İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

EVLİYÂ-İ KİRAM -Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI'NIN "HÂTEMÜ'L-EVLİYÂ" HAKKINDAKİ BEYAN ve İFŞAATLARI (115) Bandırmalı-zâde Hâşim Mustafa el-

HÂTEM-I VELI

Bandırmalı-zâde Hâşim Mustafa el-Üsküdârî -kuddise sırruh- (2)


EVLİYÂ-İ KİRAM
-Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI'NIN
"HÂTEMÜ'L-EVLİYÂ" HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLARI (115)

Bandırmalı-zâde Hâşim Mustafa el-Üsküdârî -kuddise sırruh- (2)

 

On sekizinci asır Osmanlı mutasavvıfları arasında önemli bir yere sahip olan Bandırmalı-zâde Hâşim Mustafa el-Üsküdârî -kuddise sırruh- Hazretleri'nin "Kadem-i Hatm-i Velâyet Risâlesi"ndeki beyan ve ifşaatlarına kaldığımız yerden devam ediyoruz.

 

"Hatm-i Velâyet" Rütbesinin Kademi:

Bandırmalı-zâde Seyyid Hâşim el-Üsküdârî -kuddise sırruh- Hazretleri "Kadem-i Hatm-i Velâyet Risâlesi" adlı eserinde, Hâtem-i velâyet rütbesinin kademini açıklamak üzere yazdığı risâlesini hangi gâye ile, nasıl ve ne şekilde kaleme aldığına işaret ederek şöyle buyurmuştur:

"Peygamberlerde zuhûr eden ilim ve kelâm İlâhî vahiydir, velîlerde zuhûr eden ilim ve kelâm ise İlâhî ilhamdır. Kaynakları birdir, ihtilâf ise ancak mecâzî olan sûrettedir. Zîrâ hakîkati söyleyende ihtilâf yoktur.

Şimdi hakîkat şehrinde Nübüvvet ilminin kapısından Vahdet'in içine vâsıl olup:

'Benim Allah ile öyle bir beraberliğim var ki…' haremine mahrem seçilen ve Ulûhiyyet sırrına mazhar olanların zikri geçen bu mukaddimeler ma'lûmlarıdır ki, onlar 'Hatm-i nübüvvet' ilmine vâris ve 'Ehadiyyet' kelâmının sırrına mazhar olmuşlardır.

Bu fakîr dahi Ümmet-i merhûmenin en hakîri ve velâyet hânedânının en fakîri olup, büyük evliyânın ve yüksek Ehlullâh'ın şerefli yollarına yolcu ve nihâyetsiz zevklerinden gücü, tâkati ve isti'dâdı nispetinde zevk sâhibi olduğumdan, deryâdan katre ve güneşten zerre miktârı Muhammedî ilmin Nûr'u ve Ahmedî kelâmın sırrına vâris olmak müyesser olmakla; dört mertebenin ve Hatemiyyet'in tasdikçisi Hatm-i velâyet rütbesinin kademi üzerine özlü sözler ve yaygın ve İlâhî yardıma bağlı mertebelerle ilgili bazı kudsî kelimeler, melekî ilhamlar ve İlâhî münâcaatlar nazar noktamızdan, harf ve lâfızlar da nefesimizden zuhûr ederek biraraya getirilip sıralanmıştır." ("Kadem-i Hatm-i Velâyet Risâlesi", Süleymâniye Ktp. Reşid Efendi, nr.: 784, vr. 2b-3b)

 

Binlerce Cilt Kitap Yazılsa Bile
Sonu Gelmeyecek İlâhî Sır:

Üsküdârî Mustafa Hâşim Baba -kuddise sırruh- Hazretleri "Kadem-i Hatm-i Velâyet Risâlesi"nin bir başka noktasında; Hâtemü'r-rusül Aleyhisselâm'ın getirdiği Şerîat'ı delil ve te'vil aramaksızın ikrar ve tasdik etmek nasıl ki halka vâcipse, onun Nübüvvet'inin bâtını olan "Velâyet-i kübrâ"yı da kayıtsız-şartsız öylece tasdîk etmenin vâcip olduğuna işâret ederek; bu esrârı anlatmak için binlerce cilt kitap yazılsa dahi târife gücün yetmeyeceğini haber vermiştir:

"Ey doğunun Nübüvvet sırrının esrârına vâkıf ve ey batının Velâyet güneşinin nûruna tâlip olan!

Şerîat-ı mutahhara'yı delilsiz ve tevilsiz tasdîk ve ikrâr vâcip olduğu gibi, Nübüvvet'in bâtını olan "Velâyet-i kübrâ'yı; yâni 'En büyük velâyet'i dahî delilsiz ve tevilsiz, hakikata tâlip olanlara tasdîk ve ikrâr vâciptir.

Malûm ola ki, zuhûr eden ağacın tohumu olan 'ilm-i İlâhî'nin evveli de âdem, âhiri de âdemdir. Sûfîlerin yanında, malûmları olduğu rütbeye 'Zuhûr-ı evvel' (İlk açığa çıkan şey) ta'bîr edip ve malûmları olduğu kadar zikri geçen nazarın her bir elbisesinin değişimi ve her bir makama geçişi, bir rütbenin görünüş ve eşkâline bir âlem ve her bir âlemin doğuşunun zuhûruna bir hassa koyup, kimi nûrânî, kimi zulmânî on sekiz bin âlem ve cümle mertebeler itibarıyla nice taksimatlar yapıp 'Beş hazîre' tabir ettiler. Lâkin idrakleri ilim ve vicdanlarının ihâtâ ettiği mertebedendir. Zira her şahsın malûmu ilmine göredir, ilim ise malûma tâbîdir. İyi anla!..

Ammâ melâmîlerin ulularına göre, ilim, vicdan ve irfânın zevki başkadır, ehline malûmdur. Zira sûfîlerin meslek ve meşrebi Hazret-i İsa -salavâtullâhi 'Alâ Nebiyyünâ ve aleyh-in mesleği üzere riyâzetler, halvetler, müşâhedeler, türlü mücâhedeler, evrâd, zikirler ve esmâ, nefis tezkiyesi ve kalp tasfiyesi ile terk ve uzleti seçmektir. Ancak zâhiren Nübüvvet'e bağlı ve Ahkâm ile vasıflanmış olarak…

Mesleği ve meşrebiyle tahkîk ehli olan melâmîlerin en ulularına gelince, evvelkilerin ve sonrakilerin ilimlerine vâris;

'Allah'ın ahlâkıyla ahlâklanınız!' (Ahmed bin Hanbel)

Hadis-i şerif'inin sırrına mazhar bir irşâd ile zuhûr eden Hâtemü'l-evliyâ'dır; Hâtemü'l-enbiyâ-i vel-mürselîn'in meslek ve meşrebi üzere eşyânın yaratılışına vâkıf olmuş, bütün mezilleri keşfetmiş, tüm mertebelerde terki terk etmiş, menzillerden yürüyüp Ulûhiyyet kubbeleri altında gizlenmiş olup;

'Ben, kulumun beni zannetiğine göreyim!' (Buhârî)

Hükmünün delâletiyle zevk ve vicdân, ilim ve irfânları Gerçek Sevgili'ye vâsıl kılan ilmin ayn'ıdır. Hemen başlangıç ve meslekleri Hatm-i nübüvvet'in bâtını olan Hatm-i velâyet'tir.

Hâl-i hazırda irşâda elverişli olanlar bu ince sırrı anlayıp idrâk ederler. Uyan ki, sana bu sözlerimizin sonunda bu kudsî rûhların ve Lâhûtî kelimelerin ahvâl ve vasıflarından bir miktar nakl ve beyân oluna!

Zira nice bin ciltli kitap yazılsa, bu esrârın netice ve nihâyetinin olmadığına:

'De ki: Denizler mürekkep olsa...' (Lokmân: 27)

Âyet-i kerime'si şehâdet etmektedir." ("Kadem-i Hatm-i Velâyet Risâlesi", Süleymâniye Ktp. Reşid Efendi, nr.: 784, vr. 90b-91b)

 

"Hatemiyyet" Mertebesinin
Göz Kamaştırıcı Vasıfları:

Seyyid Hâşim el-Üsküdârî -kuddise sırruh- Hazretleri "Kadem-i Hatm-i Velâyet" risâlesinde Allah-u Teâlâ'nın Zât, sıfat ve fiilerinin tecellîsine mazhar olmak için gereken şartları veciz bir üslûpla beyan ederek, yaratılanlar arasında "Hatemiyyet" mertebesine erişmeye hak kazanan Hâtemü'l-enbiyâ ve Hâtemü'l-evliyâ'nın göz kamaştırıcı vasıflarını mükemmel bir biçimde tasvir etmiştir:

"İnsan sûretinden beşer beşeriyetiyle zuhûr eden her bir sûret, kâinâtın türlü tabîatları, madenlerin rûhları, nebâtâtın aynası, hayvanların ruhları ve hissi, varlığından arınmış ruhlar, eşsiz ve benzersiz olan ruhlar, unsur ile terkib olunmuş ziynetler ve akıllara âit cevherler, evvelkilerin ve sonrakilerin ilmi ile müzeyyen ve fiillerin, sıfatların ve Zât-ı İlâhî'nin tecellî ettiği evin tam mazharı olamaz, meğer ki Hakk'ın evi, mutlak Beyt'i, vücûdun anahtarı, mecvûdiyetin hitâmı (sonu), Mabûd'un aynası, Zât'ın yarattığı, sıfatların övünç kaynağı, ruhların anası, cisimlerin babası ola; dahası, o Cevher, o Mukaddes Zât ve o Latîf Vücûd'un mişkâtının nûrları, Nûr'un feyzi kalb-i şerîf'inden iktibâs edilen Mürsel-i enbiyâ ve Hâtem-i evliyâ olanların, ruhları biraraya toplayıp haşreden temiz vücûdları ola…

Şimdi bunların her biri 'İnsan-ı kâmil'in tam mazharı, 'âdem'in manâsı ve yeryüzünün aydınlık kaynağı; her biri bir zamanın sâhibi ve asrının tek ve benzersizidir." ("Kadem-i Hatm-i Velâyet Risâlesi", Süleymâniye Ktp. Reşid Efendi, nr.: 784, vr. 106a-106b)

 

Seyyid Hâşim el-Üsküdârî
Hazretleri'nden Mühim Bir Nasihat:

Bandırmalı-zâde Hâşim Baba -kuddise sırruh- Hazretleri "Kadem-i Hatm-i Velâyet" adlı risâlesinin bir başka yerinde ise hakîkat ehlini "Velâyet-i kübrâ"yı elinde bulunduran Hâtemü'l-evliyâ'nın bayrağı altında haşrolunmaya teşvik ederek, onu bulma lûtfuna erişenleri ve ondan feyz alan velîleri kendileri için hazırlanan İlâhî ni'metlerden haberdâr etmiştir:

"Ey Nübüvvet yolunun Şâh'ına rağbet edip, hakikat sırlarına tâlip olan!.. Yukarıda zikredilen Hakk'ın mutlak evi olan Beytullâhü'l-Mamûr'a dahil ol ki, O:

'Kim ki ona dâhil olursa emniyette olur.' buyurmuştur. (Âl-i imrân: 97)

'Velâyet-i kübrâ'nın, yâni 'En büyük Velâyet'in bayrağı altında haşr ol ve vicdan Havz'ından 'Hakîkat' kâsesi ile Tevhîd ve irfân kevserini içenlerden ol ki:

'Rabb'leri onlara tertemiz bir içki içirir.' buyurmuştur. (İnsân: 21)

Mürşid ve rehberin rızâsını kazanacak rızânın vicdânî arkadaşlığının sohbeti ile, vicdânî cennetlerin sekiz derecesini tamamen aşıp, kudsî rûhun kuvveti olan hûrî ve gılmânla 'İlliyyîn'i seyrân ederek mekânsızlık iklîminde yeryüzünün ışığını, Ehadiyyet'te 'Dürr-i yektâ' otağını, Birlik'te Zât'ın Cemâl'ini müşâhade ile:

'Yüzünüzü hangi tarafa çevirirseniz çevirin, vech-i İlâhî oradadır.' (Bakara: 115)

Hitâbı ile mutlak Cemâl'e şâhid;

'Şüphesiz ki bunda kalbi olan ve hazır bulunup kulak veren kimse için öğüt vardır.' (Kâf: 37)

Sırrını müyesser eyleye;

'Allah göklerin ve yerin nûrudur.' (Nûr: 35)

Nûruyla Zât-ı İlâhî denizinin nûrlarına gark olup, her vardan ve her taraftan: 'Ben Allah'ım!', belki her uzvundan: 'Ben Hakk'ım!' sadâsı zuhûr ede!..

O zaman arkadaşın zamanın Sâhib'i olup, eğer büyükler hânedânını sevenlerden isen:

'Selman bizden ve Ehl-i beyt'tendir.' (Münâvî)

Sırrına mazhar olursun.

Ve malûmun olsun ki, Nübüvvet hânedânının muhibbi ve Velâyet hânkâhının Hâtem'i olmayanlara seyr-ü sülûk ve hakîkî Zât'ın Cemâl'ini müşâhede mümkün ve kâbil değildir!

'Bu Allah'ın fazl-u ikrâmıdır, kime dilerse ona verir.' (Cum'â: 4)" ("Kadem-i Hatm-i Velâyet Risâlesi", Süleymâniye Ktp. Reşid Efendi, nr.: 784, vr. 107a-107b)

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |