İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

Allah-u Teâlâ’nın Sevgilileri’nin İfşaatlarına İzah ve Açıklamalar (4) Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- (4)

HÂTEM-İ VELİ

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- 4


Allah-u Teâlâ’nın Sevgilileri’nin İfşaatlarına İzah ve Açıklamalar (4)

 

Hakîm et-Tirmizî
-kuddise sırruh- (4)

 

Bin küsür sene önce yaşamış olan Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri (v. 932), “Hatmü’l-evliyâ” kitabını yazarak tasavvuf tarihinde ilk defa “Hâtemü’l-evliyâ” olan zâtın varlığından söz edip, bu zâtın âhir zamanda gönderileceğini ve Muhammed Aleyhisselâm’ın diğer peygamberlerden evvel olduğu hususlarda, onun da diğer velîlerden önde olacağını beyan buyurmuştur.

 

“Hâtemü’l-Evliyâ” Kimdir;
Ne Zaman Gönderilecektir?

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri “Hatmü’l-evliyâ” adlı eserinin altıncı bölümünde; Hâtemü’l-evliyâ olan zâtı kırkların sayıları tükendikten sonra, dünyanın zevâle ermesine çok az bir zaman kala göndereceğini haber vererek şöyle buyurmuştur:

“Allah Azze ve Celle Peygamber’ini -sallallahu aleyhi ve sellem- aldıktan sonra, ümmetinden kırk kişiyi onun yerine oturtur. Arz onlarla ayakta durur. Onlar onun ehl-i beyt’idir. Onlardan biri ölünce yerine bir diğeri geçer.” (s. 247)

Kırklar her zaman için mevcuttur, her zaman vazîfe başındadır. Bu hususta “On Dokuzuncu Sohbet”te malûmât vermiştik.

“Bunların sayıları tükenip, dünyanın zevâl vakti gelince Allah bir velî gönderir. Bu velîyi seçmiş, kendine yaklaştırmıştır. Evliyâya verdiğini buna vermiş, ona bir de ‘Hâtemu’l-velâye’ tahsis etmiştir. Bu, kıyâmet gününe kadar Allah’ın, diğer velîlere hücceti olur.” (s. 247)

Allah-u Teâlâ’nın kendisine verdiği ilmi neşreder; onun yazdığı eserlerin hükmü kıyâmete kadar devam eder. Ne Hazret-i Mehdî değiştirir, ne de İsâ Aleyhisselâm değiştirir. Onlar kitap yazmayacaklar. Allah-u Teâlâ artık bu “Nûr”un üzerine başka bir nûr indirmeyecek, başka kitap da yazılmayacak. Vazîfeliler gönderecek; fakat her vazîfenin vazîfedarı ayrı olarak gönderilecek, her birinin vazîfeleri ayrı ayrı olacak.

Fakîr’i çığır açmak için göndermiş; Hazret-i Mehdî’yi nûr saçmak için, İsâ Aleyhisselâm’ı da Deccal’i öldürmek ve kötülüğü bütünüyle kaldırmak için gönderecek.

 

Velîlerin Evveli:

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri “Hatmü’l-evliyâ” kitabı’nda; nasıl ki Hâtemü’l-enbiyâ Aleyhisselâm her husuta “peygamberlerin evveli” ise, Hâtemü’l-evliyâ’nın da tıpkı onun gibi “velîlerin evveli” olduğunu beyan ederek, onun diğer velîlerden önde bulunduğu hususları bir bir haber vermiştir:

“Bu velî zikirde evvel...” (s. 247)

Burada bahsedilen zikir “Nefes zikri”dir, sizin bildiğiniz zikir değildir. Allah-u Teâlâ onu ezelden öyle halketmiş; onda Allah-u Teâlâ’yı anmayı, övmeyi ve sevmeyi önde kılmıştır.

“İlimde evvel...” (s. 247)

Ona ezelden öyle bir ilim koymuş ki; o ilimden kendisi de, beşeriyet de istifâde ediyor. Çünkü O koymuş... O ilim “İlmullah”tır; ona verdiği ilmi kimseye vermemiştir.

“Meşî’ette (irâdede) evvel...” (s. 247)

Allah-u Teâlâ’nın kendisine ezelden bahşettiği irâde sayesinde icraatını yapar. Ona verdiği irâdeyi de hiç kimseye vermemiştir.

“Mâkâdir’de (kudret ve kuvvette) evvel...” (s. 247)

Allah-u Teâlâ ona öyle bir irâde, öyle bir güç, öyle bir kuvvet vermiş ki; önünde hiçbir kimse duramaz!..

Nitekim Abdülkâdir Geylânî -kuddise sırruh- Hazretleri “Fethü’r-Rabbânî” adlı eserinde buyurur ki:

“Hiçbir iş ona güç gelmez. Hiçbir kapı önünde kapalı durmaz, açılınca da kapanmaz. Bütün kapalı kapıların kanatları uçuşur, bütün yönler açıılır.

O Hakk Teâlâ’nın huzuruna varıncaya kadar, hiç kimse onu durdurmaya güç yetiremez!..” (“Fethü’r-Rabbânî”, 60. Meclis.)

Yani onu Allah-u Teâlâ desteklemektedir. O desteklemese bu işler olur mu?

“Levh-i mahfûz’da evvel...” (s. 247)

Onu öyle yazmayı murâd etmiş. Nitekim Halil Fevzî -kuddise sırruh- Hazretleri bunu haber vermişler ve; “Oğlum! Levh-i Mahfûz’da gördüm; bir gün olacak, bu millete şöyle şöyle olacaksın!” buyurmuşlardı.

“Mîsak’ta (ahidde) evvel...” (s. 247)

Allah-u Teâlâ âlem-i ervâh’ta ruhlardan söz alırken, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’den sonra ondan da söz almıştı.

“Mahşerde evvel...” (s. 247)

Öyle murâd etmiş! Bütün bunlar hep O’nun sevmesiyle ve seçmesiyle olur, başka türlü hiçbir şey olmaz. O verecek ki olacak!..

“Hitapta evvel...” (s. 247)

Allah-u Teâlâ onu muhâtap yapmış, söz söyleme hâlâtı ona verilmiş.

“Şefâatte evvel...” (s. 247)

Allah-u Teâlâ öyle murâd etmiş, ona da şefâat izni verecek. Nitekim Abdullah bin Ebi’l-Ced’â -radiyallâhu anh- şöyle söylemiştir:

“Ben Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-i şöyle buyururken işittim:

‘Andolsun ki ümmetimden bir kimsenin şefâatiyle Temîmoğulları’ndan daha çok kimse cennete girecektir.’

Ashâb-ı kirâm, ‘Senden başka bir kimsenin mi yâ Resulellah?’ dediler;

‘Benden başka bir kimse!’ buyurdu.” (İbn-i Mâce: 4316)

Karabaş Velî -kuddise sırruh- Hazretleri de “Kâşifü’l-Esrâri’l-Fusûs” adlı eserinde şöyle buyurmuştur:

“Hâtemü’l-evliyâ, Enbiyâ Aleyhimüsselâm’ın en efdâlinin hasenâtından bir hasene olur. Dilediği herhangi bir kimseye şefaat kapısını açma yetkisi ona verilmiştir ve ilâhî isimler hususunda da onunla öne geçmiştir.” (“Kâşifü’l-Esrâri’l-Fusûs”; Hacı Mahmud Ef., nr. 225, 27b vr.)

“Civârda evvel...” (s. 247)

Halk tarafından sevilecek. Bu sevilme onda “Dürr-i Yektâ”nın oluşundandır, onu başkasına koymamıştır. Sevenler onun için seviyor onu... Dostu onun için ona âşık, düşmanı da onun için ona haset ediyor.

“Cennete girmede evvel...” (s. 247)

Allah-u Teâlâ öyle murâd etmiş; Resulullah Aleyhisselâm’dan sonra onu koyacak.

“Ziyârette evveldir.” (s. 247)

Allah-u Teâlâ murâd ettiği zaman ziyâretçisini de ihsân edecek. Nasıl ki burada ziyârete geliyorlarsa, orada da cennet halkı onlara ziyârete gelecekler.

Resulullah Aleyhisselâm Allah-u Teâlâ’nın nûru, âlemlerin gurur ve sürûrudur. On sekiz bin âlem onun “Nûr”una nazar eder; mest olur, hayran kalır. Çünkü Allah-u Teâlâ’nın “Nûr”unu seyrediyor, “Sirâc-ı Münîr”i seyrediyor. Allah-u Teâlâ’yı seyredemiyor amma, “Nûr”unu seyrediyor. Bu “Nûr”u iki yere koymuş; orada da seyredecek, burada da seyredecek.

Allah-u Teâlâ bir kimseye “Nûr” vermişse, “Onun ‘Nûr’unu görelim!” diye gelirler, “Şahsı görelim!” diye değil!.. Burada şahsı görelim, orada “Nûr”unu görelim diye gelirler. Onun için buraya kimse giremez, girmek isteyen batar. O nûr verecek, O’nun nûru ile olacak. Beşerde bir şey yok!..

Oradaki ziyâretin bir noktasını şöyle arzedeyim:

Bir akşam Muhammed Es’ad Erbîlî -kuddise sırruh- Hazretleri’nin âhiret köşküne geldim. Öyle hizmetçiler vardı ki; baktım herkese girdiği zaman, ayakkabısını koyan kimseler numara veriyorlar. Yâni numara ile ayakkabı veriyorlar. Yukarıya çıktım; baktım ki meyveler yığıp hazırlamışlar. Oradaki hizmetçilerin pâyânı yok; öyle bir hizmet var orada!..

“Nasıl ki Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- her yerde peygamberlerin evveli ise, bu da velîlerin evvelidir.” (s. 247-248)

Hep ilâhî vergi... Allah-u Teâlâ ezelden öyle murâd etmiş; kulda hiçbir şey yok!..

Biz bunları ilâhî bir lütuf kabul ediyoruz. Hiçbir zerresine bile lâyık olmadığımı da biliyorum.

Gerek Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in, gerekse Evliyâullah Hazerâtı’nın beyanlarını seyrediyorum ve bu lütuflarından dolayı Sâhibim’e şükrediyorum.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in buyurduğu gibi; “Bunları övünmek için söylemiyorum.” Çünkü ben “Var” ile övünüyorum!..

“Bu Allah’ın fazl-u ikrâmıdır, dilediğine verir.” (Cum’a: 4)

 

Tirmiz Halkı
Hatmü’l-Evliyâ” Kitabı’nı Anlamaktan Çok Uzaktı!..

Sübkî -rahmetullâhi aleyh- Hazretleri Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri’nin “Hatmü’l-evliyâ” ve “İlelü’ş-Şerî’a” kitaplarını yazdığı için Tirmiz’den kovulduğunu ifâde ederek, aslında her iki eserde de bunu gerektirecek bir şey bulunmadığını haber vermiştir:

“O’nu ‘Hatmü’l-velâye’ ve ‘İlelü’ş-Şerî’a’ kitabı’nı yazdığı için kovdular. Halbuki onların içinde bunu gerektirecek hiçbir şey yoktu. Ancak onlar, onu anlamaktan çok uzaktı.” (“el-A’lâmü’n-Nübelâ”; c. 13, s. 441.)


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |