İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

Allah-u Teâlâ'nın Sevgilileri'nin İfşaatlarına İzah ve Açıklamalar (53) Sadreddîn el-Konevî -kuddise sırruh- (1) Muhammedî Velâyet'in Verâsetini

HÂTEM-I VELI

Sadreddîn el-Konevî -kuddise sırruh- (1)


Allah-u Teâlâ'nın Sevgilileri'nin İfşaatlarına
İzah ve Açıklamalar (53)

 

Sadreddîn el-Konevî -kuddise sırruh- (1)

 

Muhammedî Velâyet'in Verâsetini
Elinde Bulunduran Tâife:

Sadreddin-i Konevî -kuddise sırruh- Hazretleri "Tebsıretü'l-Mübtedî ve Tezkîretü'l-Müntehî" isimli eserinde; velîler arasında Hatemü'l-enbiyâ Aleyhisselâm'ın has velâyetine vâris kılınıp, onun "Kardeşlerim!" hitâbına mazhar olan, peygamberlerle neredeyse aynı seviyede bulunan ve irşad için gönderilerek, ilâhî hücceti ayakta tutmakla vazifeli kılınan bir tâife bulunduğuna dikkati çekerek, Hâtemü'l-evliyâ olan zâtın ve "Bayraklılar ashâbı"nın ulvî vasıflarından sözetmiştir:

"Ümmet-i Muhammed velîlerinin kâmillerinden olan, kendilerine 'Enbiyâ-yı evliyâ' (Peygamberler gibi olan velîler) denilen ulu bir tâifenin, Muhammedî kuşatıcılığa mahsus olan zevklerden nasîbi vardır. İşte Mustafa -sallallahu aleyhi ve sellem-in gerçek halifeleri, vârisleri ve kardeşleri de onlardır.

Bu tâife hakkındaki hususi işâret:

'Benden sonraki ihvânımla karşılaşmayı özlüyorum!' buyruğudur.

Onlarla ilgili olarak şöyle buyurulmuştur:

'Yarattıklarımızdan öyle bir topluluk da vardır ki, onlar Hakk'a iletirler ve Hakk ile hüküm verirler.' (A'râf: 181)

Onlar o kimselerdir ki; yükseldikleri zaman da istifâde edilirler, indirildikleri zaman da fayda verirler.

Zira geriye döndürülen velîler kâinât ve hâdiselerle ilgili zulümâtı giderirler, zaman ve mekânı onlar hakkında ta'y ederler ve onları onlardan alırlar:

'Biz hakkı bâtılın tepesine şiddetle atarız da, onun beynini parçalar. Bir de görürsün ki bâtıl yok olup gitmiştir.' (Enbiyâ: 18)"

Parçalanmadı mı be kardeşler?

"Bu ulu tâifeye vekâlet hil'atını giydirirler ve böylece hilâfet kürsüsüne oturturlar. Onların hükmü memleketi tutmuş olur.

'Onları emrimizle hidâyete çağıran rehberler kıldık.' (Enbiyâ: 21)

'De ki: Benim yolum budur. Ben Allah'a dâvet ediyorum. Ben ve bana tâbi olanlar basîret üzerindeyiz.' (Yusuf: 108)

'İnsanları Allah'a dâvet eden, kendisi de sâlih amel işleyen ve 'Doğrusu ben müslümanlardanım!' diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir?' (Fussilet: 33)

Emîrü'l-mü'minîn Ali -radiyallahu anh- uzun bir makâle-i haydarânelerinde onların makâmından haber vererek şöyle buyururlar:

'Yeryüzü Allah'ın hüccetini kâim kılandan hâlî kalmaz. O ya açıktır ya da gizlidir. Böylece Allah'ın delil ve âyet'leri iptal olmaz. Nice az kimseler değer bakımından daha büyüktür. Onların kendileri görülmez, fakat misâlleri kalplerdedir.'

Şer'î nübüvvetin bir başka şeklini onlara âyân ve der-meyân ederler. Zirâ o kapı kapanmıştır.

'Muhammed içinizden herhangi bir adamın babası değil, o ancak Allah'ın resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur.' (Ahzâb: 40)

Onun hâricinde, bütün ilâhî zevklerden ve peygamberlerin keşiflerden nasibdâr olurlar." ("Tebsıretü'l-Mübtedî ve Tezkîretü'l-Müntehî"; s. 84-87)

Bu beyanlarında üç "Hâtem" belirtiliyor, fakat Allah-u Teâlâ'nın kimi, ne ile vazîfeli kıldığını şimdiye kadar açıklamamıştık. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in hem "Sehm-i nübüvvet"ine, hem de "Sehm-i velâyet"ine vâris olan velîler mevzuâtı işte budur, yâni umûma âit bir husus değildir.

Onların vazîfesi "Nübüvvet" vazîfesidir; Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'den sonra peygamber gelmeyeceği için Peygamberân-ı İzâm Aleyhimüsselâm Efendilerimiz'in vazîfesini yaparlar.

Allah-u Teâlâ onlara verdiğini onlara da vermiştir. Çünkü onunla vazîfe görecek, vermese onunla vazîfe göremez. Peygambere verdiği gibi ona da vermiş, onunla vazîfe görüyor.

Onları dilediği şekilde tekâmül ettirdi ve vazîfelendirdi; aynı zamanda onlara Kelâmullâh'ı da verdi.

Nitekim Âyet-i kerime'sinde buyurur ki:

"Sonra biz o kitabı kullarımızdan beğenip seçtiklerimize miras bıraktık." (Fâtır: 32)

Onlar Allah-u Teâlâ'nın kelâmı ile konuşurlar, bu şekilde Kelâmullah'taki nûr zulümâtı deler. İşte peygamber yolu budur.

Allah-u Teâlâ bir Hadis-i kudsî'de buyuruyor ki:

"Böylelerinin sözleri peygamberlerin sözleri gibidir." (Ebû Nuaym, "Hilyetü'l-Evliyâ")

Konuştukları Hakk kelâmıdır, Peygamber vazîfesini bu noktada görüyorlar.

Bu zât-ı muhterem kimlerle mücâdele ettiğimizi açıkça ifşâ ediyor ve bâtılın yok olacağını da Allah-u Teâlâ işâret ediyor:

"Ona o dirâyeti vereceğim, benim iznimle benim irâdemi kullanacak; benim iznimle bâtılın üzerine gidecek ve bâtılı yok edecek!" mânâsına geliyor. Asıl öz mânâ budur.

Bu zamanda onun için gönderilmiş, bu iş için gönderilmiş. Bir çöpçü sokakları süpürür, yâni vazîfesi budur. Birisi çöpü süpürüyor, diğeri dalâlet ehlini süpürüyor, vazîfesi budur. Bütün bu olanlar hep Hazret-i Allah'ın izniyle, O'nun irâdesiyle oluyor!

Nitekim bunlar olmadı mı be kardeşler? Yâni Allah-u Teâlâ'nın hükmünü kullanmakla, o hüküm hem huzûru, hem sükûneti, hem de adâleti ortaya koyuyor. Üç vazîfe var.

Bunlar hep O'nun emriyle oluyor, hüküm hep O'nundur. O'nun hükmüyle olan işler hep güzel oluyor.

Bu hükmü Allah-u Teâlâ doğrudan doğruya Habîb-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-ine ve ona tâbî olanlara vermiştir, başkasına vermemiştir.

"Ben ve bana tâbî olanlar basîret üzerindeyiz." (Yusuf: 108)

Âyet-i kerime'sinde basîret üzerinde oldukları beyân edilen tâbîlerden kastedilen mânâ; Resulullah Aleyhisselâm'ın umum ümmetine değil, bizzat onun Vekîl'ine âittir.

Bu basîret üzere olanlar Muhaddesler'dir. İşte Muhaddes'in yeri burasıdır; onlar Allah-u Teâlâ'nın öyle kullarıdır ki, hiç kimsenin bilmediği bir hayatı yaşarlar. Muhaddesler bunlardır; zîrâ onlar dilediği zaman, an be an Allah-u Teâlâ'dan ilim ve bilgi alırlar.

İşte "olduğu gibi intikâl"in mânâsı budur. Onlar Allah-u Teâlâ tarafından irşâd için gönderilmiştir; "Hem kendilerini temizlemiş, hem de temizlemek için vazîfedâr kılmış…" mânâsına geliyor.

Allah-u Teâlâ o paçavra ile dilediğinin gönlünü temizler.

O ise kendisinin bir paçavra olduğunu bilir, onu kullananın Hazret-i Allah olduğunu da bilir.

Paçavranın hükmü yok, amma siliyor; çünkü sildiren O'dur.

Kendisinin hükmü olmadığını bilmeyen, Hüküm Sâhibi'ni tanıyamaz!..

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |