İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

HÂTEM-İ VELİ HAKKINDA RESULULLAH -SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM- EFENDİMİZ’İN HADİS-İ ŞERİF’LERİ VE ONA VÂRİS OLAN VEKİLLERİNİN İFŞAATLARI (23)

HÂTEM-İ VELİ

HALLÂC-I MANSUR -Kuddise Sırruh-


HÂTEM-İ VELİ HAKKINDA
RESULULLAH -SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM- EFENDİMİZ’İN HADİS-İ ŞERİF’LERİ VE ONA VÂRİS OLAN VEKİLLERİNİN İFŞAATLARI (23)

 

HALLÂC-I MANSUR -Kuddise Sırruh-

 

858 yılında İran’ın Beyzâ şehrinde dünyâya gelen Hallâc-ı Mansur -kuddise sırruh- Hazretleri, tasavvuf tarihinin yetiştirdiği gelmiş geçmiş en büyük ve en meşhur velilerden ve eşine ender rastlanan âriflerdendir.

Tasavvuf’un ilk temsilcileri arasında yer alan Hazret’in büyükbabası, “Mahamma” adında bir zerdüşttür. Anne tarafından da soyunun Ebu Eyyub el-Ensârî -radiyallâhu anh- e dayandığı rivâyet edilmektedir.

Sehl-i Tüsterî -kuddise sırruh- Hazretleri’nin teşvik ve yardımıyla tasavvufa yöneldi. Onsekiz yaşında Basra’ya gelerek, Amr bin Osman el-Mekkî’ye talebe oldu. Bu iki velinin hizmetinde iken nefsine şiddetle muhalefet etmeye ve onun arzularını öldürmeye muvaffak oldu. Cüneyd-i Bağdâdî -kuddise sırruh- Hazretleri’nin tavsiyesiyle susma ve insanlardan uzaklaşma yolunu tuttu. Sonra da Hicaz’a giderek, bir sene kadar Ravza-i Mutahhara’da kaldı. Birdenbire ortalıktan kayboldu ve beş yıl kadar kimse tarafından görülmedi. Beş yıl sonra tekrar ortaya çıktı ve Hint, Çin ve Türk şehirlerini birer birer dolaşıp, bu beldelerde halkı din-i İslâm’a dâvet etmeye başladı. Onun bu irşadı sayesinde pek çok kimse müslüman oldu. Hatta geriye döndükten sonra da, dünyanın dört bir yanından kendisine mektuplar geldiği rivâyet edilir.

Hallâc-ı Mansur -kuddise sırruh- Hazretleri 919 yılında, Hakk’ın tecellisine mazhar olduğu bir anda “Ene’l-Hakk = Ben Hakk’ım!” sözünü söylemiş ve bazı kendini bilmez zahiri alimlerin hasedlerini izhar ederek bu sözü çarpıtmaları, onu küfürle damgalayacak ve katlini isteyecek kadar ileri gitmeleri üzerine halife Mutasım tarafından zindana attırılmış, kırbaçlanarak öldürülmek istenmiştir. Bunun hiçbir etki sağlamadığını görünce de, sırayla ellerini, ayaklarını, dilini ve başını kesmiş, gözlerini çıkarmış, vücudunun kalan kısmını ise yakmış ve küllerini Dicle nehrine atmışlardır.

Hikmet dolu sözleri asırlar boyunca halk arasında dolaşıp duran Hazret’in Bağdat’ta katledildiği yolundaki söylentiler, günümüze ulaşan en yaygın rivâyetler arasındadır.

Bin küsür sene önce Tirmiz’de yaşamış olan Hakîm-i Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri, Hâtem’ül-evliyâ’dan bahseden ilk veli olarak bilinmesine rağmen; onunla aynı asırda yaşayan Hallâc-ı Mansur -kuddise sırruh- Hazretleri’nin de bu hususta ifşaatta bulunduğunu görmekteyiz.

Nitekim milâdî onikinci asırda İran taraflarında yaşayan Aynülkudat Hemedânî -kuddise sırruh- Hazretleri’nin, bugün Hindistan’da mahfuz bulunan “Kitâbu’t-Temhîdât” isimli eserinde, Hazret’in tıpkı Hakîm-i Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri gibi; Allah dostlarının en büyüğü olan, ferdâniyyet mertebesine çıkartılan, O’nun kibriyâ ve heybetinin perdesi kendisinden kaldırılan ve Hakk’ın himâyesi altında nefsin düşmanlığından korunan bir zâttan bahsettiği açıkça müşâhâde edilmektedir.

İşte bu eserde nakledildiğine göre o, Hâtem’ül-evliyâ olan zâta işaret ederek şöyle söylemiştir:

“Allah kullarından bir kulu en büyük dostu yapmayı dilediği vakit; ona zikir kapısını açar, yakınlık kapısını ona aralar, onu Tevhid kürsüsünün üzerinde oturtur, sonra da ondan perdeyi kaldırarak, müşâhade yolu ile ona ‘ferdâniyyet’ i gösterir. O ‘ferdâniyyet’; yani ‘teklik’ evine girer, O’nun kibriyâ ve cemâlini keşfeder... Fâni olan (bu) kul, o an Hakk ile bâkî olur. Sübhan olan Allah’ın himâyesinde o, nefsin dâvâlarından uzak olur.” (Kitâbü’t-Temhîdât, sh. 68)

Nitekim Hakîm-i Tirmizî -kuddise sırruh-Hazretleri:

“Ona şeytan musallat olamaz, nefis onu velâyetten alıp zevkine düşüremez.” buyurmuştur. (Hatmü’l-Evliya)

Diğer bir beyanı ise şöyledir:

“O Sıddık’tır, Hakk adamıdır, dosttur, âriftir. İlhâma mazhardır. Yeryüzünde Allah’ın, tek denebilecek dostudur.” (Nevâdirûl-Usûl)

Muhyiddin-i ibn’ül Arabî -kuddise sırruh- Hazretleri buyurur ki:

“El-Hatm... Ki o tektir. O, âlemde bir (kişi)dir. Allah, velâyeti onunla hatm eylemiş, mühürlemiştir. Evliyâ arasında ondan büyüğü yoktur.” (Fütûhat-ı Mekkiye)

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |