İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

EVLİYÂ-İ KİRAM -Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI’NIN “HÂTEMÜ’L-EVLİY” HAKKINDAKİ BEYAN ve İFŞAATLARI (61)

HÂTEM-İ VELİ

Müeyyedüddîn Mahmûd el-Cendî -kuddise sırruh- (3)


EVLİYÂ-İ KİRAM
-Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI’NIN
“HÂTEMÜ’L-EVLİY” HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLARI (61)

 

Müeyyedüddîn Mahmûd el-Cendî -kuddise sırruh- (3)

 

Şeyhü’l-ekber -kuddise sırruh- Hazretleri’nin “Fusûsu’l-Hikem”inin ilk şârihi olarak târihe geçen Müeyyedüddîn Mahmûd el-Cendî -kuddise sırruh- Hazretleri’nin, kendisine bu vasfı kazandıran “Şerhü’l-Fusûs li’ş-Şeyh Müeyyedüddîn el-Cendî” adlı şerhinden, “Hâtemü’l-evliyâ” hakkındaki eşsiz beyan ve ifşâatlarını nakletmeye devâm ediyoruz.

 

Hâtemü’l-Evliyâ’nın
Peygamberlere ve Velîlere
Tasarrufta Bulunduğu Mertebe:

Müeyyedüddîn Mahmûd el-Cendî -kuddise sırruh- Hazretleri “Şerhü’l-Fusûs li’ş-Şeyh Müeyyedüddîn el-Cendî” isimli eserinde; Hâtemü’l-evliyâ’nın, bütün peygamberlere ve velîlere “Hâtemü’n-nübüvve”nin bâtını olan “Hâtemü’l-velâye” mertebesinden tasarrruf ettiğini beyân ederek, bütün velâyetlerden önce zuhûr etmiş olan bu has velâyetin mâhiyetini şöyle îzâh etmiştir:

“Bil ki, velâyet-i Muhammediyye; gerek nübüvvet’in, bâtını olan velâyet’ten hâlî olmaması bakımından, gerekse zikri geçen mişkâta karşılık gelen bir mertebe olan, Muhammedî ilâhî kemâle âit küllî velâyetin nasbedildiği bir sûret olması bakımından; resuller ve nebîler zümresinin, umûmun, hâss’ın, hâss’lardan hâlis olanların ve hâss hâlislerin en sâfî olanlarının hepsinde birbirinden farklı olan velâyetlerin maddesi kendisinden alınıp, kendisindeki madde herkese vâsıl olan ‘Hâtemü’l-evliyâ mişkâtı’dır. Onun, toplayıp birleştirici kemâlî velâyetin Muhammedî verâsetini Allah’tan alması husûsunda, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-e olan nisbeti; önceden takdîr edildiği üzere, nebîlerin ve resullerin risâletlerini ve nübüvvetlerini Allah’tan alma husûsunda, Hakîkat-ı Muhammediyye yönünden ona nisbet edilmeleri gibidir. Havâss için bir sır olan bu makam hakkında, umum zevk ehlinin kullanabileceği dil işte budur.

Hâtemü’l-evliyâ velâyet-i hâssa-i Muhammediyye’nin hatemiyyet’inde ortaya çıkınca; Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ilâhî kemâli ihâtâ eden şer’î nübüvvet’in Hatm’inde, kendisine tahsîs edilen bir mişkâtla ortaya çıktığı gibi; o da toplayıp birleştirici Hatemiyyet ilâhî kemâline has olan, Muhammedî velâyet’in kendisine tahsîs edildiği bir mişkât olur. Zîrâ nübüvvetlerin hepsi velâyetler üzerine tertip edilmiştir. Bu ise Hâtemü’r-rüsul’ün, Hâtemü’l-evliyâ mişkâtı’nın zâhirî olan kendi nübüvveti bakımından Hâtemü’l-evliyâ’ya nisbetiyle zuhûr eden, velâyetlere hükmettiği hükümlerin birer sûretidir.

O’na (Hâtemü’r-rüsul’e) velâyet’in tahsîs edilmesi de; nübüvvetlerini Hâtemü’r-resûl mişkâtından, velâyetlerini ise yine Muhammedî bir tahsîs olan Hâtemü’l-velâye mişkâtından almaları husûsunda, diğer resullerin kendisine olan nisbeti gibidir. Allah-u Teâlâ’nın izniyle herhâlde anlamışsındır!

İlimlerle ilgili nîmetlerin, ilâhî zevklerin, makamların, hâllerin ve ahlâkın hepsi; Allah’ın bütün nebîlere ve resullere, neş’etlerindeki varlık hâlleriyle bu Muhammedî mişkâttan vâsıl kıldığı ve sonra da birtakım berzahlarla birbirinden ayırdığı herhangi bir şey, iliştirdiği nübüvvet ve tahsîs ettiği risâlet; ayrıca ona göre, velâyet’le ilgili olarak (onlara) iliştirdiği ve diğer Muhammedî velîleri de Allah’ın kendisiyle feyizlendirdiği Hâtemü’l-evliyâ mişkâtına göre, Muhammedî velîlerin Hâtem’inin kendisiyle tahakkuk ettiği şey, herhangi bir kimseye ancak O’nun -sallallahu aleyhi ve sellem- katından taksim edilebilir. Onlar resullerden ve nebîlerden olan velîlerin daha da üzerinde bulunan ‘Enbiyâü’l-evliyâ’; yâni ‘Peygamberler gibi olan velîler’dir. İyi anla!..

Hatmiyyet’in unsûrî (cismî) sûretinin gecik-mesi sakın sana perde olmasın! Zîrâ bu Hatm’in de şahsî sûreti bakımından sonlarda bulunması uzak değildir. O’nun sûreti de hem ezelî, hem ebedîdir. Hakîkat ve mertebesiyle de o, başlangıcı yönünden herkesten öncedir. Çok iyi anla ve Allah’ın sana ilhâm ettiğini söyle!” (Kitâbu Şerhü’l-Fusûs li’ş-Şeyh Müeyyedüddîn el-Cendî; Şehid Ali Paşa, no.: 1240, 141b-142a yaprağı.)

 

Hâtemü’l-Evliyâ’nın Şefaati
ve Toplayıcı Hakîkati:

Şeyh Müeyyedüddîn el-Cendî -kuddise sırruh- Hazretleri, ilâhî velâyete mazhar olan bütün kâmillerin ruhlarını kendi bünyesinde toplayıp birleştiren ve bütün ilâhî isimleri ihâtâ eden Hâtemü’l-evliyâ’nın, kendisine Hâtemü’r-rüsul’den intikâl eden bu lütuf nedeniyle, mahşerde “Büyük ehâdiyyet”i elinde bulundurarak, ilâhî isimlere mazhar olan kâmil ferdlerin hepsine şefaat edeceğini beyan buyurmuştur:

“Bil ki nübüvvet, risâlet, velâyet ve hilâfet mertebeleri, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sel-lem-le toplanıp biraraya gelmiştir. O hem velî, hem nebî, hem de resul olarak bir Hâtem’dir. Hatmiyyet kemâli ve Muhammedî Hatmî ilâhî sûretin bâtını olması sâyesinde, velîlerin ruhlarını toplayıp birleştirmeyi hâiz kâmil bir mazhar ve Muhammedî velîlerin Hâtem’i olan en kâmil vâris de, verâsetini kendinde toplamış olduğu için Hâtemü’r-rüsul’ün hasenâtından bir hasenedir. Çünkü nübüvvet âleminde de, velâyet âleminde de kâmiller cemâatinin öncülüğü onun olur ve şefaat kapısını açma husûsunda âdemoğlunun Seyyîd’i odur. Bu ise (onun), ilâhî isimlerin hazîrelerindeki fertlere şefaat eden, Muhammedî ilâhî sûret hakkındaki, toplayıp birleştirici kemâlin hakîkati olması nedeniyledir.

Büyük ehadiyyet; hazîrelere, ilâhî isimlerin mazharlarına, ilâhî tecelliyâta, nebîler topluluğuna ve risâletler erbâbına galebe çalıp da, Muhammedî bir ferd olarak kendisine izâfe edilen ‘Ferdiyyet’i ile onun da şefaat etmesi gerekince; Ehadiyyet’in kahrı altında kullaşmış bir ferde varılır, şefaat hâsıl olur ve onun şefaatı ardarda gerçekleşir. Zîrâ O merhametlilerin en merhametlisidir. Netîcenin zuhûru için gerekli olan ferdin peşpeşe şefaati meydana gelir ve Rahman şefaat kapısını açarak, kendi âlemindeki her isim ve ümmeti içindeki her peygamber üzerinde şefaatini gerçekleştirir.” (Kitâbu Şerhü’l-Fusûs li’ş-Şeyh Müeyyedüddîn el-Cendî; Şehid Ali Paşa, no.: 1240, 142a-142b yaprağı.)

 

Hâtemü’l-Evliyâ’nın, Allah’tan
Vâredilen Hakîkatinden
Bütün Ruhlara İstimdâdı:

Hazret “Şerhü’l-Fusûs”un başka bir noktasında, “Hâtemü’l-velâye” hakkında çok gizli ve ince bir sır noktasına işâret ederek, Hâtemü’l-evliyâ’nın hakîkatinin, bütün ilâhî isimlerin sâhibi olan Allah’ın nûrundan vâredildiğini beyân etmiş; bütün ilâhî isimleri kendisinde toplayıp birleştiren bir hazire olduğu için, ilâhî isimlere mazhar olan hiçbir peygamber ve velînin kendisine istimdâd edemediğini haber vermiştir:

“Bil ki, peygamberlerden olan kâmillerin ruhları, kendi asırlarında ve kendilerinden sonrakilerin asırlarında, kendilerine vâris olan velîlerin ruhlarına istimdâd ederler. Şît Aleyhisselâm’ın rûhu da, Hatmü’l-enbiyâ’nın rûhu ve Hatmü’l-evliyâ’nın rûhu müstesnâ olmak üzere, vehbî ilmi bilenlerin ruhlarına istimdâd eder. Velîlerden kendisine vehbî ilim verilen her velînin rûhu da, ataların ilkine bağışlanan ilk sûret olduğu için onun rûhundan istimdâd ederler.

Hatm rûhu, takdim ettiğimiz gibi; en kâmil vâris’i ihâtâ ettiği gibi, velâyetlerin de hepsini ihâtâ eden ruhtur. Nübüvvetlerin hepsiyle ilgili olarak da o, Hatmü’r-rüsul -sallallahu aleyhi ve sellem-dir. Çünkü o, Hatmiyyet’le toplanıp biraraya gelen Muhammedî velâyetlere, keşiflere, tecellîlere, ilimlere, sırlara, hâllere ve makamlara dâir, velâyetlere verilenlerin tümünü toplayıp birleştirerek, onu kuşatıp birarada tutan kimse olmuştur. Bu da onun hakîkatinin, her açığa çıkan şeyin ilki olan ‘Hakîkatü’l-hakâyık’, yâni ‘Hakîkatlerin hakîkati’; aynı zamanda onun gaybî fetihlerin anahtarı ve ruhların kendisiyle kâim oldukları ve diğer rûhî mertebelerin içine gönderme ve sirâyette bulunan hakîkatinden hayat buldukları bir Nûr maddesi olmasından ileri gelir. O hiçbir kimseden istimdâd etmez; ilâhî vergiler husûsunda herkes onun kandilinden istimdâd eder. Zîrâ o, Allah’tan vâredildiği için, ilâhî isimlerin hazîrelerinden biri olmuştur.” (Kitâbu Şerhü’l-Fusûs li’ş-Şeyh Müeyyedüddîn el-Cendî; Şehid Ali Paşa, no.: 1240, 146a-146b yaprağı.)

 

Hâtemü’l-Evliyâ’ya Salât-ü Selâm

Müeyyedüddîn el-Cendî -kuddise sırruh- Hazretleri “Şerhü’l-Fusûs li’ş-Şeyh Müeyyedüddîn el-Cendî” isimli eserinin son satırlarında; Hâtemü’l-enbiyâ Aleyhisselâm’a sâlat-ü selâmda bulunduktan sonra, onun bâtın vârisi olan Hâtemü’l-evliyâ’ya da salât-ü selâmda bulunarak şöyle buyurmuştur:

“Allah’ın salâtı resullerin ve nebilerin Hâtem’inin ve onun Hatemiyyet husûsundaki en kâmil vârisi olan, Muhammedî velîlerin Hâtem’inin üzerine olsun!” (Kitâbu Şerhü’l-Fusûs li’ş-Şeyh Müeyyedüddîn el-Cendî; Şehid Ali Paşa, no.: 1240, 439b-440a yaprağı.)

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |