İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

HÂTEM-İ VELİ HAKKINDA RESULULLAH -SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM- EFENDİMİZ’İN HADİS-İ ŞERİF’LERİ VE ONA VÂRİS OLAN VEKİLLERİNİN İFŞAATLARI (55)

HÂTEM-İ VELİ

Karabaş Velî -kuddise sırruh-


HÂTEM-İ VELİ HAKKINDA
RESULULLAH -SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM- EFENDİMİZ’İN HADİS-İ ŞERİF’LERİ VE ONA VÂRİS OLAN VEKİLLERİNİN İFŞAATLARI (55)

 

Karabaş Velî -kuddise sırruh-

 

Hayatı ve Eserleri:

1611 yılında Malatya’da dünyaya gelen Hazret, Osmanlı mutasavvıflarının en meşhurlarından biri olup, asıl ismi Ali Alâeddin’dir. Çok uzun boylu bir zât olduğu için yaşadığı dönemde kendisine “Alî’ül-Etvâl” yâni “Uzun Ali” lâkabı verilmiştir.

Aslen Arapkir’li olan Karabaş Velî -kuddise sırruh- Hazretleri ilmî tahsilini İstanbul’da tamamlamış; sonra da tasavvuf’a gönül vererek Şâbâniyye tarikatına girmiş ve 1631 yılında halifeliğe yükseltilmiştir. Bu sıralarda yirmi yaşlarında olması, onun çok büyük bir istidada sahip olduğunu gösterir.

Mânevî bir işaretle Üsküdar’a yerleşen Hazret, burada bir taraftan ilim ve irşadla meşgul olurken, diğer taraftan da yazdığı eserlerle etrafını nurlandırmaya gayret etmiştir. Eserlerinde o kadar gizli ve ince noktalara girmiştir ki, bir kitabında “Herkeste fındık kadar Allah’tan bir parça vardır.” dediği için 1680 yılında Limni adası’na sürgüne gönderilmiştir.

1685 yılında Hacc’a giden Karabaş Velî -kuddise sırruh- Hazretleri, dönerken Mısır’a çok yakın olan bir mevkide ebedî âleme göç etmiştir.

Çoğu bazı zâtların eserlerine yazmış olduğu şerhlerden meydana gelen kitap ve risâlelerinin en meşhurları; “Kâşifü’l-Esrâri’l-Fusûs”, “Câmiu Esrâri’l-Fusûs”, “er-Risâletü’l-Berîkıyye fî Kasîdetü’l-Âşıkiyye”, “Şerh-i Akâidü’n-Nesefî”, ve “Tarikatnâme” kitabıdır. Bunların dışında Tâhâ sûre-i şerif’i tefsiri, Rüyâ tâbirnâmesi; semâ ile ilgili kısa bir eseri ve iki küçük risâlesi daha vardır.

Peygamber Aleyhisselâm’ın Velâyetini Müşâhadeyi Asıldan Alan Vâris Veli:

Karabaş Velî -kuddise sırruh- Hazretleri Kâşifü’l-Esrâr adlı eserinde; Hâtemü’l-evliyâ’nın, Peygamberlerin en üstününün hasenatından bir hasene olarak zuhur edeceğini ve mahşerde, dilediği herhangi bir kimseye şefaat edebilme selâhiyetinin ona verileceğini beyan buyurmuştur.

Karabaş Velî -kuddise sırruh- Hazretleri buyururlar ki:

“Peygamberlerin ve velilerin bu iki Hâtem’ine tahsis edilenin, ikisinden başkasına akıtılması bahis mevzuu olamaz. Bilâkis onun hâlinin ve elde edilişinin zorluğu apaçıktır.

Çünkü kanal ikidir:

Nebilerin ve risâletin kanalı, onlarla ilgili olan her şeyin elde ettirildiği ve emânet edildiği Efdâlü’l-Kâinat Muhammed Mustafâ Aleyhisselâtü vesselâm’dır.

Velâyet kanalı ise Hâtemü’l-evliyâ olan bir imamdır. O Hâtemü’r-rüsul’ün bir parçası, tâbisi ve aynı zamanda onun bâtın şeriati hususundaki vârisidir. Onunla ilgili olarak;

‘Kitap ile gönderilen peygamberler dahi o (ilmi) Hâtemü’l-evliyâ mişkâtından görürler.’ denilmiştir.

Yani velâyet sıfatı ile muttasıf olmayan, şuhûd ilmi kendisi için mümkün olmayıp, Ehadiyyet makamı’nda duramayan biri; en düşüğünden en yükseğine varıncaya kadar, onu ancak en yüce ufuktan görebilir.”

“Hâtemü’l-evliyâ’nın makamının onların makamına nisbeti, Hâtemü’r-rüsul’ün makamının diğer peygamberlere nisbeti gibidir. Zira Hâtemü’l-evliyâ, Peygamber Aleyhisselâm’ın velâyetini müşâhadeyi asıldan alan vâris velidir. Çünkü o -Aleyhisselâm- ilâhî hazerâtın aynasıdır. Bunun içindir ki Hâtemü’l-evliyâ da, Enbiyâ Aleyhimüsselâm’ın en efdâlinin hasenâtından bir hasene olur. Dilediği herhangi bir kimseye şefaât kapısını açma yetkisi ona verilmiştir ve ilâhî isimler hususunda da onunla öne geçmiştir.” (Kâşifü’l-Esrâr, Hacı Mahmud ef. no: 225, 24b-27b yaprağı)

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |