İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

EVLİYÂ-İ KİRAM -Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI'NIN "HÂTEMÜ'L-EVLİYÂ" HAKKINDAKİ BEYAN ve İFŞAATLARI (135) Niyâzî-i Mısrî -kuddise sırruh-

HÂTEM-I VELI

Niyâzî-i Mısrî -kuddise sırruh-


EVLİYÂ-İ KİRAM
-Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI'NIN
"HÂTEMÜ'L-EVLİYÂ" HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLARI (135)

Niyâzî-i Mısrî -kuddise sırruh-

 

HAYATI ve ESERLERİ

Asıl adı "Mehmed" olan Hazret, telif sahibi Osmanlı mutasavvıflarının önde gelenlerindendir. Hicrî 1027 (m. 1617) yılında Malatya'da dünyaya gelmiş olup, 21 yaşında vaizlikle meşgulken Halvetiyye yolu büyüklerinden Malatyalı Hüseyin Efendi'nin dergâhına intisâb etmiş, bu arada Mantık ve Kelâm ilimlerini tahsil etmek gâyesiyle Diyarbakır ve Mardin'e gitmiştir. Daha sonra Mısır'a göç ederek, burada Ezher Camii yakınlarında ikâmet eden Kâdiriyye yolu şeyhlerinden birinin hizmetine girmiştir.

"Mevâ'idü'l-İrfân" adlı eserinde naklettiğine göre; burada dervîşâne bir hayat sürdürürken, yaptığı bir istihâre sırasında rüyâsında Şeyh Abdülkâdir Geylânî -kuddise sırruh- Hazretleri'ni görmüş ve Hazret kendisine nasibinin o şehirde olmadığını söyleyerek Anadolu tarafına gitmesini emretmiştir. Gördüğü rüyânın tesiriyle hemen Anadolu tarafına hicret eden Niyâzî-i Mısrî -kuddise sırruh- Hazretleri, İstanbul'a gelerek Sokollu Mehmed Paşa Medresesi'ne yerleşmiş ve burada ilim tedrisine yönelmiştir.

İstanbul'dan ayrılarak Bursa'ya giden ve orada da ilim tedrisiyle meşgul olan Hazret, gördüğü başka bir rüyâ üzerine Uşak'a gitmiş ve orada Ümmî Sinân -kuddise sırruh- Hazretleri'nin halîfelerinden Şeyh Mehmed ile tanışarak, kısa bir süre sonra aradığı her şeyi kendisinde bulacağı Şeyh'i Ümmi Sinan -kuddise sırruh- Hazretleri'ne bağlanarak, ondan hilâfet alıp irşada başlamıştır. İrşad faaliyetleri ile meşgul olurken bir aralık Bursa'ya gelen Hazret, 1669 (h. 1080) tarihinde burada bir dergâh inşâ ettirmiştir.

Cifr ilmine vâkıf müstesnâ şahsiyetlerden biri olan Mısrî -kuddise sırruh- Hazretleri, söylediği bazı sözler nedeniyle 1673 (h. 1087)'de Rodos'a sürülmüş, dokuz ay süren bu sürgün hayatını müteâkip tekrar Bursa'ya dönmüştür.

1677 yılında Rusya seferi için halkı cihâda teşvik maksadıyla yanındaki üç yüz dervişle Edirne'ye geçen Hazret, Selimiye Camii'ndeki bir hutbesinden dolayı tekrar Limni Adası'na sürülmüştür. İki yıl sonra affedilmesine rağmen bu kez dönmeyi kabul etmemiş ve adada ikâmet etmeye karar vererek Limni'deki meşhur "Mısri dergâhı"na yerleşmiştir.

On beş yıl sonra Sultan II. Ahmed'in ricâsı üzerine tekrar Bursa'ya gelen Niyâzî-i Mısrî -kuddise sırruh- Hazretleri, kendisine haset eden bazı ümerânın telkinleri sonucu bir kez daha Limni'ye sürülmüş ve oradan dönmeyip kısa bir süre sonra, tarih 16 Mart 1694'ü gösterirken 78 yaşında vefat etmiştir. Kabr-i şerîf'leri Limni'dedir.

Tasavvuf alanındaki nükteli beyanlarıyla dikkati çeken Hazret, bu sahada manzum ve mensur pek çok eser telif etmiş olup, bunlar; "Dîvân-ı İlâhiyyât", "Mevâ'idü'l-'İrfân", "Kasîde-i Bürde Tesbî'i", "Tevhîd Risâlesi", "Risâle-i Haseneyn", "Devre-i Arşiyye", "Fâtiha Tefsîri", "Esmâ-i Hüsnâ Şerhi", "Esmâ-i Halvetiyye", "Mecmû'a-i Kelimât-ı Kudsiyye" ve "Mektûbât"tır.

 

"HÂTEMÜ'L-EVLİYÂ'" HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLARI

Niyâzî-i Mısrî -kuddise sırruh- Hazretleri'nin "Mecmû'a-i Kelimât-ı Kudsiyye" adlı eserinde yer alan bir ifşaatları üzerinde daha önce durulmuştu. Bu ayki sayımızda ise Hazret'in "Dîvân"ından, âhir zamanda zuhûr edecekleri Âyet-i kerime, Hadis-i şerif ve geçmiş Evliyâullah Hazerâtı'nın kitaplarında açıkça bildirilip, alâmetleri ve işaretleri açık ve net bir biçimde ifşâ edilen Hâtemü'l-Evliyâ'nın ihvanı ile ilgili, zikri geçen tüm bu vasıfları kendinde toplayıp birleştiren bir başka manzum ifşaatlarını size arz edeceğiz.

 

Âhir Zamanda Zuhur Edecek Olan
Hâtemü'l-Evliyâ'nın İhvanının Göz Kamaştırıcı Vasıfları:

Niyâzî-i Mısrî -kuddise sırruh- Hazretleri tasavvufî şiirlerini biraraya topladığı "Dîvân"ında, âhir zamanda zuhur edecekleri belirtilen Hâtemü'l-evliyâ'nın ihvanı hakkında Hadis-i şerif'lerde ve kendisinden önce yaşamış velîlerin eserlerinde yer alan alâmet ve işaretlerin hemen hepsini "Hakîkat şehri" adı altında cem eden bir şiir yazmış; bunların fesad, buğz, hased, kibir ve benlikten sıyrılarak, iman ve uhuvvetle birleşip ihvan olduklarını; kendilerine gelen uyarıcının telkinleriyle Kur'an düsturlarını muhafaza ederek dini tahriften koruyan bu zümrenin, meşreblerinin Hâtemü'l-Evliyâ'daki Zâtî tecellî sayesinde Zât deryası, yaşadıkları iklimin mânevî bir emniyet diyarı ve yürüdükleri yolun peygamberlerin yolu olduğuna dikkati çekerek, başına devlet kuşu konan kimselerden başkasının bulmayacağı bu yolun yolcularını ancak ehlinin bilip tanıyacağını haber vermiştir:

"Bir yere erişti yolum dört yanı düz meydan kamû

Ona giren görmez ölüm, içer âb-ı hayât kamû

Bir hoş güzel yapısı var, otuz iki kapısı var

Cümle şehirlerden ulu, her yanı bağ, bostan kamû

Âb-u havâsı mu'tedil, giren çıkamaz ây-u yıl

Dağları lâle ve sünbül, bağları gül, handân kamû

Bülbülleri nâlân eder, cân-u dili hayrân eder

Bağçeleri seyrân eder, her köşede hûbân kamû

Eşcârda sazlar çalınır, dallarda meyve salınır

Sen sunmadan o alınır, her emrine fermân kamû

Selsebilden kim nûş ider, Hakk onu hem bî-hûş eder

Teslîm edib dil-hûş eder, cümle içen mestân kamû

Bu dediğim cennet değil, onlara ol minnet değil

Bunun safâsı zevkına ehl-i cinân hayrân kamû

Şehr-i HAKÎKAT'dır adı, Hakk sırrını onda kodu

Ol sırra vâkıf olanı Hakk eyledi mihmân kamû

Olmaz onlarda hiç fesâd; buğz-u hased, kibr-ü 'inâd

Cümle biliş, yok aslâ yâd, birbirine İhvân kamû

Özleri cânlardan 'azîz, sözleri ballardan lezîz

Yok anda sen-ben, siz-ü biz, birlik ile yeksân kamû

Bu şehre bir Mürsel geldi, onları da'vet eyledi

Onlar yolu yanıltmadı, evsafları Kur'ân kamû

Hakk mezhebi mezhebleri, deryâ-yı Zât meşrebleri

Hâsıl kamû matlabları kader içre her an kamû

Yokdur onlarda ihtilâf, ayândır cümle bî-hilâf

Her işleri Hakk'a muzâf rûh eylemiş Yezdân kamû

Terk eylemişler kâl-u kıyl, lâl olmuş onlara bu dil

Her hâlleri Hakk'a delil, hep mazhar-ı Rahmân kamû

Sana bakıp kuru yüzü, sohbet edip söyler sözü,

Lâkin Hakk'ı bulmuş özü, söyleştiği Furkân kamû

Dünyaya san ki gelmedi, geldiyse de eğlenmedi

Şeytan onları görmedi, onda olan pinhân kamû

Ona girerse bir kişi, gider gönülden teşvîşi

Başına bu devlet kuşu konan olur Sultân kamû

Ol şehre erenler gelir, her korkudan âzâd olur

Yollarda, bellerde kalır; dîv-ü perî, şeytân kamû

Dârü'l-emân'dır ol şehir, insan girer yüz binde bir

Sanma ona dâhil olur, hûr-u melek rıdvân kamû

Kim ki o şehri özledi, Erenler izin izledi

Âdâb-ı Hakk'ı gözledi, irşâd eder pîrân kamû

Ehlini bul ol illerin, sarpın geçir sen bellerin

Yırtar yalnız gideni kurd-u pelenk arslan kâmu

Ehline onlar bellidir, zîrâ bilir, bir, ellidir

Her biris ahsen sıfat, her müşkile burhân kamû

Gir Enbiyâ'nın silkine, binri vücûdun fülkine

Kahreyle nefsin 'askerin, gark eylesin tûfân kamû

Var 'Semme Vechu'llâh'ı bul, tâ görüne sana bu yol

Senden sana eyle sefer, kim edesin seyrân kamû

Candan riyâzât-u ta'âb çeksen onu edüp taleb

Olur riyâzâtın sonu, dertlerine dermân kamû

Çek sînen üzre dâğ-u dâğ, hasta gönlün ola hem sağ

Şâyet ola dâğ üstü bâğ, yâdlar ola yârân kamû

Cân ilidir vasfettiğim, derd ile ta'rîf ettiğim

Bundan inüp döküldüler bu tenlere her cân kamu

Gel tende koma cânını, 'Âlâ'ya çok bul kânını

Lâyık mıdır insâna kim yeri ola zındân kamû

Tut gel Niyâzî'nin sözün, aç gör hakîkat can gözün

Bir gün gidersin ansızın, görmez seni insân kamû

Var ol Hakîkat Şehri'ne, er anda Hakk'ın sırrına

Dolsun senin de gönlüne deryâ olup 'irfân kamû…" ("Dîvân-ı Mısrî"den)

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |