İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

EVLİYÂ-İ KİRAM -Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI’NIN “HÂTEMÜ’L-EVLİY” HAKKINDAKİ BEYAN ve İFŞAATLARI (80)

HÂTEM-I VELI

Şeyhü’l-Ekber Muhyiddîn İbnü’l-Arâbî -kuddise sırruh- (2)


EVLİYÂ-İ KİRAM
-Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI’NIN
“HÂTEMÜ’L-EVLİY” HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLARI (80)

 

Şeyhü’l-Ekber Muhyiddîn İbnü’l-Arâbî -kuddise sırruh- (2)

Şeyhü'l-Ekber Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri'nin Hâtemü'l-evliyâ olan zâtın vazifesi ve alâmetleri hakkında son derece açık işâretler verdiği "Ankâ'-i Muğrib fî Ma'rifeti Hatmü'l-Evliyâ'" adlı kitabındaki muhteşem beyan ve ifşaatlarını nakletmeye devam ediyoruz.

 

Hâtemü'l-Evliyâ' ve Mehdî'nin
Makamlarının Tesbiti:

Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri "Ankâ'-i Muğrib"in mukaddimesinde, ümmet-i Muhammed'in âhir zamandaki öncüleri olan Hâtemü'l-evliyâ ve Mehdi Hazretleri'ni birbirinden ayırarak, eserini bu iki zâtın yerini ve mertebesini belirtmek maksadıyla kaleme aldığını haber vermiştir:

"Bu insânî numûneye ve rûhânî neş'ete göre, Peygamber Aleyhisselâm'ın su ve toprak Beyt'ine mensup olan İmam Mehdî'nin makâmının nerede olduğunu; aynı şekilde, asfiyâ'nın aynası olan Hatmü'l-evliyâ'nın da ona göre nerede bulunduğunu sana takdim edeceğim." ("Ankâ'-i Mugrib fî Ma'rifeti Hatmü'l-Evliyâ' ve Şemsü'l-Mağrib", s. 6 bas.: Mısır, 1954)

 

Resûlullah'ın Devrine Benzeyen
"Hatemiyyet" Devriyle İlgili Bir Sır:

Şeyhü'l-ekber -kuddise sırruh- Hazretleri "Ankâ'-i Muğrib fî Ma'rifeti Hatmü'l-evliyâ" adlı eserinde "Perdenin Kaldırılması ve (Ebu) Bekir'in Mücâhadesi'nin Buna Nisbeti" başlığı altında; Hazret-i Ebu Bekir -radiyallahu anh- Hazretleri Resulullah Aleyhisselâm'dan sonra dinden dönenlerle mücâdele ettiği gibi; bu Hatm'in de dinden dönen ve dîn-i mübîni bozmak isteyen kimselerle mücâdele edeceğine işaret ederek, bu sırrın Resulullah'ın devrine benzeyen devirde zuhûr edeceğine dikkati çekmektedir:

"Bir vakit, onun (Sıddîk-ı Ekber -radiyallahu anh-in) zikrettiği ve bana yazılı bir biçimde vârid olan; 'Seni gören yok mu, ey Muhammed?' sözü açıklanmıştı. Zîrâ bu, emirlik vaktinde Emîr'in yardımcılığının ertelenmesi hakkında bir işârettir.

Eğer Sıddîk halîfe olmasaydı; insanlar yoldan döner, keşif sona erer ve ma'rifet bozulup giderdi. O ancak halîfe'lik yapabileceği sâbit olduktan sonra 'Halîfe' olmamış mıdır? Dinden dönenlerle mücâdeleye de zâten bu nedenle koyulmuştur.

O'na da; 'Ey Muhammed, ey insan!.. Olanların oluşundan uzak olmamana rağmen, ne kadar da uzaktasın!' demiştir. Nitekim zaten; o değiştirme ve sonradan uydurma âleminde mevcut olmadığı için olanlar olmuştu!..

Onun başka bir hikmeti de onda gizlenen bir sırla ilgilidir. Bu sır da onun zamanıyla bitişen devirlerde zuhûr edecektir. Zîrâ Sıddîk Hatm'in bayrağı altında, ondan daha aşağıda bulunan bir kimse olduğu gibi; sana gizli kalan 'Şemsü'l-mağrib' de Sıddîk'ın mertebesinden daha aşağıdadır." ("Ankâ'-i Mugrib fî Ma'rifeti Hatmü'l-Evliyâ' ve Şemsü'l-Mağrib", s. 18 bas.: Mısır, 1954)

 

Hâtemü'l-Velâye'nin
Dayandığı Üç Temel Esas:

Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri eserdeki "Hatmü'l-evliyâ'nın Tâyini Hakkındaki Haberleri Tamamlayan Nükte" adını taşıyan bâbda; Hâtemü'l-evliyâ'nın işlerine mülâki olanların bu sözlerini çok iyi anlayacağını, bu hususta hastalığı artan kimselerin ise hasta kulağıyla hiçbir şeyi duyamayacağını beyân etmiş; bu zâtla ilgili işâretlerin ancak Kur'an-ı kerîm'le, Hadis-i şerif'lerle ve bu iki kaynaktan ilham alarak nazarda bulunan velîlerin sözleriyle çözülebileceğini ifâde etmiştir:

"O'nun (Hatmü'l-evliyâ'nın) ilim ve taatinin zenginliğine işâret eden kimse işâret ettiği vakit; daha önceki şerefli nüktede zikri geçen, onun en ulu nesepten oluşunu bilen kimse bilir, bilmeyen kimse bilmez. O da öyle bir kimsedir ki; işlere mülâkî olmuş ve gönlü açılmıştır, bu nüktenin tâyini sâyesinde de ondan haberdâr olur. O'na yetişmek artık ona, tıpkı saat (kıyâmet) gibi gelir. Bu hususta hastalığı bol olan kimsenin ise, onunla ilgili olarak kulağı da hastadır; buna rağmen onu diline dolamaktan da aslâ geri durmaz!

Halbuki onunla ilgisi bulunan bir kimse, bu 'Hatm' hakkında; gerek Allah-u Teâlâ'nın Kitab'ında zikretmiş olduğu sırlardan, gerek Peygamber Aleyhisselâm'dan onun hakkında vârid olan haberlerden; gerekse Azîz Kitab'a dayanarak, onun makamları ve alâmetleri ile ilgili olarak zikredilenlerle ve isimleri ve sıfatları hakkında geniş biçimde izâh edilenlerle meydana gelen işten, (onu) kuvvetli bir biçimde çözebilir." ("Ankâ'-i Mugrib fî Ma'rifeti Hatmü'l-Evliyâ' ve Şemsü'l-Mağrib", s. 71 bas.: Mısır, 1954)

Buradan açıkça anlaşılıyor ki, "Hatemiyyet" meselesi Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif'lerle sâbit bir meseledir. Dolayısıyla bu mevzu ancak, bu Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif'lerden ilham alarak; doğrudan doğruya Allah-u Teâlâ'nın bildirmesi ve ilhâmı ile konuşan Evliyâ-i kirâm Hazerâtı'nın çözebileceği bir esrâr-ı ilâhî'dir. Bu esrâr-ı ilâhî'yi diline dolayan kalbi ve kulağı hasta kimselerin iddiaları ise tamamen boş ve yersizdir.

 

Hâtemü'l-Evliyâ Hakkında Konuşan
Hakîkat Ehli ile Dalâlet Ehli'nin İçyüzü:

Şeyhü'l-Ekber Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri "Ankâ'-i Mugrib fî Ma'rifeti Hatmü'l-Evliyâ" adlı eserinde; Hâtemü'l-evliyâ'nın Hazret-i Mehdî ya da İsâ Aleyhisselâm olduğunu zannedenlerin, veya bu iki zâttan başka Hâtemü'l-evliyâ bulunmadığını iddiâ edenlerin, bu taassuba nefislerinin hastalıkları nedeniyle saplandıklarına dikkati çekerek; bu hususta avâm kimselerin boş iddiâlarına değil, ancak keskin görüş ve basîret ehli velîlerin sözlerine itibâr etmek gerektiğini haber vermiştir:

"Bil ki Allah-u Teâlâ, kendisine tâbi olunan en büyük imamı; velâyet bayrağının ve mühürünün taşıyıcısı, cemaatin ve hikmet ehlinin öncüsü olan bu kerem sahibi 'Hatm'i zikretmiş; Azîz Kitab'ının pek çok yerinde ondan haber vererek, bir ayırım ortaya koymak için, onun mertebesiyle ilgili olarak tembihte bulunmuştur.

İmam Mehdî, kendisine tâbî olunan bir imam olduğu vakit, Peygamber Aleyhisselâm'ın ehl-i beyt'ine mensup olacaktır. İşi duyanlar kimi zaman (onu), onun sıfatı üzere bir şahsa benzetirler ve ondan dolayı onun kim olduğunu karıştırırlar.

'İsâ Aleyhisselâm'a gelince; onun alâmetleri husûsunda ise herhangi bir ortaklık ortaya konulmaz. Zîrâ onun bir peygamber olduğunda hiçbir şüphe ve karışıklık yoktur.

'Hatm' ve 'Mehdî' ortaya konulduğu vakit, kimi zaman her iki velînin ikisinin birden karıştırıldığı vâki' olur ve nefsin hastalıkları nedeniyle bir taassup husûle gelir. Zira bu büyük işle ilgili olan şeyleri haber verebilmek, ancak keskin görüş ve basîret ehli olan için geçerlidir. Avâm'a gelince; onların sözü bizimkiyle bir değildir. Dolayısıyla onların parçaları birleştirip genişletmeleri mümkün de değildir." ("Ankâ'-i Mugrib fî Ma'rifeti Hatmü'l-Evliyâ' ve Şemsü'l-Mağrib", s. 72 bas.: Mısır, 1954)

Bu zevât-ı kirâm "Âlim" değil, birer "Âlem"dir. İlâhî ilhamla konuşan, hakîkati ortaya koyan zevât-ı kirâm bunlardır; diğerleri ise nefsini beğenmiş, yoldan sapmış insanlardır.

Hakîkat ehli ile dalâlet ehlinin içyüzü;

Hakîkat ehli Hakk ile, dalâlet ehli ise şeytan ile hareket eder, benliğiyle icraatını yapar. Onun içindir ki size bunların içyüzünün ortamını yapıyoruz.

 

Hâtemü'l-Evliyâ'nın Vefâtı
ve Mehdî'nin Zuhur Zamânı:

"Ankâ'-i Muğrib"in son satırlarında Hazret-i Mehdî hakkında rumuzlar veren Hazret, şu şifreli sözleriyle Allah-u Teâlâ'nın onu, "Hâtemü'l-evliyâ"sını yeryüzünden aldıktan sonra göndereceğine işâret etmiştir:

"O, sesli harflerden 'Hâ' bittikten hemen sonra doğmuş olur. O'nun mîlâdı ise, parçaların inşâsının ve intizâmının ardından; 'Sâd' ve 'Se'nin bitişinden hemen sonra olur. İlim husûsunda da, peşînen yedi'ye girmesi umulur. Buna, şiirde zikri geçen tek sayıların yok oluşuna göre; O'nun 'Hatm-i evliyâ'sının varlığının yok olmasına karşılık onun zuhûr etmesiyle, büyük bir devlette hükmünü yürüteceği anlardır da diyebilirsin!.." ("Ankâ'-i Mugrib fî Ma'rifeti Hatmü'l-Evliyâ' ve Şemsü'l-Mağrib", s. 77 bas.: Mısır 1954)


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |