İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

Allah-u Teâlâ’nın Sevgilileri’nin İfşaatlarına İzah ve Açıklamalar (38) Muhyiddîn İbnü’l-Arâbî -kuddise sırruh- (27)

HÂTEM-I VELI

Şeyhü’l-Ekber Muhyiddîn İbnü’l-Arâbî -kuddise sırruh- (27)


Allah-u Teâlâ’nın Sevgilileri’nin İfşaatlarına
İzah ve Açıklamalar (38)

 

Muhyiddîn İbnü’l-Arâbî -kuddise sırruh- (27)

 

Şeyhü'l-Ekber -kuddise sırruh- Hazretleri'nin
Hâtemü'l-Evliyâ ile Yaptığı Mânevî Görüşme:

Şeyhü'l-Ekber Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri "Fütûhâtü'l-Mekkiyye" adlı eserinde Hâtemü'l-evliyâ olan zâtla görüştüğü anlardan birine işâret etmiş; onun insanlardan gizlenen âlâmetinin ne olduğunu açıkça ifşâ ederek, bu velînin makâmının Resûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-in cesedinden bir tüy olduğunu haber vermiştir:

"Hâtemü'l-Velâyeti'l-Muhammediyye; ümmet-i Muhammed'in velâyeti için zuhûr edecek has Hatm'dir; İsâ Aleyhisselâm ile İlyâs, Hızır gibi ondan başkaları ve ümmette zuhûr eden Allah-u Teâlâ'nın her velîsi onun 'Hatmiyyet' hükmünün içine dâhildir. İsâ Aleyhisselâm da bu Hatmü'l-Muhammedî'nin Hatm'i altında sona erdirici bir 'Hatm' olur."

"Bin beş yüz doksan dört senesinde, batı beldelerinden olan Fas'ta, bu Hâtemü'l-Muhammedî ile tanışıp konuştum. Hakk onu bana târif etti ve onun adlandırılamayan alâmetini bana verdi. Zirâ onun menzili, Resulullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-in cesedinden bir tüyün menzilidir.

Onunla ilgili olarak özetle bunu kavrayabildim; Allah'ın onunla ilgili olarak bildirdiğinin veyâ bu dâvâ içinde kendisini tanıyıp tasdik etmenin dışında, onu tafsilâtlı bir biçimde tanıyıp bilemedim. İşte bu sebeple onu, (onun) tüylerinden bir tüy olarak bil ve tüylerin misâlini de evin üzerindeki kapalı bir kapı veyâ örtük bir sandık şeklinde gör! Bu evin içinde, içerisinde hareket etmeye salıverilmiş bir hayvan bulunduğu hissedilir; lâkin ağır bir şey ihtivâ eden sandığı ağırlaştıran(ın ne olduğu) bilinemediği gibi, onun da hayvan türlerinden hangisi olduğu bilinmez, veyâ insan olduğu anlaşılır, amma onun aynının başkasınınkinden farklı olduğu anlaşılmaz. Dolayısıyla da bu sandıkta gizlenen bu şeyin aynının ne olduğu bir türlü bilinemez. İşte bu gizlilik için, anlayışı sağlayıcı bir adlandırma olarak bu misâl verilebilir." ("Fütûhâtü'l-Mekkiyye", c. 6, s. 393, bas.: Beyrut, 1994)

Yâni misâl veriyor; sandıkta bir şey var, fakat ne olduğu belli değil. İşte o odur, ne olduğu bilinmiyor. "Biz onu görmüş, keşfetmiş değiliz! Çünkü onun içinde olan şey bir esrâr-ı İlâhî'dir, çözülemez; onun içine vâkıf olmak mümkün değildir. Her şeye vâkıfız, esrâr-ı İlâhî'ye vâkıf değiliz; her ne kadar bildiysek de, gördüysek de, aslı, esrârı içinde olduğu için çözemedik!" diyor. Bunlar birer temsildir. Kapıya kadar gelmiş, Allah-u Teâlâ dilediğini göstermiş, dilemediğini örtmüş; aslını göstermemiş. Görmüş, görüşmüş, göstermiş; amma aslına vâkıf olamamış… O kapalı bir kutudur, onu bilmek mümkün değildir!..

Şu kadar var ki, Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri nispeten vâkıf olmuş, içindekini görmüş…

Dikkat edilirse Şeyhü'l-Ekber -kuddise sırruh- Hazretleri yukarıdaki beyanlarında; İsa Aleyhisselâm'ın da bu "Hatmü'l-Muhammedî"nin Hatm'i altında sona erdirici bir 'Hatm' olacağını beyan buyurmaktadır. Niçin? Öyle yarattığı için; yâni iki "Hâtem" yarattığı için!.. Allah-u Teâlâ ayrı bir velâyet yaratmamış, diğerlerinin velâyetini oradan husûle getirmiş, orada toplamış.

Evet, İsa Aleyhisselâm ulü'l-azm bir peygamberdir, Allah-u Teâlâ'nın rûhudur. Hızır Aleyhisselâm'a kendi ilminden vermiş, amma velâyet vermemiş, o "Velâyet"ten onlara velâyet vermiş. Yâni o "Velâyet" onların velâyetinden daha üstündür. Niçin? Resûlullah Aleyhisselâm'dan olduğu gibi intikâl ettiği için…

Daha evvel şu beyânımız geçmişti: onun "Risâlet"ini İsa Aleyhisselâm, "Nübüvvet"ini Hazret-i Mehdî kullanacak, "Velâyet"ini de Hâtemü'l-evliyâ kullanacak. Zâten "Üç merdiven"inde mânâsı budur.

İsa Aleyhisselâm olsun, İlyas Aleyhisselâm olsun, Hızır Aleyhisselâm olsun, bunların hepsi onun "Hatmiyyet"inin içine dâhildir. Çünkü bunlar sona erenlerdir. Meselâ; Hızır Aleyhisselâm'ın vazîfesi devam ediyor, sondur. İlyas Aleyhisselâm'ın vazîfesi devam ediyor, sondur. İsa Aleyhisselâm'ın vazîfesi devam edecek, sondur. Amma Hâtem'in "Velâyet"inin içine dâhil bir sondur. Ayrı sonlar yoktur. Bir "Hâtem"in velâyetinin içine dâhil birer "son", "son", "son" oluyorlar. İşi sona erdirecek olanlar onlardır amma, bu "Hatemiyyet"le gelip son olacaklar. Çünkü iki tane Hâtem yaratmış: Hâtemü'n-nübüvve, Hâtemü'l-velâye… Başka velâyet yaratmadığı için bütün velâyetleri oraya toplamış; bütünüyle oraya intikâl ettiği için, bu velâyetin üstünde velâyet de olmadığı için velâyet ehli velâyetten nasîbini oradan alacak.

Bütün bu değerler "Hâtem" iki olduğundan dolayıdır.

Daha evvel de geçmişti ki; o Resulullah Aleyhisselâm'ın velâyetinin "Hatm"ini taşıyor, o "Velâyet" onlarda yok. Onun içindir ki ulül'l-azm peygamberler dahî Resûlullah Aleyhisselâm'a ümmet olmayı talep etmişlerdir.

"Onun menzili, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-in cesedinden bir tüyün menzilidir.." beyânına gelince;

Meselâ; bir kuş tüyüne baktığınız zaman, hangi kuşa âit olduğu belli oluyor; "O'nun tüyü" denildiği zaman da Muhammed Aleyhisselâm'ın "Nûr"undan bitmiş bir tüy olduğu anlaşılıyor. Allah-u Teâlâ nûrundan nûrunu yarattı, âlemleri o nûr ile donattı. Yâni o Allah-u Teâlâ'nın yarattığı "Nûr"un tüyüdür, O'nun "Nûr"unun nûrudur.

Onun "tüy"ü olduğu için o da aynı kandandır, oradan bitmiştir. Onun "tüy"ü demek "o" demektir!..

Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri'nin "Fütûhâtü'l-Mekkiyye" adlı eserinde yer alan diğer bir beyânında:

"İnsanların çoğu aynı zamanda onun, mutlak bir biçimde 'Hâtemü'n-nübüvve' olduğunu bilmez."

Buyurması da işte o "tüy"den dolayıdır. "Hâtemü'n-nübüvve"nin "tüy"ü olduğu için "o" sayılıyor; başka bir tüy yok, başkasında o "tüy" yok. İşte "Hatemiyyet" buradan geliyor, onun "tüy"ünden geliyor. Çünkü o, bizzat onun tüyüdür…

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |