İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

Allah-u Teâlâ'nın Sevgilileri'nin İfşaatlarına İzah ve Açıklamalar (50) Seyyid Abdülkâdir Geylânî -kuddise sırruh- (7) "Ma'rifet Güneşi"nin Doğuşu (4):

HÂTEM-I VELI

Seyyid Abdülkâdir Geylânî -kuddise sırruh- (7)


Allah-u Teâlâ'nın Sevgilileri'nin İfşaatlarına
İzah ve Açıklamalar (50)

 

Seyyid Abdülkâdir Geylânî -kuddise sırruh- (7)

 

"Ma'rifet Güneşi"nin Doğuşu (4):

Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî -kuddise sırruh- Hazretleri "Mektûbât-ı Geylânî" adlı eserinin "Beşinci Mektub"unda devamla şöyle buyurmuştur:

"Şâyet hâli böyle olan kul; bu bahr-i muhîtten kurtulmak ister, çırpınmaya kalkar ve bütün bunlarla sâhile çıkmak dilerse, o zaman hayret ve dehşet girdabına düşer. Şayet Hakk Teâlâ ona gerçeği anlamayı nasip etmişse, o zaman şöyle yalvarmaya başlar:

'Rabb'im! Ben nefsime zulmettim, beni bağışla!' (Kasas: 16)

İşte bundan sonradır ki o kula lütuf yardımı binekleri gelir;

'Onları karada ve denizde taşıdık.' (İsrâ: 70)

Fermânı ile onu bütün tehlikelerden kurtarır."

Meselâ Cenâb-ı Hakk fakiri bir anda dilediği yerde bulundurur. Süleyman Aleyhisselâm'ı taşıyan Hazret-i Allah, gönül yolculuğu ile dilediğini taşıttırır; bir anda istediği yere gider-gelir.

Bütün bunlar Allah-u Teâlâ'nın izni ve emriyle olur, O bunlara da yol verir.

"Ve:

'Biz rahmetimizi kime dilersek ona isâbet ettiriniz!' (Yûsuf: 56)

Fermânı gereğince, en beğendiği sahil yurduna çıkarır.

Bu hâller olup biterken, artık kulda varlık kalmamıştır, tamamen Hakk'a teslim olmuştur."

Vallâhi kendimi bâzen bir balık pulu kadar görürüm. Balıkta pul olur ya; ne kadar değersiz, ne kadar kıymetsiz değil mi? Pulun ne hükmü var, ne kıymeti var? Onu gözümle görüyorum... Değer ve kıymet yalnız O'nundur!

"'İyi bilin ki O her şeyi çepeçevre kuşatmıştır.' (Fussilet: 54)

Emri gereğince, o kulun da nasîbine bir şeyler düşer, sırlar âlemine âit kapı anahtarları ona teslim edilir."

Nitekim Bâlî-i Sofyavî -kuddise sırruh- Hazretleri Hâtemü'l-velî'nin imdâd ve istimdâdından haber verirken, onun: "Zâtiyyet hazînelerinin anahtarlarını elinde bulundurduğunu" söylemiştir. ("Şerh-i Fusûsu'l-Hikem", s. 39)

Onlar bunu o zaman görmüşler!

Bunun mânâsı; Allah-u Teâlâ dilediği esrârını ona bildirir, o da o hazînedekileri görür, göre göre bilir; amma söyler, amma söylemez. Amma görüyor, anahtar elinde çünkü!..

"Bundan sonra onun için hedef gözükmüştür:

'Gidilecek yerin en güzel olanı Allah katındadır.' (Âl-i imrân: 14)

Cümlesi, onun için bir işârettir. Bu işâreti o artık çok iyi anlar."

Geçen gün bir kardeşe dedik ki: "Canım hep O'na gitmek istiyor, O'na kavuşmayı istiyorum!" Amma buna rağmen istemeye hakkım yok; hüküm O'nundur, beni istediği tarafta bulundurur.

"Çünkü ona, mânâları çözme usûlü talîm edilmiştir. İlhâmın ne olduğu, vahyin ne mânâ taşıdığı onun bildiği bir şeydir."

Nitekim İmâm-ı Gazâlî -kuddise sırruh- Hazretleri bu hususta şöyle buyurmuşlardır:

"Yine o, meleğin paygamberlere nasıl göründüğünü, vahyin peygamberlere ne şekilde indiğini ve bunların keyfiyyetini bütün inceliklerine kadar anlar." ("İhyâ'u 'Ulûmi'd-Dîn")

Çünkü o Allah-u Teâlâ'nın tarafındadır, bütün bu sırlar kendiliğinden akar.

"Çünkü:

'O anda kuluna vahyedeceğini vahyetti.' (Necm: 10)

Âyet-i kerime'sindeki mânâ ona öğretilmiştir."

Elhamdülillâh… Çünkü o oradan alıyor!

Nitekim Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri:

"O öyle bir kaynaktan alır ki, Peygamber Aleyhisselâm'a vahiy getiren melek de aynı kaynaktan alır." buyurmuşlardır. ("Fusûsu'l-Hikem", s. 63)

Allah-u Teâlâ ona murâd ettiğini bildirir ve öğretir. Hep O'nun bildirmesi, O'nun göstermesi ile olur. Çünkü bir kere insan kendisinin maskeden ibâret olduğunu bildi mi, içinde O'nun olduğunu bilir; O'ndan konuşur, O'nunla konuşur, işi bitirir.

"Sonra, evet sonra:

'Andolsun ki o, Rabb'inin âyetlerinden en büyüğünü gördü.' (Necm: 18)

Âyet-i kerîme'sinin özünde saklı işâretleri fehmetmeye, anlamaya başlar."

Yâni: "O Hazret-i Allah'ı gördü!" buyuruyor.

Cenâb-ı Hakk cümlemize bu hâllere ermeyi nasîb eylesin. Âmîn…

 

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |