İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

EVLİYÂ-İ KİRAM -Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI’NIN “HÂTEMÜ’L-EVLİY” HAKKINDAKİ BEYAN ve İFŞAATLARI (78) Bâyezîd-i Bestâmî -kuddise sırruh-

HÂTEM-İ VELİ

Bâyezîd-i Bestâmî -kuddise sırruh-


EVLİYÂ-İ KİRAM
-Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI’NIN
“HÂTEMÜ’L-EVLİY” HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLARI (78)

 

Bâyezîd-i Bestâmî -kuddise sırruh-

Hayatı ve Eserleri:

Tasavvuf dünyasının en büyük ve en seçkin sîmâlârından olan Bâyezîd-i Bestâmî -kuddise sırruh- Hazretleri İran’ın Horasan eyâletine bağlı Bestam şehrinde dünyaya gelmiş olup, asıl adı Tayfur bin İsâ’dır.

Silsile-i şerîf’in altıncı halkasını teşkil eden Hazret’in doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Şemâil kitaplarında uzunca boylu, zayıf bedenli, beyaz tenli, ak ve seyrek sakallı olduğu rivâyet edilen Hazret, mânevî kemâline Câfer-i Sâdık -kuddise sırruh- Hazretleri’nin eliyle erişti. Ebû Hafs Haddâd, Ahmed bin Hadraveyh, Yahyâ Bin Muâz ve Zünnûn-ı Mısrî -kuddise sırruhum- gibi zevât-ı kirâm’la sohbet edip, ilim ve irfânını onların isabetli keşifleriyle birleştirip, mânevî meseleler hakkında ufkunu alabildiğine genişletti.

Mezhepte Hanefiyye, tarîkatta Sıddîkiyye yoluna mensup olan Bâyezîd-i Bestâmî -kuddise sırruh- Hazretleri, tasavvuf erleri arasındaki mümtaz ve seçkin mevkiini elde ettikten sonra Bestam’dan ayrılarak, başta Şam olmak üzere, Suriye’nin çeşitli beldelerinde otuz yıl kadar talebe yetiştirip, nasipdar olanların irşad ve mânevî yönden ıslâhları ile meşgul oldu. Öyle bir kemâlâta erişmişti ki; memleketine döndükten sonra vecd ve istiğrâk hâlinde iken söylediği bazı sözler yüzünden, zamanındaki zâhirî ulemânın sık sık saldırılarına hedef olmuş, hatta bu yüzden tam altı defâ Bestam’dan ayrılmaya mecbur tutulmuştu. Nitekim kendisi de onların bu hâllerinden yakınır ve; "Bestam’ın yarı okumuşları saçımı-sakalımı ağarttı!" buyururdu.

Her biri hikmet ve esrâr hazînesi olan nükteli sözleriyle; Tasavvuf tarihinde kendisine has, husûsî ve seçkin bir yere sahip olan Hazret, 848 (H. 324) yılında fânî olan dünya âleminden ebedî olan ahiret âlemine intikâl buyurmuştur.

 

"Hâtemü’l-velâye" Hakkındaki

Beyan ve İfşaatları:

İlk devir mutasavvıfları arasında mümtaz ve seçkin bir yere sahip olan, hikmet dolu sözleriyle tasavvuf tarihine damgasını vuran velîler ve ârifler sultanı Şeyh Bâyezîd-i Bestâmî -kuddise sırruh- Hazretleri, kendisinden sonra yaşamış bâzı zevât-ı kirâm’ın Hâtemü’l-evliyâ olan zâtla ilgili beyanlarındaki büyük bir sırrı, onların zuhûrundan asırlar önce ortaya koymuş ve son derece mühim bir ifşaatta bulunmuştu.

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri’nin, "Hatmü’l-Evliyâ" kitabının iki yerinde;

"Hiç şüphe yok ki Allah’ın öyle kulları vardır ki, peygamberler ve şehidler onların yerlerine ve Allah’a olan yakınlıklarına gıpta ederler." (Ebû Dâvud: 3527)

Hadis-i şerîf’inin, Hâtemü’l-evliyâ olan zâtın makâmı olan "Hâtemü’l-velâye" mertebesine işaret ettiğini;

Sultan Bahaeddin Veled -kuddise sırruh- Hazretleri’nin;

"Onun tevâzusu bütün peygamberlerden fazla olduğundan, yerinde olarak ona ‘Hâtemü’l-evliyâ’ denilir... Bu yüzdendir ki Musâ Aleyhisselâm; ‘Yâ Rabb’i! Beni Muhammed’in ümmetinden kıl’ buyurmuştur." ("Ma‘ârif", s. 143)

Buyurarak, bu duânın "Hâtemü’l-velâye" makâmına erişmek için yapılmış bir niyaz olduğunu haber verdiği;

Azîz Mahmûd Hüdâyî -kuddise sırruh- Hazretleri’nin de, İbrahim Aleyhisselâm’ın yaptığı bir duâya temas ederek;

"Allah Sübhânehû ve Teâlâ Hazretleri Kitâb-ı Kerîm’inde buyurur, İbrâhim Halîl’in -salâvâtullâhi alâ nebiyyînâ ve aleyhi ve alâ sâiri’l-enbiyâi ecmaîn- duâsını ve tazarrûsunu hikâyet eder, kullarına bildirir!..

Ne der Hazret-i İbrâhim?

"Ve dahî beni sâlih kullarına ilhâk eyle!" (Şuarâ: 83)

‘Ol zümreye dâhil olabileyim!’ deyû talep ve niyazda oldu. Enbiyâ hod sâlih ve pak ve tâhirlerdir. Ya neden, ‘Zümre-i sülehâdan eyle!’ diye duâ ettiğine sebep nedir?

Yâni nübüvvet, vilâyet mertebesinin kemâline eriştir ki, kemâl-i salâh istislâm ve inkıyâddan ibâret oldu. Mertebe-i nübüvvet, ne ki merâtib üzeredir.

Allah Sübhânehû ve Teâlâ:

‘İşte bu peygamberlerden bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık.’ diye buyurur. (Bakara: 253)

Ve evliyânın dahî hâli budur, onun dahî kemâli var. Nitekîm tekmîl-i nübüvvet Habîbullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de Hatm olduğu gibi, ehl-i ihtisastan olan tekmîl-i merâtib edenlerdir. (mertebeleri sona erdirenlerdir.)" ("Nasâyıh ve Mevâ’iz", s. 150-151)

Buyurmak sûretiyle, onun da bu duâsını "Hatemiyyet"e erişmek için yaptığını belirttiği bu üç ifşaatın hepsini biraraya toplayıp; bu peygamberlerin o makamda neyi görüp de böyle buyurduklarını, "Tezkîretü’l-Evliyâ"da nakledilen bir beyânında açıkça ifşâ etmişti.

 

Ulü’l-Azm Peygamberlerin

"Hâtemü’l-Velâye" Mertebesi’nde

Gördükleri Kimsenin Durumu:

"Tezkiretü’l-Evliyâ"da nakledildiğine göre; Bâyezîd-i Bestâmî -kuddise sırruh- Hazretleri yalnız velîlerin değil, peygamberlerin bile gıpta ettiği bir mertebe olan "Hâtemü’l-velâye" mertebesine vâris olan zâtın, ayakları yerin dibinde olduğu hâlde başı "A‘lâ-yı İlliyyîn"i aşan bir kimse olduğuna işaret etmiş; bâzı "Ulü’l-azm" peygamberlerin ise bu iki mesâfe arasında kalmaları nedeniyle, kendilerini ümmet-i Muhammed’e dahil edip bu makama eriştirmesi için Allah-u Teâlâ’ya duâda bulunduklarını haber vermiştir:

"Ibrâhim, Mûsâ ve İsâ -aleyhimüsselâm-ın:

‘Allah’ım! Bizi Muhammed’in ümmetinden kıl!’ dedikleri rivâyet edilir.

Sen zannediyor musun ki, onlar azıcık bir riyâset elde etmek uğrunda Hakk’ın huzûrunda rüsvay olmayı arzu ettiler? Hâşâ ve kellâ!.. Bilâkis onlar bu ümmet içinde öyle şahsiyetler görmüşlerdir ki, bunların ayakları yerin dibinde olduğu hâlde başları A‘lâ-yı İlliyyîn’i aşmış ve onlar da bu arada kaybolup gitmişlerdir." (Ferîdüddîn Attâr, "Tezkiretü’l-Evliyâ", s. 226)

Hazret’in hususiyetle İbrahim, Musâ ve İsâ Aleyhisselâm gibi "Ulü’l-azm" peygamberleri zikretmesi, "Hâtemü’l-evliyâ" olan zâta ihsan buyurulan makamın büyüklüğünü ve erişilmezliğini gözler önüne serdiği gibi; diğer peygamberlerin de bu has mertebeyi Allah-u Teâlâ’dan niyâz ettiklerini göstermektedir. Zîrâ ulü’l-azm peygamberlerin durumu böyle olursa, onlardan aşağıda bulunan diğer peygamberlerin durumu acaba nedir?

Bâyezîd-i Bestâmî -kuddise sırruh- Hazretleri’nin bu sözü, İmâm-ı Rabbânî -kuddise sırruh- Hazretleri’nin "İrşad kutbu" olan Hâtemü’l-evliyâ hakkındaki; "Onun nûru yerin dibinden arşa kadar uzanır!" şeklindeki beyânının(1) ve Abdülkâdir-i Geylânî -kuddise sırruh- Hazretleri’nin; "Selvi dalları gibi yücelere çıkar, Arş onu kucaklar; kökü zemin derinliğinde saklıdır." ifşaatının(2) bir nevî şerhi ve izâhı mâhiyetindedir.

(1) "Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî", 260. Mektup.

(2) "Fethu’r-Rabbânî", 5. Meclis.


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |