İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

EVLİYÂ-İ KİRAM -Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI'NIN "HÂTEMÜ'L-EVLİYÂ" HAKKINDAKİ BEYAN ve İFŞAATLARI (118) Seyyid Mustafa Râsim Efendi -kuddise

HÂTEM-I VELI

Seyyid Mustafa Râsim Efendi -kuddise sırruh-


EVLİYÂ-İ KİRAM
-Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI'NIN
"HÂTEMÜ'L-EVLİYÂ" HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLARI (118)

Seyyid Mustafa Râsim Efendi -kuddise sırruh-

 

HAYATI ve ESERLERİ

On sekizinci yüzyılda yaşamış te'lif sahibi Osmanlı mutasavvıflarından olan Seyyid Mustafa Râsim Efendi'nin hayatı hakkında kaynaklarda yeterli bir bilgi bulunmamaktadır. Bilinen yegâne eseri olan "Istılâhât-ı İnsan-ı Kâmil"in mukaddimesinde, yaşadığı asrın Nakşî şeyhlerinden Muhammed Sa'îd Efendi'nin (ö. 1254 / 1841) taht-ı terbiyesinde yetiştiğini ve onun irşâdı ile kemâle erdiğini söylemektedir.

Risâlet, nübüvvet, velâyet ve Vahdet-i vücud'la ilgili tasavvufî ıstılahların mânâlarına açıklık getirmeyi gâye edinen Hazret, bu hususta 1780 (h. 1206) yılından itibaren bir deftere yazmaya başladığı tüm notlarını 1812 (h. 1228) târihinde şeyhi Muhammed Sa'îd -kuddise sırruh- Hazretleri'nin teşvikiyle müstakil bir kitap haline getirmeye karar vermiş; nihâyet tasavvuf ehli için muazzam bir kaynak mesâbesindeki eserini 1824 (h. 1240)'ta temize çekip tamamına erdirmiştir.

Seyyid Mustafa Râsim Efendi, bilinen tek yazma nüshası Ankara Millî Kütüphâne yazmaları arasında bulunan "Istılâhât-ı İnsan-ı Kâmil" adlı bu eserini, yüze yakın velînin eserlerinden yararlanarak yazmıştır. Tasavvufî bir lûgat niteliğindeki bu eserde yaklaşık üç bin kadar tasavvufî terimin açıklamasına yer vermiş; risâlet, nübüvvet, velâyet ve Vahdet-i Vücûd gibi tasavvufun en ince meseleleri hakkında son derece dikkat çekici beyanlar serdetmiştir.

Şeyhü'l-ekber Muhyiddîn İbnü'l-Arabî -kuddise sırruh- Hazretleri'nin izinde yürüyen ve ele aldığı meseleleri daha çok Ekberiyye meşrebinin anlayışı çerçevesinde mütâlâa eden Mustafa Râsim Efendi'nin, eserinde kendisinden önce bu meşrebi tâkip eden velîlerden İbn-i Fârız, Abdülkerîm Cîlî ve İsmail Hakkı Bursevî -kuddise sırruhum- gibi Zevât-ı kirâm'ın beyanlarına özellikle yer verdiği ve bunlardan geniş ölçüde istifâde ettiği dikkati çekmektedir.

 

"HÂTEMÜ'L-VELÂYE" HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLARI

Tasavvufta Ekberiyye yolunu benimseyen velîlerden olan Seyyid Mustafa Râsim -kuddise sırruh- Hazretleri, "Istılâhât-ı İnsân-ı Kâmil" adlı eserinde İsmâil Hakkı Bursevî -kuddise sırruh- Hazretleri'nin bir beyânından hareketle, Şeyhü'l-Ekber -kuddise sırruh- Hazretleri'nin: "Tâbî, kendisine tâbî olduğu şeyde metbû'unu geçemez." anlayışı mûcibince Hâtemü'l-enbiyâ'nın kendi has Velâyet'inin zâhiri, Hâtemü'l-evliyâ'nın ise mazharı olduğuna işâret etmiş; ikinci Hâtem'in bu makâma ilk Hâtem'e tâbî olması nedeniyle yükseldiğini, bu noktada onu öne geçiren yegâne şeyin ise Allah-u Te'âlâ'nın gönlündeki has tecellîsi olduğunu haber vermiştir.

 

Hâtemü'n-Nübüvve'nin Bâtını Olan
Has Velâyet'in "Zâhir"i ve "Mazhar"ı:

Seyyid Mustafa Râsim Efendi -kuddise sırruh- Hazretleri "Istılâhât-ı İnsân-ı Kâmil" adlı eserinde "Hâtemü'n-nübüvve" mertebesi ile "Hâtemü'l-velâye" mertebesi arasındaki ilişkiye işaret ederek, aslında her iki mertebenin de Hazret-i Fahr-i Âlem -sallallahu aleyhi ve sellem-e âit olduğunu ifâde etmiş; bu noktada Hâtemü'l-enbiyâ'nın bu has velâyetin "zâhir"i, Hâtemü'l-evliyâ'nın ise "mazhar"ı olduğunu beyan ederek, bu "Hâtem"i üstün kılan şeyin Sultân'ın onun gönlündeki küllî tecellîsi olduğunu haber vermiştir:

"Fahr-i Âlem Aleyhis-selâm'ın husûsiyyet üzere iki hakîki Nûr'u vardır; biri nübüvvet Nûr'u, diğeri velâyet Nûr'udur. Onlar bu fânî âleme vedâ kıldıklarında, nübüvvet Nûr'unun zâhirle alâkalı olan mertebesi Şerîat-ı mutahhara'da kaldı. Bu manâda hâlâ Fahr-i Âlem ümmet-i merhûme arasındadır. Onun için başka peygamber gelmez, zîrâ kendileri diri ve Şerîat'ı bâkîdir. Bâtınla alâkalı olan mertebesi ise Hakîkat-ı Muhammediyye iledir ve velâyet Nûr'u nübüvvetin bâtınıdır, Hazret-i Kutbu'l-aktâb'la -kuddise sırruh- devr eder. Gerçi kutbdan gayrı evliyâ çoktur, lâkin cümlesinin nûrları bu Nur'dan istifâde ederler.

Müellif'in şiiri:

Tuta gör aşk-ı pâk-ile bir kâr

Eyleme evliyâyı hem inkâr.

Su'âl olunursa ki;

'Ümmetimin âlimleri benî İsrâil'in peygamberleri gibidir.' (Keşfü'l-Hafâ)

Bu Hadîs-i şerîf'e nice manâ verilmiştir?

Bir cihete göre Hadîs-i şerîf'in manâsı şöyledir ki; 'Geçmiş ümmetlerin evliyâsı enbiyâsından ve enbiyâsı dahî Fahr-i Âlem'den alırlardı.' demektir. Ammâ bu Ümmet-i merhûme'nin evliyâsı bizzat Nübüvvet kandilinden alıp, bu manâda benî İsrâil'in peygamberleri ile müşterek olurlar ve önceki velîler üzerine bununla fazîlet ve üstünlük bulurlar.

Su'âl olunursa ki; 'Evliyâ kutbun bâtınından nice alırlar?' Cevap budur ki; Bundan maksat, kutbun bizzat Nübüvvet kandilinden almasıdır ve evliyânın Kutb'un bâtınından alması da Nübüvvet kandilinden alması hükmündedir. Zîrâ kutb, Nübüvvet'in bâtınında fenâ bulmuştur. Bazısına ki 'Hâtemü'l-evliyâ' demişlerdir, velâyet mertebelerinden küllî bir mertebeye mazhar olmak itibâriyledir. Yoksa Hâtemü'l-enbiyâ vel-evliyâ Fahr-i Âlem -sallallahu aleyhi ve sellem-dir, zîrâ nübüvvet ve velâyet onda zuhûr ettiği gibi hiç kimsede zuhûr etmemiştir. Ayın bedir hâli gibi diğer zuhûrlar onun birer parçasıdır. Onun için Velî'nin kerâmeti de Nebî'nin bir mucizesidir. Zîra o velî mazhar olandır, Zâhir olan O -aleyhisselâm-dır. Hüküm ise Zâhir olanındır, Mazhar'ın değildir. Davâ bu yüzden engellenmiş ve zemmedilmiştir. Mazhar'a lâzım olan, zuhûrun kemâli gerçekleştiğinde Mazhar'ına hamd-ü senâ etmektir. Bize o şeref yeter ki, Sultân [gönül] hânemize nüzûl eyleye!.." ("Istılâhât-ı İnsân-ı Kâmil", Ankara Millî Ktp. nr.: Yz. A-3831, vr. 592b)

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |