İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

HÂTEM-İ VELİ HAKKINDA RESULULLAH -SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM- EFENDİMİZ’İN HADİS-İ ŞERİF’LERİ VE ONA VÂRİS OLAN VEKİLLERİNİN İFŞAATLARI (28)

HÂTEM-İ VELİ

Afîfüddin Tlimsânî -Kuddise Sırruh-


HÂTEM-İ VELİ HAKKINDA
RESULULLAH -SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM- EFENDİMİZ’İN HADİS-İ ŞERİF’LERİ VE ONA VÂRİS OLAN VEKİLLERİNİN İFŞAATLARI (28)

 

Afîfüddin Tlimsânî -Kuddise Sırruh-

 

Asıl ismi Afîfüddin Süleyman bin Ali olan Hazret, aslen Küfe’li olup; 1219 (H. 616) yılında Tlimsan şehrinde dünyaya geldi.

Henüz çok genç yaşlarda iken Suriye’ye giden ve burada çeşitli vazifelere getirilen Şeyh’in, ikinci göçü Anadolu’ya oldu. Anadolu’da da onun mâli ve idâri bir takım görevlere tâyin edildiği rivayet edilir.

Afîfüddin Tlimsânî -kuddise sırruh-Hazretleri Anadolu’da bulunduğu sıralarda Tasavvuf’a ilgi duymaya ve kendisine bir mürşid aramaya başladı. Arzusuna ulaştıktan sonra da kırkar gün süreyle, kırk kez halvete çekilerek yol aldı. Çok geçmeden büyük bir mânevi kemâlata kavuşup, Allah erleri arasındaki mümtaz ve müstesnâ mevkiine ulaştı.

Anadolu’da ikâmet ettikten sonra, bu kez Mısır’a hicret eden Hazret, burada Memlûklu hükümdarı Kayıtbay tarafından göz hapsine alındı ve hasedine müptelâ olan bazı kimselerin hücum ve iftiralarına uğradı. O bu iftiralara mukabele etmesinin yanısıra; hıristiyanları devletin mühim mertebelerine getirmesini yadırgayarak, şeriata muhalif iş ve icraatlar yapması nedeniyle sultanı kınamaktan da çekinmedi.

Büyüklüğü pek çok kimse tarafından tasdik edilen Hazret, yaşadığı beldelerde tasavvufun müşkil meselelerini kökleştirip, sağlam temeller üzerine oturtma mücadelesi vermiş ve bunu yaparken de hiçbir dış müdahaleye aldırış etmemiştir. Muhyiddin İbn’ül-Arabî -kuddise sırruh-Hazretleri’nin meşrep ve yolunu takip etmesi ve onu müdafaa etmesi; ona hücum etmelerine sebep olan gizli ve müşkil meseleleri kâmil bir üslüpla şerhetmesi, onun büyük bir kemâlata sâhip olduğunu gösterir.

Nitekim Kutbüddin el-Yu’ninî -kuddise sırruh-Hazretleri onun bu yönüne dikkati çekerek, onun Allah’ı hakkıyla bilen kâmil bir veli olduğunu söylemiştir.

1291 (H. 690) yılında Şam’da vefat eden Hazret, burada yeralan sûfî kabristanına defnedilmiştir.

İlâhî vecd ile coştukça, zaman zaman şiirler de yazmış olan Hazret’in; bu şiirlerini biraraya topladığı “Divân”ı dışında muhtelif ilimlere dâir pek çok kitap ve risaleler yazdığı rivayet edilir. Ancak ne yazık ki onun bu eserlerinden, günümüze sadece “Risâle-fî ilmü’l-Arûz” ve “Şerh-i Fusûsu’l-Hikem” ismini taşıyan ikisi intikal etmiştir.

Allah-u Teâlâ’nın isimlerinin açıklamalarını ihtiva ettiği belirtilen “Şerh-i Esmâü’l-Hüsnâ” onun son derece mühim olan, fakat günümüze ulaşmayan bu eserlerinden sadece bir tanesidir.

Şeyh Afîfüddin Tlimsânî -kuddise sırruh-Hazretleri “Şerh-i Fusûsu’l-Hikem” isimli eserinde Hâtem-ül Evliyâ için bu mertebenin nasıl hâsıl olduğunu ve ona bu ismin nasıl verildiğini beyan ederek şöyle buyurmuştur:

“Bu ilim Hâtemü’r-Rüsul ve Hâtemü’l-evliyâ’dan başkasının değildir. Hâtemü’r-rüsul gibi, aynı şekilde onun da Hâtemü’l-evliyâ olduğu nasıl söylenebilir?Hiç şüphe yok ki ondan sonra gelen ümmetinden bir kimse için, onun Hâtemü’l-evliyâ’lık mertemesi hâsıl olur. Dolayısıyla Hâtemü’l-evliyâ da böyledir, mertebesi (onunla) bir olunca, artık o da sayılı noksansız şahıslardan birisidir.” (Şerh-i Fusûs; Şehid Ali Paşa, no: 1248, 24. yaprak)

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |