İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

Allah-u Teâlâ’nın Sevgilileri’nin İfşaatlarına İzah ve Açıklamalar (8) Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- (8)

HÂTEM-İ VELİ

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- 7


Allah-u Teâlâ’nın Sevgilileri’nin İfşaatlarına İzah ve Açıklamalar (8)

 

Hakîm et-Tirmizî
-kuddise sırruh- (8)

 

 

Hâtemü’l-Evliyâ’ Niçin
Âhir Zamanda Vazîfelendirildi?

Dünya bozulmaya yüz tuttuğu, fitne ve fesad arttığı bir zamanda Allah-u Teâlâ sevdiği ve seçtiği kullarından birini gönderir, onunla o ifsâdı kaldırır.

Hele dünyanın son zamanında; dinsizliğin, ahlâksızlıkların her türlüsünün son haddine vardığı, bilhassa deccâlden daha beter olan saptırıcı imamların türeyip din-i İslâm’ı aslından çıkarmak istedikleri bir anda; Allah-u Teâlâ yeni bir din değil de, ancak İslâm dinini kuvvetlendirmek, halkı imana dâvet etmek için bir “dâvetçi” gönderir.

İşte bu en büyük fitne zamanında da Allah-u Teâlâ; hükümlerini ayakta tutmak için, kâfirlerin küfrünü ortaya koymak ve bu fesâdı yok etmek için “Hâtemü’l-evliyâ”yı gönderniştir.

Nitekim Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri “Hatmü’l-evliyâ’” adlı eserinde şöyle buyurmuştur:

“Allah Hâtemü’l-evliyâ’yı getirmedikçe dünya yıkılmaz. O ilâhî hücceti (Âyet ve hükümleri) ayakta tutar. Onun makâmı makamların en yakını olur. Onun payı ise ‘ferdiyyet’ (teklik)tir. Allah’ın gayb, ilâhî takdir ve mânevî hisselerle ilgili bilgileri ve Enbiyâ Aleyhimüsselâm’ın makâmını kendisine açtığı bir kimse için bu gizli değildir!” (“Hatmü’l-evliyâ’”, s. 433. bas. Hakikat Yay. İstanbul, 2002.)

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri bu beyânı ile Hazret-i Mehdî gelmezden evvel, onun “ilâhî hücceti ayakta tutacağı”nı belirtmekle her ikisini de bitiştirmiş oluyor.

Daha önce belirtildiği üzere; bu ilim bugün indi. Eğer bu devir olmasaydı, bu ilim de inmezdi. Böyle bir devire mukabil Allah-u Teâlâ, “hükümlerini ayakta tutmak” için bugün bu ilmi indirdi. Bu devir böyle gidiyor ve hamdolsun mücâdele devam ediyor!

Türkiye’de gelmesinin ve vazîfelendirilmesinin sebebine gelince; bölücüler, türemeler hep Türkiye’de türedi. Büyük fitne Türkiye’de koptu, Allah-u Teâlâ da buna karşılık bu ilmi Türkiye’ye indirdi. Sonra Hicaz tarafında çok büyük bir fitne kopacak, Allah-u Teâlâ o zaman da Mehdî Hazretleri’ni gönderecek. Bugün buraya gönderdi, o gün de oraya gönderecek. Yerine göre, zamanına göre tâyin ediyor!

Allah-u Teâlâ böyle murâd etmiş; yoksa bu bölücüler İslâm dîninin hiçbir esâsını bırakmayacaklardı. Hakk ile bâtıl tamamen birbirine karışmıştı ve bâtıl galebe çalmıştı. Niçin galebe çaldı? Çünkü onları müslüman zanneden çoğunluk onlara kaydı; onlar da İslâm’ı bölüm bölüm böldüler ve parsellediler, dinde şirket kurdular. Her biri kendi ismiyle bir din kurdu, dîni dünyaya âlet ederek, halkı alabildiğine yoldu ve soydu. Hem imanlarından ettiler, hem de maddelerini aldılar; sahte şeyhler gibi “Sen çalış bana ver!” dediler.

Fakat Allah-u Teâlâ’nın izniyle “Bu küfürdür, bunlar küfürdedir!” deyince küfürleri meydanda kaldı.

Nûr galip geldi, küfrün üzerini ezdi geçti! Bu “saptırıcı imamlar”ın ve “türeme”lerinin örümcek ağı gibi örmek istedikleri tuzaklar, işte bu “cihâd”la bertaraf edildi.

Mûsâ Aleyhisselâm’ın âsâsı sihirbazların sihirlerini yuttuğu gibi, “hakîkat” da ortaya çıkınca “sahte”lerin hepsini yuttu gitti! Ancak küfründe donan dondu, imanını kurtaramadı.

Bu “Nûr”un girdiği yerde zulümât çökmeye, yok olmaya mahkûmdur! Allah-u Teâlâ dilerse kendi “Nûr”unu yayacak; bu “Nûr” bu zulümâtı delecek, bunlara bu sahayı bırakmayacak. Bundan emîn olun!..

Bu Nûr-i ilâhi ortaya çıkınca zulümâtı deldi ve bu “Nûr” dünyanın birçok yerlerine yayıldı. Böylelikle bunların içyüzleri meydana çıktı, küfürleri meydanda kaldı. Ne cevap verebildiler, ne de tevbe ettiler, bu “Nûr-i ilâhî” karşısında şaşırıp kaldılar!

“Hâtem”likle ıslahat başladı. Birinci ıslahat “Nûr”la, “Hâtem”likle olacak. Mehdî Hazretleri kılıçla ıslahat yapacağı gibi, İsâ Aleyhisselâm da müslümanlar’la hıristiyanlar arasında hakemlik yapacak ve deccâli öldürecek.

Bu üç vazife, üç basamaklı bir merdiven gibidir.

Bu “Nûr” çığır açıyor, karanlıkları deliyor. Bu çığır Mehdî Hazretleri’nin zamanına kadar gidecek. “Nûr” da yayılacak, türemeler de türeyecek. Bunlar dâima birbirlerine karşı olacaklar. Mehdî Hazretleri zuhur ettiği zaman, ona en çok buğz eden ve karşı gelen de, “imansız imamlar”la “türemeler”i olacak. İmanları yok çünkü. İmamları var, imanları yok!..

İşte Mehdî Hazretleri de o zamanki fukahâ ile, o zamanki imansız imamlarla çarpışacak.

Bizim bu bölücülerle cihâdımız, sanmayın ki küçük bir çarpışmadır. Bütün bölücülerle karşı karşıya gelmiş durumdayız. Nasibdar olan tenvîr oluyor, nasîbini alıyor. Nasîbi olmayan göremiyor!

Allah-u Teâlâ bir Âyet-i kerime’sinde şöyle buyuruyor:

“İşte bu yol Allah’ın hidâyet yoludur. Allah kullarından dilediğini bu yola eriştirir, (kime dilerse ona nasip eder).” (En’âm: 88)

 

Dünyanın Durumu:

Hâtemü’l-velî’den sonra gelecek ikinci bir velî yok, ancak Hazret-i Mehdî gelecek. Velî gelse de kendi çapında; yani Resul’den sonra gelen nebîler gibi olacak. Fakat irşâda mezun değildir. Bundan sonra kimseden bir şey beklemeyin, bu kitaplara tutunun! Çünkü bu “mühür”dür.

Hâtemü’n-nebî’den sonra bir peygamber çıksa inanılır mı? Çıkar, fakat sahteler çıkar; onlar da yalancıdırlar!..

Bu meyanda ortalık çok bozulacak, daha da karışacak. Çok büyük sıkıntılar olacak. Harp sıkıntıları, geçim sıkıntıları, telâşlar başgösterecek. Dikkat ederseniz hadiseler başladı. Bu zelzeleler, yere batmalar, kılık değiştirmeler şimdiden başladı. Dünyanın bir çok yerleri sallanıyor. Artık bu dalga böyle gidiyor. Bu zelzeleler hâdiselerin başıdır, sonu değil!..

Öteden beri şunu duyardık: “Âhir son zamanda bina ile zinâ çok olacak.” Binaya ne kadar önem verildi, amma o binanın içinde hep zinâ... Hiç nikâh yok! Bugün nikâh bilinmiyor, yapılmıyor; “mehir” zâten hiç bilinmiyor!..

Amma görülüyor ki; bina da gitti, zinâ da gitti, hepsi gitti.

Dün yıkanmayı kibrine yediremeyen, bugün yıkanmadan gömülüyor. Dün saraylara sığmayan bugün barakalarda sığınmaya çalışıyor. Ne ibretler var!..

Onun için gün bugün ve bugünün de artık sonundayız. Dünyanın ömrü pek uzun değil. Fakat insanlar devrenin ucuna geldiğinin farkında değiller. Halbuki dünya ile meşgul olacak, dünyaya meyledecek zaman değil!..

Ancak ihtiyacını, mâişetini temin et, ebedî hayatını kazanmak için gayret et!

Zira bir Hadîs-i şerif’lerinde Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Dünya malını ehline terk ediniz! Zira ondan ihtiyacından fazlasını alan kimse, şuursuzca kendini helâk etmiş olur.” (Suyûtî, “Câmu’s-sağîr”)


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |