İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

EVLİYÂ-İ KİRAM -Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI'NIN "HÂTEMÜ'L-EVLİYÂ" HAKKINDAKİ BEYAN ve İFŞAATLARI (177)

HÂTEM-I VELI

Şeyhü'l-Ekber Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî -kuddise sırruh- (25)


EVLİYÂ-İ KİRAM
-Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI'NIN
"HÂTEMÜ'L-EVLİYÂ" HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLARI (177)

Şeyhü'l-Ekber Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî
-kuddise sırruh- (25)

 

Nisan 2015
Hakikat Aylık İslâm Dergisi

 

"ANKÂ-İ MUĞRİB FÎ MA'RİFETİ HATMÜ'L-EVLİYÂ ve ŞEMSÜ'L-MAĞRİB" KİTABI

İlk Gözkamaştırıcı Mercan:

İnsanın Mücerred (eşsiz ve benzersiz) Hakîkat'ten yana elde ettiği hisse, Kudsî hazîrede O'nun güneşinin Nûr'unun kendisini kuşattığı an nefsinden nefyedip, kendisinde mevcûd olanın hakîkatini müşâhede etmesi şeklindedir. Kendisi için takdir olunan küllî ilmi ihâta etmek sûretiyle, tekerrür eden İlâhî hükmün tesiri ona bâkî kalır. İşte bu makamın sahibi, ona soracağı şeyden de âciz kalmaz. İlmin en tam ve [39a] mükemmelini ihâta etmiş olan, herhangi bir soruya karşı O'nun katındaki ilmi kolaylıkla elde edebilen bir kimse nasıl âciz kalabilir ki? Yüksek ve ulu olanla onun arasında artık herhangi bir fark kalmış mıdır? Onunla arasındaki fark, tıpkı âlemin yükseği ve düşüğü, geride kalan yokluk ve aczin arasındaki fark gibidir. Nitekim artık kendisine sorulur ya da gösterilir. Gecelerde ve gündüzlerde meskeni olmadığını; yâhut verâ konusunda harekete geçirildiğini bilir ve anlar. Yüksek ve büyük keşif, en yüce ve ulu makam hakkında hasılan olan bu övgüde, üstelik senin kendi kendini aldatman ve kandırman, güneşin üzerine karanlıkları salman da söz konusu değildir. Ancak O'nun arzında İlâhî cezbeden yana susuz kalman, O'nun farzını bırakıp kenara atman ve bazısından sıyrılıp çıkman müstesnâ. Sen, seninle arkadaş oluncaya kadar beraberinde onu görürsün, O'ndan talep ettiklerini tümüyle bilirsin. Buna göre de bağlantı ve saplantılarından kurtulur, özlerin yolundan ayrılırsın.

İnsan işte bu vasfı ihâta edip, bu keşifle tahakkuk edince, artık onun gözünde yokluk da, varlık da; âbid de Mâbud da; [52] görülen de gören de birdir. Hani iki varlık hâsıl kılınıp, iki yoklukla tahakkuk etmişti ya, üçüncü olan yokluk da ikiye ayrılır. Onu ilimden yana "Ayın" harfinden başkası öne geçirmez. "Mim"le madde tekleşir; "Lâm" ise öne geçiriliş hususundaki lütfu ile ilgilidir. [39b] İşte bu makamda tecrîd etme ve öncenin ve kökenin tahkîki dışında herhangi bir şey yoktur.

 

İkinci Gözkamaştırıcı Mercan:

Neredeliği vasfedilemeyen ve gözden göze tekrarı zevâle ermeyen, fi'n-nevât bir ay gibi; varlıkla ve yoklukla, "Levh"in kurulmasıyla ve "Kalem"in yazmasıyla tavsif edilemeyen, fid'd-dev'ât mücmeli bulunmayan; ezel ile evvelin bitiştiği bir kısım hatıralar/düşünceler de böyledir. Burada teşbih ve iştirak kişiye, bu hatıraların ve mülklerin gösterilmeleri arasında vâkî olur. Bu ise Arş'ın yaratılışının ve Ferş'in ayrılışının da öncesindedir. Nitekim onu sana daha önce tashîh etmiş ve misâllerini göstermiştim.

 

Üçüncü Gözkamaştırıcı Mercan:

Kişinin, ayağından ayakkabısını çıkarınca, elbisesini de soyup çıkarması gibi; zühd de bu en yüce mahaldeki çözülüşün meydana gelişi hakkındadır. Okçuların hakkında ihtilâf ettiği yön üzere, okun üzerinde doğrultulduğu her yayın yakınlığına nispet edilen Nebevî verâsetin, "İki yay kadar, yahut daha da yakın"ı onun olur. İşte "İstivâ makâmı" ve ünsiyet hitaplaşmalarına dönüş, ilhâdın dışında ittihâdın aynıyla kurulan kâideler, bu Nûr hakkında O'nun Zât'ına temâyül ve sürûr ve mutluluğu getiren Kandil'e temâyül hakkındaki "Peygamberlerin teklik hazîresi" burasıdır. Sevinç ve sürûr; rahatlıklara boyun eğdiren bir rahatlığın kendisinden alındığı neşelerdir. Kandil mevcûdu olmayandır, O'ndan O'na doğru duyuştur, kimileri onunla mevcutlaşır. Kendi nefsine âşık olanlar bile O'nun [40a] güneşine boyun eğmiş olur.

Şu halde sen; O'nun tüm yarar ve menfaatlerini kendi üzerine doğdur, O'nun beldelerinin arzıyla şeref bul! Zira O'nun arzının üzerindeki semâsında azmedince, kimileri kimilerinden daha geniş olur.

 

[52] Dördüncü Gözkamaştırıcı Mercan:

Uzak ve zorlu güzellik makamının berzahlarının perdeleyişi içinde, onun zâtından insan husule gelince; O'nun "Kadir gecesi"nin meydana gelişi hakkındaki berzah büyümüş, O'nun bedri kemâl bulmuştur. Eşyanın arasının ayrılışı ve ölülerle dirilerin arasının ayırt edilişi onun sayesinde gerçekleşmiş; Belâ ve nîmetler ehli, soldakinin ve sağdakinin (Kirâme'n-Kâtibîn) yazdıklarıyla, onun sahabesinden vârid olana onun sayesinde muttali olmuştur. Bunlar ise O'nun isimleriyle ve "İlliyyîn"de ona iliştirilenlerle ilgilidir.

Bunlar, belaya uğratmaksızın hem bunları cennetle, hem de bunları belâya uğratmaksızın ateşle ilgili olarak; en ulu hazireden kaynaklanan en âlî tecellî sayesinde, onun için hasıl kılınan şeyden sonraki hücreler hakkında da böyledir. Furkân ondan nüzûl eder, Kur'an ona iner. Mîzân onun sayesinde kurulur. Bu makamda soldakilerin de, sağdakilerin de sayfaları uçuşur. Onun, kendi zâtına has olan kıyameti kopar ve kendi isimleri ve sıfatları hakkındaki adaletle ile ilgili birtakım meseleler vâkî olur. Âriflerin bazısının âzâları konuşur. Telvîn ehli için ani rüsvaylıkların zuhur etmesi ve temkîn ehlinin kötülüklerini iyiliklerle değiştirip ıslâh olması onun sayesinde gerçekleşir. Onların kerametleri de O'nun kıyametinin kopuşundan sonra kendileri için hasıl olan, onun hakkındaki birtakım âyetler (delil ve mucizeler)dir. İnsanî varis ve ihtisasi [40b] makam onu ikâme edip istivâ eder. Bu has haberler hakkında, sözlerden kıyaslara ulaşan bir nidâda bulunulur.

Velî'nin peygamber'e, peygamber'in de velî'ye dönüşmesi bu hazireden gerçekleşir. "Halîfe"nin ve "Hatm"in haziresi, ifşâ ve gizleme yeri işte budur. İlâhî yasağın nefyine rağmen kibirle söz söyleyen, artık Allah'ın kazasına tutunur. Uyanış zamirlerinde hasıl kılınana kavuşur. Kendi "Ayn"ına dönüp, O'nun Beyt'ine vâsıl olur. Artık Hakk'ın ona vereceği şey, ya "Fark" haziresi ya da "Sıdk" konumudur.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |