İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

EVLİYÂ-İ KİRAM -Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI'NIN "HÂTEMÜ'L-EVLİYÂ" HAKKINDAKİ BEYAN ve İFŞAATLARI (152) Ebû Abdullah Muhammed bin Ali

HÂTEM-I VELI

Ebû Abdullah Muhammed bin Ali el-Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- (5)


EVLİYÂ-İ KİRAM
-Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI'NIN
"HÂTEMÜ'L-EVLİYÂ" HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLARI (152)

Ebû Abdullah Muhammed bin Ali
el-Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- (7)

 

"Şifâu'l-Alîl" Kitabı'na geçen aydan kaldığımız yerden devam ediyoruz:

"Herhangi bir kimse, onların içinde bulunmaması ve ilimlerinin yetmemesi bakımından, onlar hakkında; amelleri, muhâlefetleri ve şekilleri ile ilgili olan bu işin dahasını da sayabilir.

Böylelikle onlar halkı şaşkınlığa düşürür ve onların ubûdet yolunu keserler. Onların şaşkınlığını arttırır ve birtakım ruhsatlara tutundurarak ubûdet'ten uzaklaştırırlar. Onunla zevk ve eğlenceleri tatma arzusunun günahını da ittihaz ederek, ulemânın zilletini toplarlar. Sultân'ın sohbetinde onun zulmüne muvâfakat gösterip, reddedilen bu gidişâta elllerini uzatırlar. Topladıkları her dünya kırıntısını saklar, nispet yaparlar. Sonra, kıyametin dehşeti kendilerini korkutup, dinleri hakkında, geceleyin sarhoşların şaşkınlıklarında bir şey seçemeyişleri gibi amelde bulunurlar.

Allah'ın izin vermediği bir şekilde halkı da kendilerine çektikleri için, bu helâk edici gidişatları ile bu halkı da yakmış olurlar.

Biz sizden de, kötü âkıbetlerinizden de Allah'a sığınırız!..

O'nunla konuşan dedi ki: Peki kulları Allah'a ulaştıran yol nedir?

Buyurdu ki: Hiç şüphe yok ki Allah Tebâreke ve Teâlâ, halkı dâveti ikiye ayırmıştır.

O indirdiği Âyet-i kerime'de dünyayı vasfedip onu zemmetmiş; bu şekilde akıl sâhiplerine, onun hâliyle ilgili bir temsil ortaya koyarak şöyle buyurmuştur:

"Dünya hayatının misâli gökten indirdiğimiz bir suya benzer ki, o yağmurla insan ve hayvanların yiyerek beslendikleri bitkiler bol bol yetişir.

Yeryüzü renk renk, çeşit çeşit mahsullerle süslenir.

Yerin sâhipleri bütün bunlara mâlik olduklarını sandıkları bir sırada, geceleyin veya gündüzün birden emrimiz geliverir de, orayı hiçbir şey bitirmemişe çeviririz.

İşte biz âyetlerimizi, düşünen insanlar için böylece apaçık beyan ederiz." (Yunus: 24)

Onu tafsilâtlı bir biçimde beyan ve zemmetmiş, sonra da onları işte bu yol üzere davet ederek şöyle buyurmuştur:

"Allah selâmet ve esenlik yurduna çağırır." (Yûnus: 25)

Gerek burada, gerekse diğer sûrelerde "Selâmet ve esenlik yurdu" diye vasfederek, onları ona teşvik etmiştir. İşte bu ilâhî bir davettir.

Sonra, onları yine bir davetle çağırarak şöyle buyurmuştur:

"Ey iman edenler! Allah ve Resul'ü sizi hayat verecek şeylere çağırdığı zaman icâbet edin." (Enfâl: 24)

Ehl-i yakîn, sıdka icâbetlerini yerine getirdikleri vakit, onu kalpleriyle duyarlar.

Kulları Allah'a ancak şu iki yol ulaştırır:

Sevap ve ikâba yönelme ile ilgili olan yol, büyük bir meşgûliyet içindedir ve Allah-u Teâlâ'dan perdelenmiştir.

"Tarîk-ı A'zam"; yani en büyük yol ise; tâ ki:

"Kopması mümkün olmayan en sağlam kulp"a (Bakara: 256)

Sımsıkı sarılıp, onunla bitişmiş bulununcaya kadar, kulları herhangi bir şeye meylettirmeksizin; eğrilikten uzak, dosdoğru bir biçimde O'na iletme yoludur.

O'na sevap ve ikab yolu üzere davet eden kimsenin durumu; onları O'nun emrine ve nehyine davet etmek, onlara O'nun sevabından ve ikâbından bahsetmek, böylece de nefislerini bununla tedâvi etmektir. Hiç şüphe yok ki nefis sevapla yatışır, azapla da ezilip kırılır.

O'na "İnfirâd"; yani "Ferdleşme" yolu üzere davet eden kimsenin durumu ise, onları ubûdete davet etmek ve kötü halleri terk, hâkimiyeti ve iktidârı bırakma, şehvetleri giderme, tâ ki nefislerini buna bağlayıncaya kadar, onlara O'nun ihsan ve minnetini zikretme, sonra da kendilerini bundan yana bir âyete, O'nun hükümranlığına ve rubûbiyetine dâir sıfatlara, nefislerine onu istetinceye ve kendilerine O'nun sebebinden bir sebep bularak, akıllarını O'na yöneltinceye kadar, bidâyetten nihâyete kadar ilâhî Heybet'e sürükleme hususunda onlara bir delil olmaktır.

Nitekim kaçak köleler, sâhiplerini kötüler ve reddederler. Bunlar halkın âfetleri ve kalplerin yükleridir. İşte diğer fakihlerden ve bahisçilerden bu ilmi çözenler de onu yakalarlar.

Onların ise hepsi, Melik'lerinin kapısında onun sebebiyle kurtuluşa erişmişlerdir.

Zira onların hepsi de sıdk ve ihlâs ehlidir. Şimdi bir bak ki, bunların sıdkları ve bu âfetlerden kurtuluşları hususunda, Melik'lerinin katındaki mevkîleri acabâ neresidir!"

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |