İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

EVLİYÂ-İ KİRAM -Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI’NIN “HÂTEMÜ’L-EVLİY” HAKKINDAKİ BEYAN ve İFŞAATLARI (104) Karabaş Velî -kuddise sırruh- (3)

HÂTEM-I VELI

Karabaş Velî -kuddise sırruh- (3)


EVLİYÂ-İ KİRAM
-Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI’NIN
“HÂTEMÜ’L-EVLİY” HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLARI (104)

Karabaş Velî -kuddise sırruh- (3)

 

Osmanlı Devleti zamanında yaşamış Halvetî şeyhlerinin en meşhurlarından olan Karabaş Velî -kuddise sırruh- Hazretleri'nin, Hâtemü'r-rüsul ve Hâtemü'l-evliyâ'ya ihsan buyurulan "Zâtî tecellî"nin mâhiyet ve keyfiyeti hakkında "Kâşifü'l-Esrâri'l-Fusûs" adlı eserine dercettiği eşsiz beyan ve ifşaatlarına kaldığımız yerden devam ediyoruz.

 

Hâtemü'r-Rüsul ve Hâtemü'l-Evliyâ'da Zuhûr Eden
"Zâtî Tecellî" Nedir?

Karabaş Velî -kuddise sırruh- Hazretleri "Kâşifü'l-Esrâri'l-Fusûs" adlı eserinde, Hâtemü'r-rüsul ve Hâtemü'l-evliyâ'da zuhûr eden Zâtî tecellînin mâhiyetini duyurabilmek ve zihinlere tamamen yerleştirebilmek için iki önemli temsil getirerek şöyle buyurmuştur:

"Peygamber -aleyhis-salâtü ves-selâm-ın:

'Ben Allah'tanım, müminler de bendendir.'

Buyruğu bölüşme ve paylaşma ile değil, ancak tecellî ile ilgilidir. Çünkü 'Zât' bölünme ve sayı bakımından çokluk kabul etmez. Hâtemü'l-evliyâ'da müminlerin içine dâhildir ve buna göre Peygamber'imiz Aleyhisselâm mevcûdâtın aslı, ma'rifetlerin ve zâhirî ve bâtınî kemâllerin kaynağıdır.

Hadîs'in bizim zâhirimize göre mânâsı; o nübüvvetin ve risâletin kaynağıdır, (onu) alacak olan kimse ancak ondan alır. Bâtınını ise; Âdem'in kendisinden yaratıldığı hakîkatlerle ilgili ilimlerin kaynağıdır, onu alacak olan kimse ise ondan, yâni sırr-ı Muhammed'den başkasından alamaz. Varlık ve akletmenin Ceberût âleminde meydana gelmesinin misâli güneş gibidir; doğunca her evdeki her cam güneş ışığını ondan alır ve toplar. Şimdi güneş bölünüp parçalara mı ayrılmıştır? Güneş birdir, lâkin şişelerin hacmine ve rengine göre kendini göstermiştir.

Amma kişi zanneder ki, o -aleyhisselâm- da Allah'tan diğer halk gibi alır. Halbuki O kendi Şerî'at'ını, kendi Zât'ına mahsus hakîkati dilediği kimseye verir. Zîrâ ta'ayyünü bilmeyen, O'nu ve mevcûdâtın zuhûrunu bilmede, O'nu mevcûdâttan tenzih etmede, varlıkları 'Lâ, lâ..'; yâni: 'Yok, yok..' bilmede de noksandır.

Bil ki, onun başka bir misâli de çekirdeklerdir. Ondan dallarıyla, budaklarıyla; yaprakları, çiçekleri ve meyveleriyle ağaç ortaya çıkarken, hepsi zâhiren de, bâtınen de gıdâsını ondan alırlar, onda şüphe yoktur. Amma çekirdek nerededir, ona gıda nereden gelir ve ona ne zaman gıdâ verir? Sonra da, meyvesinde yine kendi hakîkati zuhûr eder. Onu zuhûr ettiren cihet onun aynı (aslı) mıdır, yoksa ondan başkası mıdır? Çekirdeklerin miktârından ve parçalanmasından dolayı mı olmuştur, yoksa içinde bulunduğu ağacın dışında mı kalmıştır? İşte bunu düşündüğün zaman artık senin için, tek bir kişiye nisbet edilen ilim hakkında yararlı bir bilgi ortaya çıkmıştır. O zâhirî ve bâtınî, başlangıçta ve önde olup, ilimlerin hepsinin kaynağıdır. 'Ahmed'in içinde 'mim' olduğunda nasıl ki şüphe yoksa, onda da şüphe yoktur.

Nitekim o -aleyhisselâm-:

'Allah'ın ilk yarattığı şey benim aklım, rûhum ve nûrumdur.' buyurmuştur." ("Kâşifü'l-Esrâri'l-Fusûs", Hacı Mahmud Efendi, nr.: 2225, vr. 26b-27a)

 

Hâtemü'l-Evliyâ'nın Makâmının
Diğer Velîlerin Makâmına Nispeti:

Karabaş Velî -kuddise sırruh- Hazretleri "Kâşifü'l-Esrâri'l-Fusûs"un başka bir yerinde; Hâtemü'r-rüsul'ün velâyetine vâris olan Hâtemü'l-evliyâ'nın İlâhî müşâhadeyi aslından aldığına işâret ederek, Hâtemü'l-evliyâ'nın velîler arasındaki durumunu Hâtemü'r-rusül'ün peygamberler arasındaki durumuna benzetmiştir:

"Hâtemü'l-evliyâ'nın makâmının, onların (diğer velîlerin) makâmına göre durumu; Hâtemü'r-rüsul'ün makâmının, diğer peygamberlerinkinin -aleyhimüsselâm- karşısındaki durumu gibidir. O hem resullerin, hem nebîlerin, hem de velîlerinin Hâtem'idir. Hâtemü'l-evliyâ' ise müşâhadeyi aslından, yâni Peygamber Aleyhisselâm'ın velâyetinden alan vâris velîdir. Çünkü o -aleyhisselâm- İlâhî hazîrelerin (makamların) aynasıdır. Bunun içindir ki Hâtemü'l-evliyâ da, Enbiyâ Aleyhimüsselâm'ın en efdâlinin hasenâtından bir hasene olur. Dilediği herhangi bir kimseye şefaat kapısını açma yetkisi ona verilmiştir ve İlâhî isimler husûsunda da onunla öne geçmiştir." ("Kâşifü'l-Esrâri'l-Fusûs", Hacı Mahmud Efendi, nr.: 2225, vr. 27b)

 

"Hatm'in Rûhu"ndan Murâd
"Zâtî Tevhîd"dir!..

İlâhî vergiler husûsunda Şît Aleyhisselâm'dan istimdâd ettiklerini zannedenlerin, aslında Hatm'in rûhundan istimdâd ettiklerine dikkati çeken Karabaş Velî -kuddise sırruh- Hazretleri, "Hatm'in rûhu" ile murâd edilenin "Zâtî Tevhîd" olduğunu ifşâ ederek, onun asıl varlık maddesinin Allah'tan olduğunu haber vermiştir:

"İşte bu, gerçek müşâhade ilmidir ve her insan buna değer verir, bunu arzu eder. Lâkin isti'dâdını bundan başkasına harcayan onu hiçe müncer eder. Hatm'in rûhuna gelince, bu onun için geçerli değildir, zîrâ onun asıl maddesi Allah'tandır, varlıklardan hiçbirinin maddesinden değildir.

Hatm'in rûhundan murâd, Zâtî Tevhîd'dir ve ayrıca ondan başka, Zât'a muhtaç olan fiileri ve sıfatları dahî Tevhîd'dir. Kişi Şît'in rûhundan istimdâd ettiğini zanneder de, rûhun hakîkatini kavrayamaz." ("Kâşifü'l-Esrâri'l-Fusûs", Hacı Mahmud Efendi, nr.: 2225, vr. 29b-30a)

 

Hatm'in, Ruhlara Kendi Rûhundan
İstimdâd Ettiğini Bilemeyişi:

Karabaş Velî -kuddise sırruh- Hazretleri eserinde devamla iki Hatm'in imdâd ve istimdâdı üzerinde durmuş; Hatemiyyet mertebesine çıkarılan zâtın bütün ruhlara istimdâdda bulunduğu hâlde, kendisinin bundan tamamen habersiz olduğunu beyan buyurmuştur:

"Hatm bütün ruhlara istimdâd eder, ancak unsûrî terkîbine göre kendi nefsinden istimdâd ettiğini bilmez. Çünkü keşfetmek zulmâniyyetle, letâfet ise nûrâniyyetle ilgilidir; onun istimdâdı henüz ta'ayyün etmemiş zulmânîlik için geçerlidir." ("Kâşifü'l-Esrâri'l-Fusûs", Hacı Mahmud Efendi, nr.: 2225, vr. 30a)

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |