İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

EVLİYÂ-İ KİRAM -Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI'NIN "HÂTEMÜ'L-EVLİYÂ" HAKKINDAKİ BEYAN ve İFŞAATLARI (131) "Hâtemü'r-Rusül ve Hâtemü'l-Evliyâ"

HÂTEM-I VELI

Hâtemü'r-Rusül ve Hâtemü'l-Evliyâ" İsimli Eserdeki Sırlar (1)


EVLİYÂ-İ KİRAM
-Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI'NIN
"HÂTEMÜ'L-EVLİYÂ" HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLARI (131)

"Hâtemü'r-Rusül ve Hâtemü'l-Evliyâ" İsimli Eserdeki Sırlar (1)

 

Konya İl Halk Kütüphânesi'nden Bölge Yazma Eserler Kütüphânesi'ne intikâl eden eski eserler arasında, 1779 no.'lu mecmûanın 223-234. sayfalarında "Hâtemü'r-Rusül ve Hâtemü'l-Evliyâ" adlı risâle hacminde küçük bir eser yer almaktadır.

Niyâzî-i Mısrî -kuddise sırruh- Hazretleri'ne ait 7 farklı risâle ve Seyyid Ahmed Hüsâmeddîn'in "Edvâr-ı Âlem" adlı eseri, Hasan Basri Çantay'a ait kısa bir Tefsîr ve Ahmed Halvetî Efendi'nin "Risâle-i Tevhid"i ile bir arada ciltlenmiş olan eser, daha çok bir defteri anımsatan mecmuânın içindeki on ikinci sırayı teşkil eden son eserdir.

Nüshada eserin kime ait olduğu konusunda herhangi bir iz ve işârete rastlanamadığı gibi, metnin içinde de müellifinin kim olduğunu aydınlatacak en küçük bir ipucu bulunmamaktadır. Mecmûadaki bir önceki eserin Ahmed Efendi'ye âit olması, her ne kadar onu tâkip eden bu eserin de ona âit olabileceği ihtimâlini akla getirse de, buna dâir kesin bir delil mevcut olmadığı için şimdilik hakkında daha fazla fikir yürütmemek en doğrusu olacaktır.

Müellifi meçhul olmakla birlikte, eserin ve kaydedildiği mecmûanın şekli hususiyetleri ve imlâ metodu, en azından yegâne olan nüshasının hangi zamana âit olduğu konusunda fikir verebilecek mâhiyettedir. Bir not defterini anımsattığını belirttiğimiz mecmûadaki diğer eserlerle birlikte "Hâtemü'r- Rusül ve Hâtemü'l-Evliyâ" risâlesi, sayfa kenarlarına kurşun kalemle çekilmiş iki düz çizgi arasına, dolma kalem yazısını anımsatan bir hat ile yazılmıştır. Süslü ve ağdalı klâsik Osmanlıca özellikleri taşıyan üslûbunda günümüz Türkçesi'ne çok yakın bazı yeni ifâdeler de göze çarpmaktadır. Dolayısıyla bu özellikleriyle mevcut nüshanın, on dokuzuncu yüzyıldan daha eski bir zamana âit olduğu düşünülemez.

 

"HÂTEMÜ'L-VELÂYE" HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLAR

Kim tarafından kaleme alındığı bilinmeyen "Hâtemü'r- Rusül ve Hâtemü'l-Evliyâ" risâlesinde Hâtemü'n-nübüvvet ve Hâtemü'l-velâyet'le ilgili meseleler, daha çok on yedinci ve on sekizinci yüzyıl Osmanlı Fusûs şârihlerinin şerh ve izahları doğrultusunda ele alınmıştır.

Risâlede ortaya konulan ifşaatların, özellikle de giriş kısmındaki izâhların "Fusûsu'l-Hikem"deki işleniş sırasını tâkip etmesi; eserin yalnız Şeyhü'l-Ekber Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri'nin "Fusûsu'l-Hikem"indeki "Hâtemü'l-velâye" ile ilgili beyanlarını şerh etmek amacıyla yazıldığını ortaya koymaktadır.

 

Zâhirî ve Bâtınî Tüm Hakîkatleri Bünyesinde Toplayan
"Hâtemü'n-Nübüvvet" ve "Hâtemü'l-Velâyet" Mertebesi:

"Hâtemü'r-Rusül ve Hâtemü'l-Evliyâ" risâlesinin meçhul müellifi; Hâtemü'l-enbiyâ ve Hâtemü'l-evliyâ'ya asâleten verildiği belirtilen İlâhî ilmin, kesbî olmayıp tamamen bir Allah vergisi olduğunu ifâde etmiş; "Nübüvvet"e âit zâhirî ve "Velâyet"le ilgili bâtınî tüm hakikatleri bünyesinde toplayan "Hatmiyyet" mertebesinin, bütün iyi huyları, güzel hasletleri, bütün medh-ü senâları ve Zât-ı İlâhî'ye mahsus kemâlllerin sırlarını üzerinde taşıyan "Ehadiyyet", "Ferdiyyet" ve "Makâm-ı Mahmûd" diye isimlendirilen makamdan başka bir şey olmadığını haber vermiştir:

"Allah'ın âlemlerinin en küçüğü bu âlemdir. İlm-i İlâhî mertebelerinin en yücesi de Tevhîd ilmidir.

Bu ilim vehbîdir, Allah vergisidir, insanda asâleten mevcûd değildir. Ancak Hâtemü'r-rusül ve Hâtemü'l-evliyâ bu ilme asâleten sâhiptirler.

Bu ilmi enbiyâ ve peygamberden hiçbiri müşâhade etmez, ancak resûl-i Hâtem kandilinden ve evliyâdan bir kişi görmez, ancak Hâtem-i velî kandilinden görürler.

Muhammedî vârislerden bu makamda bu müşâhede ile şol kimse hakîkate erer ki, ona kâbiliyyetinin genişliği ve bütüne mazhariyyeti ile tayîn olan mazhardır. Tayîn olunan zâhiriyyeti ile, yâni bütün esmâ ve sıfat-ı İlâhî'si ile, Hakk'ın Vücûd'unun aynının zâhir ve bâtını ile ve Ehadiyyet'inin cemiyyetiyle onun ayn-ı sâbitesine aksetmiş olur. Ayn-ı sâbitesi de her mazhara, matlûba vüsat ile, tüm ayân-ı sâbite ve gaybî hakîkatleri birliğinde ihâtasıyla, ihâta ve toplamasına kâdir olur. Bil-umum ayân ve hakîkatler onda akseder. Bütün aynların aynı demek, 'Hakîkatlerin hakîkati' demektir. Kemâlî tecellî üzerine, hasbî olarak topluca umûmî nispeti, mütalâa kâbiliyyeti istidâdına göredir.

Bu tecellîde;

O'nun zâhiriyle, Hakk'ın zâhirini ve bâtını müşâhede eder; bâtını ile de, Hakk'ın bâtınını ve zâhirini müşâhede eder.

Tüm zâhirle tüm bâtının arasını cem edip, Hakk'ı müşâhede ile ve hem dahî Vâhidî şuhûd ile ve bütünü ile müşâhede ederse, Vâhid'in 'Ayn'ında matlûba tayîn olur.

Bu makamdaki tecellî, her an Hakk'ın ihâtasının sekri iledir. Bu hâl ancak insânî hakîkati kemâli ile, kendisiyle edâ edenlere mahsustur.

Bu kemâlî Ehâdî birleştirici hakîkatin ise zâhiriyyet mertebesinde ve bâtıniyyet mertebesinde ve dahî âlemin şehâdetinde toplayıcı ve birleştirici görüşü vardır.

İşte bu hakîkatin zâhiriyyeti Nübüvvet ve bâtıniyyeti Velâyet'tir. Nübüvvet ile Velâyet'ten her birisi için iki Cem (birleştiricilik) vardır; birisi 'Cemu'l-cem ve birisi de Fark'tır.

Âdem Aleyhisselâm'da tafsîline evvelki birleş-tiricilik, insan unsuriyyetine mazhar olan sûret câmiliğinin Ehadiyyet-i cem'idir. Bu yüzden Âdem 'Cemu'l-cem'in sûretidir. Ayrılıştan sonraki Cem ki, 'Cem-i fark'tır. Âdem'de, hem zâhiriyyetin ve hem de bâtıniyyetin sonu, Hâtem'liği vardır.

Nice insanlardan, enbiyâ ve evliyâdan zuhûra gelen kâmillerin zuhurlarıdır. Bu mertebe bütün iyi huylar, bütün iyi hasletler, bütün medh-ü senâları ve Zât-ı İlâhî'nin kemâlatının cem'i ve birliğini, Ehadiyyet'i beraberinde getirir.

İşte bu birleştirici Ehadî mertebe 'Ferdiyyet ve Ehadiyyet', İnsan-ı kâmil'in zâhiriyyetinde zuhur ederse, buna 'Nübüvvet' denilir. Şu hâle göre, kemâlin sonu Ferdiyyet ve Ehadiyyet makâmı ile kâim olan Hâtem-i Enbiyâ ve Rusül Hazret-i Cenâb-ı Muhammed bin Abdullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'dir.

Aynı zamanda bütün iyi huylar, bütün iyi hasletler, bütün medh-ü senâlar topluca, topluluğun birliği ile, Allah'ın Zâtî mertebesinin kemâline sâhip insanın bâtınına zuhur ederse, bu da 'Velâyet'tir. Bütün manevî hakiki kemâller ki, Hakk'lık ve halklığın cem-i Ehadiyyet'inin bâtınında taayyün etmiştir, onunla da kâimdir. İşte bu mertebe de 'Hâtem-i velâyet'tir. Cemu'l-cem hususi Ehadiyyet mertebesiyle de sonuçlanabildiyse, 'Ehadiyyet' makâmı ve 'Makâm-ı Mahmûd' ve 'Ferdiyyet' makâmı ile kâim hâssa-i Hâtem-i velâyet-i Muhammedî'ye sâhip olup, bu 'Hatmiyyet' mertebesi de Muhammed Aleyhissalâtü ves-selâm Efendimiz'in en kâmil Vâris'inindir." ("Hâtemü'r-Rusül ve Hâtemü'l-Evliyâ", Konya Bölge Yazma Eserler Ktp. Konya İ.H.K., nr.: 1779/12, s. 223-225)

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |