. Put ise şirktir, şirk ise cehennemliktir. Benlik şirk oluyor. Basit gibi görünüyor çok önemli hayati mesele, mazallah...

Cüneyd el-Bağdâdî -kuddise sırruh- Hazretleri Hâtem-i veli'nin ferdiyyet mertebesindeki tecelliyâtına işaret ederek; onun bu makamda nefsinden, hissinden ve irâdesinden tamamen fânî olup Tevhid denizinde boğulacağını ifade etmiştir:

"O, tevhid denizlerinin derinliklerine batmış, yok olmuştur. Ne nefsinden haber vardır, ne Hakk'ın dâvetinden, ne de ona uymaktan. Allah'a yaklaşmanın hakikatinde O'nun gerçek vahdâniyyetine ermiş, hissi, hareketleri gitmiştir. Allah ondan ne isterse onu onda yapar." (Resâilü'l-Cüneyd)

O bir kimseyi idare ederse idarenin en güzeli olmuş olur. Çünkü orada beşer yok artık. O idare ediyor. Özü budur.

O nasıl murad ederse o olur.

Abdülkâdir Geylânî -kuddise sırruh- Hazretleri "el-Gunye" isimli eserinde şöyle haber veriyorlar:

"Bu yere ulaşmış bulununca da ilâhî sıfatlar kesilir, söz ve ibareler bitip tükenir.

İşte bu, akılların ve kalplerin erişebileceği en son noktadır. Velinin varacağı en son nokta işte burasıdır. Buradan ötesine gelince, orası peygamberlere mahsustur." ("Gunye li-Tâlibi Tarîku'l-Hakk"; c. 2, s. 162. bas: Kahire, 1956 H. 1375)

Diğerlerine verdiği kadar verir, ona bahşettiği yolun nihayetine ise diğerlerinin ilmi de aklı da ermez. Allah-u Teâlâ ona öyle ihsan edecek ki, onu o kadar yaklaştıracak ki, onu akılların ve kalplerin erişebileceği en son noktaya çıkaracak. Ona ihsan edilen lütuflar karşısında marifetullah ehlinin ilmi dahi kabuk kalır. Çünkü onun Hakk ile irtibatı var.

Onu "Ceberût mülkü"nden başlayarak "Ferdâniyyet mülkü"ne kadar ulaştırarak tek ve benzersiz kılması; onunla ilgisi, onu tutması, muhafaza etmesi sebebiyledir. Çünkü insan kayabilir, ileri gidebilir, geri gidebilir. Tek kelime ile onu O ayarlıyor. Başka türlü mümkün değildir. Bunu Allah'tan başka kim yapabilir?

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri şöyle buyuruyor:

"O öyle bir kimsedir ki, onu yeryüzünde 'Ey Vâhidî!' diye nidâ eden doğru söylemiştir." (Nevâdirü'l-Usûl, c. 1, s. 613)

Yani onu siz görürsünüz fakat o, o değil. O bir maskeden ibaret, içindekini gör diyor.

Artık kişinin iradesi yok. O'nunla hallenmiş.

Hazret-i Allah bunu yapar. Mahlûk hiçtir. Üstündeki varlık O'na âittir. Ne ki varsa O'nundur.

Allah-u Teâlâ dilediği zaman dilediği şekilde tecelli eder. Hep O. Gaye Allah ile olmak, o zaman hepsi senin.

Nitekim İmâm-ı Rabbânî -kuddise sırruh- Hazretleri'nin: "Onların ilimleri, bu ilimlere nispetle kabuk kalır." dediği yer burasıdır. ("Mektûbât"; 317. Mektûb)

İşte o ilim bu ilimdir. Bu ilme hiç kimse âşina olamadı.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |