İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

Allah-u Teâlâ'nın Sevgilileri'nin İfşaatlarına İzah ve Açıklamalar (96) Şeyhü'l-Ekber Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî -kuddise sırruh- (9)

HÂTEM-I VELI

Şeyhü'l-Ekber Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî -kuddise sırruh- (9)


Allah-u Teâlâ'nın Sevgilileri'nin İfşaatlarına
İzah ve Açıklamalar (96)

 

Şeyhü'l-Ekber Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî -kuddise sırruh- (9)

 

"Onun Ruhu, Bütün Ruhlara Madde Olur."

İki kelime ile şöyle arzedelim;

Allah-u Teâlâ nasıl ki Resulullah Aleyhisselâm'ı geçmiş peygamberlere haber vermişse, bunun gibi velilere de bunu bildirmiştir. "Evet siz velisiniz, fakat Hatem-i veli'yi göndereceğim." Burada bir incelik daha var. "Bilin ki siz onun maddesinden maddelenmişsiniz."

Bu hususta; Muhyiddîn-i İbnü'l-Arabî -kuddise sırruh- Hazretleri Fususu'l-Hikem'inde Allah-u Teâlâ'nın Hatem-i evliyâ'yı ezelden ayırdığına ve onun ruhî yapısına temas ederek; "Onun maddesi ruhlar arasındaki bir ruhtan değil, ancak Allah'tan gelir. Belki onun ruhu bütün ruhlara madde olur, Allah'tan geldiği için onun ruhunun bütün ruhların mayası olduğunu.." beyan ediyor.

Kâdı Muhammed bin Mehmed -kuddise sırruh- Hazretleri "en-Nâberât fî Beyâni Hatmü'l-Velâyeti'l-Muhammediyye" adlı eserinde; Hâtemü'r-rusül Aleyhisselâm'ın Hâtemü'l-evliyâ olan zâtın, Hâtemü'l-evliyâ'nın ise kendisinin "Seyyid"i olduğuna işâret ederek, bu Hâtem'in de diğeri gibi bir "Hâtem" olduğunu ikrâr ve tasdik etmiştir:

"O'nun (Hâtemü'l-evliyâ'nın) Seyyid'i -sallallâhu 'aleyhi ve sellem- nasıl ki Resûl'lerin -'aleyhimü's-selâm- Hâtem'i ise; benim delîlim ve seyyidim olan Hâtemü'l-evliyâ'nın da bir 'Hâtem' olduğunda şüphe yoktur." ("Risâle en-Nâberât fî Beyâni Hatmü'l-Velâyeti'l-Muhammediyye", Süleymâniye Ktp. Düğümlü Baba, nr.: 28, vr. 2b)

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri "Hatm'ül-Evliyâ" kitabının: "Hâtemü'l-evliyâ kimdir?" sorusunun cevabını verdiği beşinci bölümünde buyurur ki:

"O onların efendisidir. Nasıl ki Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- peygamberlerin efendisi ise, o da evliyânın efendisidir. Ona şefaat makâmı tayin edilir ve o Allah-u Teâlâ'yı senâsıyla anıp, hamdiyle metheder; diğer veliler de onun 'İlm-i billâh'; yani 'Allah-u Teâlâ'yı bilme' hususunda kendilerinden daha üstün olduğunu kabul ve tasdik ederler."

Bu ne güzel bağlılık, bu ne güzel samimiyet, bu ne güzel dostluk...

Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm, bu ilâhî nurdan en çok nasipdar olan zât-ı âlî'dir. Çünkü Allah-u Teâlâ onu nurundan yaratmış ve o nurdan da kâinatı donatmıştır. O zaten ezelî yaratılan bir nurdur, nur saçan bir kandildir.

Allah-u Teâlâ Habib-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-inin nurunu yarattığı zaman henüz Âdem Aleyhisselâm yaratılmamıştı. O su ile toprak arasında iken peygamberdi, Hâtem-i veli de öyledir. O zaman taktığı nurdan ötürü o da bir kandil oluyor.

Abdülganî en-Nablûsî -kuddise sırruh- Hazretleri "Cevâhirü'n-Nusûs" adlı eserinde:

"Âdem su ile toprak arasında iken ben peygamber idim." (Ahmed bin Hanbel)

Hadis-i şerif'inin tefsir ve izâhını yaparken, mevzunun bir noktasında, Hâtem-i velâyet mevzusu ile ilgili en gizli sırlardan birisine temas ederek şöyle buyurmuştur:

"Bahsettiğimiz türlerden üçüncüsü olan Hâtemü'l-evliyâ da veli iken, Âdem henüz su ile toprak arasında idi. Çünkü o Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-in kademi üzerindedir. Zira o, kendisine kayıtlanmış herhangi bir hâlin ve velilerin tümünün kuşatabildiği herhangi bir makâmın değil, hepsini tümüyle kendisinde toplayan bu 'Küllî Nûr'un bir şûlesidir." ("Cevâhirü'n-Nusûs fî Hall-i Kelimâti'l-Fusûs"; Hâlet Efendi, no.: 264, 49a yaprağı)

Habib-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz tüm ruhlar için ebu'l-ervah olduğu gibi; Allah-u Teâlâ Hatem-i veli'ye de ayrı bir paye vermiştir. Bu öyle bir pâye ki, herhangi bir veliye verilen pâye gibi değildir. Çünkü velilere verilen pâye çalışmakla, onunkisi ise doğrudan doğruya Allah-u Teâlâ'nın vermesi iledir. O Resulullah Aleyhisselâm'ın velâyetine vâris olduğu gibi, bizzat Allah-u Teâlâ tarafından yürütülen bir kuldur.

Resulullah Aleyhisselâm'ı daha evvel yarattığı gibi, onu da Âdem Aleyhisselâm'ı yaratmazdan evvel yaratmış, ne koyduysa o zaman koymuş.

Hakim-i Tirmizi -kuddise sırruh- Hazretleri "Nasıl ki Muhammed Aleyhisselâm her yerde peygamberlerin evveli ise bu da velilerin evvelidir." buyuruyor.

Hep ilâhi vergi. Allah-u Teâlâ ezelde öyle murat etmiş kulda hiçbir şey yok.

Muhyiddin-i İbn'ül-Arabî -kuddise sırruh- Hazretleri bir ifşaatında; "Ben onun elini kabul etmekle emrolundum!" buyuruyor ve onun elini kabul etmekle emrolunmasının mânâ ve hikmetini ise şöyle açıklıyor:

"Hakk Teâlâ en büyük imamı vârettiği vakit, evvelkilerin de tâbi olduğu kimse olur.

Nitekim şöyle buyurmuştur:

'Sana biat edenler ancak Allah'a biat etmiş olurlar. Allah'ın eli onların eli üzerindedir.' (Fetih: 10)

Bu makâma büyük seçkin Peygamber'den sonra, Hatmü'l-evliyâ'dan başkası erişemez." ("Ankâ-i Muğrib fî Ma'rifeti Hatmü'l-Evliyâ", Şehid Ali Paşa: 1287, 46b yaprağı.)

Bunun da hikmeti; gerek Hatem-i enbiyâ ve gerekse Hâtem-i evliyâ Âdem Aleyhisselâm halkedilmezden evvel halkedilmişlerdir. Onların nurunu o zaman koymuş, Resulullah Aleyhisselâm'a tâbi etmekle de yaklaştırmıştır.

Hakim-i Tirmizi -kuddise sırruh- Hazretleri "Şifa'ul-alil" isimli eserinde;

"Onun mahşerde peygamberlerle velilerin arasında duracağını haber vermiştir." (vr. 56)

"Velâyet bayrağını elinde bulunduran Hâtemü'l-evliyâ, Peygamber'imizin diğer peygamberlere şefaat etmesi gibi, diğer velilere şefaat edecektir."

"O anda veliler onun arkasında, nebiler ise onun önündedir."

Muînüddîn el-Buhârî -kuddise sırruh- Hazretleri; "Artık o diğer velilerden daha üstün ve daha yücedir." buyuruyorlar. (Meşâriku'n-Nusûs)

Niçin, evvel yarattığı için, velayeti ona verdiği için... Zira bütün gelmiş geçmiş veliler nurunu Hatem-i veli'nin nurundan alıyor...

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |