İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

Allah-u Teâlâ'nın Sevgilileri'nin İfşaatlarına İzah ve Açıklamalar (51) Seyyid Abdülkâdir Geylânî -kuddise sırruh- (8) Velîlerin "Azîm"inin Göz Kamaştırıcı Vasıfları:

HÂTEM-I VELI

Seyyid Abdülkâdir Geylânî -kuddise sırruh- (8)


Allah-u Teâlâ'nın Sevgilileri'nin İfşaatlarına
İzah ve Açıklamalar (51)

 

Seyyid Abdülkâdir Geylânî -kuddise sırruh- (8)

 

Velîlerin "Azîm"inin Göz Kamaştırıcı Vasıfları:

Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî -kuddise sırruh- Hazretleri "Gaybî fetihler" mânâsına gelen "Fütûhü'l-Gayb" adlı eserinin "33. Makâle"sinde velîlerin dört kısma ayrıldığına işâret etmiş; en yüksek derecenin dördüncüsüne verildiğini söyleyerek, melekût âleminde ismi "Azîm" olan Hâtemü'l-evliyâ'nın vasıflarını bir bir zikretmiştir:

"Dördüncüsü; en yüksek derece buna verilmiş ve melekût âleminde kendisine 'Azîm' adı verilmiştir.

İşte Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu büyük zâtın şânını târif ederken şöyle buyurmuştur:

'Bir kimse öğrenir ve öğretirse; ayrıca bildiği, öğrettiği ile amel ederse melekût âleminde ona 'Azîm' ismi verilir.'

Bu zât âlim-i billâh'tır, mertebeler ölçülürse, en yüksek derecede onun olduğu ortaya çıkar.

Dinin hikmet yönü tarafını en iyi bilen odur. Allah-u Teâlâ birçok bilinmeyen ilimleri onun kalbine yerleştirmiştir, hiç kimsenin erişemeyeceği sırları ona sezdirmiştir. Bu saf ve temiz kul, Allah tarafından seçilmiş, sevilmiş ve Hakk'a cezbedilmiştir.

İlâhî hikmetlerin çözüldüğü kapıya yalnız bu insan yetişmiştir. Hidâyet yolları buna açıktır. İstidat bunda çok büyüktür ve bütün sırları anlamak kâbiliyeti vardır. Bunda bilgi sonsuz, hikmet ölçüsüzdür.

Bu zât, Allah yolunda bir şâhtır. Kulları, Hakk yola çağırır, kötülükleri onlara o gösterir. Kıyâmet günü şefaatçidir. Dünyada temizdir, Allah indinde her şeyi makbûl ve mergûptur. Doğrudur, doğruluğu tasdiklidir. Resul ve nebilerin Vekîl'idir, işte peygamberler bunu vekil etmişlerdir.

İşte son hadd buraya kadardır, insanoğlunun son durağı bu makama varır. Buradan öte peygamberlik başlar.

Sana bu insan lâzım, bunu ara!.. Bulunca muhalefet etme, sözlerine darılma, uzak kalmaktan hoşlanma!.. Onu sev ve sözlerine bağlan; her nereye varsan böyle birini ara ve zihninde onu gezdir. Şunu bil ki, o ne söylerse selâmet ondadır; helâk, bataklık başkadadır. Allah'tan onu iste; yol bundan başkaya varmaz. Himmet başkalarında yoktur. Yolunu bu ülkeye vardırmayan kurtulamaz. Ammâ Allah başka türlü emretmiş ise bir şey de denemez.

Allah'ın doğru yolu gösterdiği kimselere kimse şaşmaz!.." ("Fütûhü'l-Gayb", 33. Makâle)

Abdülkâdir-i Geylânî -kuddise sırruh- Hazretleri'nin bu ifşaatlarının açıklaması şöyledir:

"Dördüncüsü; en yüksek derece buna verilmiş ve melekût âleminde kendisine 'Azîm' adı verilmiştir.

İşte Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu büyük zâtın şânını târif ederken şöyle buyurmuştur:

'Bir kimse öğrenir ve öğretirse; ayrıca bildiği, öğrettiği ile amel ederse melekût âleminde ona 'Azîm' ismi verilir.'

Bu zât âlim-i billâh'tır."

O Hakk'ın talebesidir. Bu nokta çok gizlidir!..

"Mertebeler ölçülürse en yüksek derecede onun olduğu ortaya çıkar."

Niçin? Hakk'ın talebesi olduğu için…

"Dînin hikmet yönü tarafını en iyi bilen odur."

Niçin? O öğrettiği için...

"Allah-u Teâlâ birçok bilinmeyen ilimleri onun kalbine yerleştirmiştir."

O duyurduğu için…

"Hiç kimsenin erişemeyeceği sırları ona sezdirmiştir."

O gösterdiği için...

"Bu saf ve temiz kul, Allah tarafından seçilmiş, sevilmiş ve Hakk'a cezbedilmiştir."

O murad ettiği için...

"İlâhî hikmetlerin çözüldüğü kapıya yalnız bu insan yetişmiştir."

Dilediği kadar bildiriyor, o bildirdiği ile o kul hareket ediyor.

"Hidâyet yolları buna açıktır."

O açmış çünkü…

"İstidat bunda çok büyüktür ve bütün sırları anlamak kâbiliyeti vardır."

Onu yaratırken o istidat üzere yaratmış, onu öyle yetiştirmiş.

"Bunda bilgi sonsuz, hikmet ölçüsüzdür."

Hep O'ndan geldiği için...

"Bu zât, Allah yolunda bir şâhtır."

O öyle murâd etmiş, öyle olmuş...

"Kulları Hakk yola çağırır, kötülükleri onlara o gösterir."

Allah-u Teâlâ'nın emir ve nehiylerini, gizli ve kapalı noktaları izâh eder.

"Kıyâmet günü şefaatçidir."

O öyle murâd etmiş…

"Dünyâda temizdir."

Allah'ım temizlesin!

"Allah indinde her şeyi makbûl ve mergûptur."

O onu o şekilde hâllendirmiş.

"Doğrudur, doğruluğu tasdiklidir."

O öyle dilemiş, öyle yetiştirmiş.

"Resûl ve nebîlerin Vekîl'idir, işte peygamberler bunu vekil etmişlerdir."

Onlar vazîfeyi ona bırakmışlar. Öyle bir Vekil ki, onun nûrundan, onun ilminden yetişmiş bir peygamber vekîli. Onu târif ediyor.

"İşte son hadd buraya kadardır, insanoğlunun son durağı bu makâma varır. Buradan öte peygamberlik başlar."

O öyle yapmış, onu o makâma koymuş…

"Sana bu insan lâzım, bunu ara! Bulunca muhâlefet etme, sözlerine darılma, uzak kalmaktan hoşlanma!.. Onu sev ve sözlerine bağlan, her nereye varsan böyle birini ara ve zihninde onu gezdir."

Selmân-ı Fârisî -radiyallâhu anh- Hazretleri aramakla buldu ve ebedî saâdete erdi.

"Şunu bil ki, o ne söylerse selâmet ondadır; helâk, bataklık başkadadır."

O Hakk'ın emriyle hareket ettiği için selâmettedir.

"Allah'tan onu iste; yol bundan başkaya varmaz. Himmet başkalarında yoktur."

Niçin yoktur? Allah-u Teâlâ ona vermiş, başkasına vermemiş. Başka tarafta aramak boşuna harekettir.

"Mü'min-i kâmil'in kalbi, Rahmân olan Allah'ın arşıdır."

Hadîs-i şerîf'inde beyân edilen Arşu'r-Rahmân'a koydu, kişi ondan alacak. Başkasına koymadığı için bütün çabalar boşa gider.

"Yolunu bu ülkeye vardırmayan kurtulamaz. Ammâ Allah başka türlü emretmiş ise bir şey de denemez.

Allah'ın doğru yolu gösterdiği kimselere kimse şaşmaz!.."

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |