İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

EVLİYÂ-İ KİRAM -Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI’NIN “HÂTEMÜ’L-EVLİY” HAKKINDAKİ BEYAN ve İFŞAATLARI (67)

HÂTEM-İ VELİ

Dâvud bin Mahmûd el-Kayserî -kuddise sırruh- 2


EVLİYÂ-İ KİRAM
-Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI’NIN
“HÂTEMÜ’L-EVLİY” HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLARI (67)

 

Dâvud bin Mahmûd el-Kayserî -kuddise sırruh- 2

 

 

Dâvud bin Mahmûd el-Kayserî -kuddise sırruh- Hazretleri’nin, Şeyhü’l-ekber Muhyiddîn İbnü’l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri’nin "Fusûsu’l-Hikem"indeki mânâları şerhetmek maksadıyla yazdığı "el-Matlâ‘u Husûsi’l-Kilem fî Me‘ânî Fusûsu’l-Hikem" adlı eserinde yeralan eşsiz ifşâatlarına kaldığımız yerden devâm ediyoruz.

 

Hâtemü’l-Evliyâ’nın Nazar Ettiği
Kimselere Verdiği Mânevî Destek:

Dâvûd bin Mahmûd el-Kayserî -kuddise sırruh- Hazretleri "el-Matlâ‘u Husûsi’l-Kilem fî Me‘ânî Fusûsu’l-Hikem" adlı eserinin başka bir noktasında; Hâtemü’l-evliyâ’nın tıpkı resul, nebî ve velîlerle Hakk arasında bir vâsıta olması gibi, kendisinin "Hâtemü’l-evliyâ" olduğuna inanan ve nazar ve tasarrufu altında bulunan diğer kimselerle de Hakk arasında bir vâsıta olacağını beyan buyurmuştur:

"Risâlet ve nübüvvet zamanla ilgili olan kevnî sıfatlardandır; nübüvvet ve risâlet devrinin bitmesiyle birlikte kesilmiştir. Velâyet ise ilâhî bir sıfattır.

Bunun içindir ki O, kendisini ‘Velî’ ve ‘Hamîd’ diye isimlendirerek;

‘Allah îmân edenlerin velîsidir.’ buyurmuştur. (Bakara: 257)

Dolayısıyla o ezelî ve ebedî olup, hiçbir şekilde nihâyete ermez. Peygamberlere ve ilâhî hazîreye ulaşan herhangi bir kimseye, nübüvvet’in bâtını olan velâyet dışında vusûl de mümkün olmaz. İşte bu mertebe, İsm-i a’zam’ı kendisinde toplaması nedeniyle Hâtemü’l-enbiyâ’nın; müşâhade sâyesinde, (onun) tamâmıyla kendisinde zuhûr etmesi nedeniyle de Hâtemü’l-evliyâ’nındır. Onu elinde bulunduran kimse bütün peygamberler, velîler ve Hakk ile peygamberler arasında vâsıta olan bir meleğin yerini tutacak bir biçimde; onun velîlerin Hâtem’i olduğunu kabul etmek kendisine güç gelmeyen, nazar ile yardım ettiği herhangi bir kimse ile Hakk arasında vâsıtadır. Zîrâ o, toplayıp birleştirici olan ismin bâtın mazharıdır ve onun mertebesi onlarla Hakk arasında vâsıta olan meleklerinkinden daha âlâdır." ("el-Matlâ‘u Husûsi’l-Kilem fî Me‘ânî Fusûsu’l-Hikem", Şehid Ali Paşa, nr.: 1242; 28b vr.)

 

Hâtemü’l-Enbiyâ’nın Hakîkatinin Vârisi:

Dâvûd el-Kayserî -kuddise sırruh- Hazretleri "Hâtemü’l-evliyâ" hakkındaki bu sırları işitip de şaşkınlığa düşen bir kimseye; "Hâtemü’l-evliyâ" ile diğer peygamberler arasında gerçekleşen bu hafsalaya sığmaz işleri ve ortaya konulan anlaşılması güç sözleri çözmesini sağlayacak bir ipucu vererek, onun Hâtemü’l-enbiyâ Aleyhisselâm’ın "ayn"ının ve hakîkatinin vârisi olduğunu haber vermektedir:

"Şâyet sen, velîlerden olan peygamberlerin ve velîlerin hepsinin, Hakk’ı ancak Hâtemü’l-evliyâ mişkâtından görebildiklerine dâir benim kendisine işâret ettiğim şeyi; veyâ, Hâtem’lerin önce bir ahkâm ve şerîatla tebeyyün ettiği gibi, sonra da ilâhî birtakım sırların tebeyyünü ile zuhûr eden Hâtemü’r-rüsul’ün ‘ayn’ı olduğuna dâir işâret ettiğim şeyi anlar ve kabul edersen; senin için artık âhirette fayda sağlayacak bir ilim husûle gelmiş demektir." ("el-Matlâ‘u Husûsi’l-Kilem fî Me‘ânî Fusûsu’l-Hikem", Şehid Ali Paşa, nr.: 1242; 29b-30a vr.)

 

Mâneviyât Semâsını Aydınlatan İki Güneş:

Hazret "el-Matlâ‘u Husûsi’l-Kilem fî Me‘ânî Fusûsu’l-Hikem" adlı eserinde mükemmel bir temsil getirerek, peygamberleri ve velîleri ışığını güneşten alan ve henüz güneş yokken ortaya çıkan ay ve yıldızlara; Hâtemül’enbiyâ ve Hâtemü’l-evliyâ’yı ise, ay ve yıldızlar kaybolduktan sonra, kendi nûruyla bütün âlemleri aydınlatan güneşe benzetmiştir:

"Hâtemü’r-rüsul’ün her ne kadar varlık tıyneti gecikmiş ise de, o hakîkatıyla ruhlar âleminde mevcûddu. O, mevcûdiyetinden ve bir risâletle ümmetine gönderilmeden önce zâten peygamberdi. Çünkü ezelî ve ebedî kutupların hepsinin kutbu odur. Varlıktan maksat Peygamber Aleyhisselâm olduğu için, diğer peygamberlerin nübüvveti ise kendileri adına, ancak gönderildikleri an gerçekleşmiştir.

Şu hâle göre o, âlemin özlerini ve aynı şekilde, istidâdları yönünden peygamberlerin özlerini de kendinde toplayan, şümullü bir mertebeyi kendisine hâsıl kılan bir farklılıkla, ilim husûsunda çok önceden vâredilmişti. Onlar ise, tıpkı güneş ışığının doğmasıyla gizlenen yıldızların ışıkları gibi, hakîkat-ı Muhammediyye nûrları ile zuhûr ederek değil, kendi varlıklarında nübüvvetin zuhûrunu talep etmişler; cismî tabiat makâmında ve unsurî gecelerin karanlığında tahakkuk ettikleri zaman da, ay ve yıldızların karanlık gecede açığa çıkması gibi, kendilerine has nûrları ile açığa çıkmışlardı.

İşte Hâtemü’l-evliyâ ortaya konulduğu zaman, onun velîlere nisbeti de böyle olur." ("el-Matlâ’u Husûsi’l-Kilem fî Me‘ânî Fusûsu’l-Hikem", Şehid Ali Paşa, nr.: 1242; 30a vr.)

 

Hâtemü’l-Evliyâ,
İlâhî Keşif ve Sırların Kaynağıdır:

Şeyh Dâvud el-Kayserî -kuddise sırruh- Hazretleri Hâtemü’l-evliyâ’nın ilâhî sırları keşif ve müşâhade husûsunda, Hâtemü’r-rüsul dışında herkese kaynak olduğunu haber vermişlerdir:

"Resuller de evliyâdan olmaları bakımından görecekleri herhangi bir şeyi, aynı şekilde, ancak Hâtemü’l-evliyâ mişkâtından görebilirler. Buradaki resullerden, yalnız Hâtemü’r-rüsul’den başkaları hakkında bu mânâyı düşünmek mümkün olabilir. Onun dışında, Hâtemü’l-velâye’ye nisbet edilen nebîlerin nisbetleri de böyle olur ve herhangi bir üstünlük lâzım gelmez. Çünkü o, bu mertebenin bâtındaki sâhibidir; Hâtem de onun mazharıdır. Bu makam, Rûh-i Muhammedî’nin -sallallahu aleyhi ve sellem- âlemdeki mazharlarından herhangi bir kimseye, peygamber ve velî sûretiyle ancak, onun keşfettirmesiyle keşfettirilebilir." ("el-Matlâ‘u Husûsi’l-Kilem fî Me‘ânî Fusûsu’l-Hikem", Şehid Ali Paşa, nr.: 1242; 30a-30b vr.)

 

Hâtemü’l-Evliyâ’ya Nisbet Edilen Hasene:

Dâvud el-Kayserî -kuddise sırruh- Hazretleri Hâtemü’l-evliyâ’ya nispet edilen "hasene"nin, Hâtemü’l-enbiyâ’ Aleyhisselâm’a vaadedilen "Makâm-ı mahmûd"dan ve "Vesîle"den ibâret olduğunu ifşâ ederek şöyle buyurmuştur:

"Velâyet’in Hâtem’i, Hâtemü’r-rüsul’ün hasenâtıyla ilgili derecelerden bir derecenin sûreti ve onun mazharlarından bir mazhardır. Bu hasene ise, "Vesîle’ diye isimlendirilen cennet mertebelerinin en yükseği ve Peygamber Aleyhisselâm’a vaadedilen ‘Makâm-ı mahmûd’dur." ("el-Matlâ‘u Husûsi’l-Kilem fî Me‘ânî Fusûsu’l-Hikem", Şehid Ali Paşa, nr.: 1242; 30b vr.)

 

Mânevî Kemâlâtını Tümüyle Allah’tan Alan Velî:

Dâvud bin Mahmûd el-Kayserî -kuddise sırruh- Hazretleri eserinin başka bir noktasında ise, Hâtemü’l-velâye’nin ilâhî isimler husûsunda herhangi bir istimdâda muhtaç olmadığını, onun mânevî kemâlâtını tümüyle Allah’tan aldığını beyan buyurmaktadır:

"İlâhî vergilerin kendisine tertip edildiği ilâhî isimler, nebîlerin ve velîlerin dem’inin evlâtlarından bir oğul olan Şît Aleyhisselâm’a tahsis edilmiştir. Ancak, Hâtemü’l-velâye bundan müstesnâdır; zîrâ o, kemâlâttan yana zuhûr eden şeylerin tümünü Allah’tan alır." ("el-Matlâ‘u Husûsi’l-Kilem fî Me‘ânî Fusûsu’l-Hikem", Şehid Ali Paşa, nr.: 1242; 34a vr.)

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |