İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

Allah-u Teâlâ'nın Sevgilileri'nin İfşaatlarına İzah ve Açıklamalar (55) Sadreddîn el-Konevî -kuddise sırruh- (3) Muhammedî Velâyet'in Verâsetini

HÂTEM-I VELI

Sadreddîn el-Konevî -kuddise sırruh- (3)


Allah-u Teâlâ'nın Sevgilileri'nin İfşaatlarına
İzah ve Açıklamalar (55)

 

Sadreddîn el-Konevî -kuddise sırruh- (3)

 

Muhammedî Velâyet'in Verâsetini
Elinde Bulunduran Tâife (3):

Sadreddîn el-Konevî -kuddise sırruh- Hazretleri "Kitâbü'l-Fukûk" isimli eserinde Hâtemü'l-evliyâ ile Hâtemü'l-enbiyâ arasındaki Şer'î bağlılığın mâhiyetini beyan etmek üzere şöyle buyurmuşlardır:

"Hâtemü'l-evliyâ, Hâtemü'r-rusül'ün Şerî'at'ı zâhirde ondan alır. Bâtında ise vahiy meleğinin Hâtemü'r-rusül'e onu aksettirdiği yerden, aynı kaynaktan alarak, Şerî'at hususunda Hâtemü'r-rusül ile denkleşir." ("Kitâbu'l-Fukûk fî Müstenedâti Hikemü'l-Fusûs", vr. 31)

Size bunun sırrını açalım:

Hazret-i Allah ile Hazret-i Allah'a varıldığı zamanı, kişinin kaybolduğu zamanı size arzetmiştik. Ne lütfederse, ne ihsân ederse orada veriyor, o oradan alıyor. Çekecek ki söyleyecek, söylediğini sana bildirecek. Bu ise harfsiz-hurûfâtsız olur. Onun için yanyana olacak ki, O buyuracak, sen anlayacaksın. Bu makam o makamdır, mukarreb meleğin dahi sokulamayacağı makamdır. O anda arada hiçbir vâsıta yoktur.

Elhamdülillâh… Allah-u Teâlâ bir nohut kabuğu kadar değer vermediği için, hepsi O'nun ve O'ndan… Söyleyen O, ışığı koyan O, tecelliyât O'nun, ihsân ve ikrâm O'nun, hepsi O'nun… Ben hükümsüz ve değersiz bir kulum.

İşte bu sır bundan ibarettir. O akış olmasa bu kitaplar olur mu? O ihsân ediyor, O ikrâm ediyor, O veriyor, şahıs arada sâdece bir kabuk kalıyor.

Bin küsür sene evvel Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri "Hatmü'l-Evliyâ" adlı kitabında Allah-u Teâlâ'nın bu fakire ihsân ve ikrâm ettiği lütufları izah ve ifşâ ettiği için:

"Sen onu peygamberden üstün yaptın!" diyerek, o zamanın ulemâsı onu memleketinden sürdüler.

İşte bu sırra vâkıf olamadıkları için sürdüler. Allah-u Teâlâ onu mazhar etmişti, diğerlerinin ise akılları ve ilimleri yetmedi!..

Ben de diyorum ki: "Eğer size bir çok şeyleri ifşâ edip açıklasaydık, bu zamandaki âlim diye geçinen câhil kimseler, bizi dünyanın dışına atmaya kalkarlardı!" Çok ince bir sır. Bu noktayı kavradığınız zaman, Cenâb-ı Hakk murâd ederse bir çok sırrı kavramış olursunuz. Zira bu ilim "İlm-i billâh'ın alâsı"dır.

Onun ne kadar büyük bir zât-ı muhterem olduğunu diğer evliyâullâhın ifşaatlarından anlıyoruz. Onlar da aynı noktaya temas etmekle izâh ediyorlar.

Molla Abdurrahmân Câmî -kuddise sırruh- Hazretleri'nin "Nefehâtü'l-Üns" adlı eserinde Şâh-ı Nakşibend -kuddise sırruh- Hazretleri'nin, Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri'ni büyük bir velî olarak tanıdığı ve zaman zaman onun rûhâniyetine teveccüh ettiği nakledilmektedir. Öyle bir zât-ı âlî idi ki, Şâh-ı Nakşibend -kuddise sırruh- Hazretleri dahi ondan istimdat ediyordu! Allah-u Teâlâ'nın bir sevgilisiydi, esrâr-ı İlâhî'nin mazharı idi. Onun o günkü ifşaatlarından bugün hakikati anlıyoruz. Allah onun rûhunu şâd etsin!

Bu Zât-ı muhterem'in ve ifşaatlarda buklunan bütün Zevât-ı kirâm'ın Rûh-i şerif'lerine Fâtiha-i şerif okunmasını tavsiye ediyorum.

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri'nin memleketinden sürülmesi; ona Allah-u Teâlâ'nın duyurmasından, halkın da ilminin ve aklının yetmemesinden ötürüdür.

Fakat diğer velîlerin ifşaatlarına baktığımız zaman aynı noktaya geldiği görülür. Bu Zât-ı muhterem'in büyüklüğünü idrâk ediyoruz ve böyle olduğunu teyid ediyoruz.

Bin küsür sene önce söylemiş; ne kadar büyük bir zât olduğu bugün meydana çıkmış oluyor.

Gerek Sa'îdüddîn Fergânî -kuddise sırruh- Hazretleri ve gerekse Dâvûd el-Kayserî -kuddise sırruh- Hazretleri:

"Hâtemü'l-evliyâ hakîkatte Hâtemü'l-enbiyâ'dan başka bir şey değildir." buyurmuşlardır.

Bu zâtlar çok gizli bir husûsu târif ediyorlar. Nedir bu? Allah-u Teâlâ öyle murâd etmiş, öyle olmuş; demek ki ondan ayrı-gayrı değil!..

Biz şöyle deriz: Vallâhi lâyık olmadığımı çok iyi duyurdun, biliyorum; amma Senin lütf-u ihsânını da görüyorum…

Allâh-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde buyurur ki:

"Bilin ki Resulullah aranızdadır." (Hucurât: 7)

Bunun sırrını size arzedeyim; farz-ı muhâl ki bir vâsıta var, amma o vâsıtayı kullanacak şoföre ihtiyaç var. Hâtemü'l-velî vâsıtadır, kullanan ise Resulullah Aleyhisselâm'dır. O onda tasarruf ediyor, onun idâresi onun elinde değil. Benim bir gün bile tahsilim olmadığı hâlde bu kadar icraatlar oluyor, bu olacak şey mi? Demek ki onu vâsıta olarak kullanıyorlar, aslında tasarruf onların elinde… Bu Zevât-ı kirâm'ın "Aralarında hiç fark yok!" dedikleri sır işte budur.

O onun kademidir, o aynı zamanda onun musluğudur. Resulullah Aleyhisselâm gitti amma musluğu duruyor!

Nitekim Mevlânâ -kuddise sırruh- Hazretleri şöyle buyurmuşlardır:

"Açtılar kenz-i füyûzu olunuz hil'at-pûş

Mustafâ geldi yine cümleniz îmân ediniz." (A. Avni Konuk, "Fusûsu'l-Hikem Şerhi", s. 215)

"Yine geldi", musluk açıldı!..

Nitekim İmâm-ı Rabbânî -kuddise sırruh- Hazretleri "Mektûbât" adlı eserinin "260. Mektub"unda Hâtemü'l-velî'den bahsederken:

"Kararmış olan âlem onun zuhûr nûruyla aydınlanır. Onun hidâyet ve irşâad nûrları bütün âleme yayılır." buyurmuştur. ("Mektûbât", 260. Mektup)

Allah-u Teâlâ onda öyle tecellî etmiş, Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'i "Nûr saçan kandil" mânâsına gelen "Sirâc-ı münîr" yaptığı gibi; ona da Resulullah Aleyhisselâm'a verdiği nûru vermiş, verdiği için bütün âlemleri o nûr ihâta etmiştir.

Çünkü o, "Rahmeten li'l-âlemîn"in musluğudur; Allah-u Teâlâ musluğu onun eline vermiş, açtığı zaman âlemler o rahmetten istifâde ediyor.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |