İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

Allah-u Teâlâ'nın Sevgilileri'nin İfşaatlarına İzah ve Açıklamalar (97) Şeyhü'l-Ekber Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî -kuddise sırruh- (10)

HÂTEM-I VELI

Şeyhü'l-Ekber Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî -kuddise sırruh- (10)


Allah-u Teâlâ'nın Sevgilileri'nin İfşaatlarına
İzah ve Açıklamalar (97)

 

Şeyhü'l-Ekber Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî -kuddise sırruh- (10)

 

"Onun Ruhu, Bütün Ruhlara Madde Olur." (2)

Yine bu hususta Muînüddîn el-Buhârî -kuddise sırruh- Hazretleri "Meşâriku'n-Nusûs" isimli eserinde; Hâtemü'l-enbiyâ Aleyhisselâm'a ve Hâtemü'l-evliyâ olan zâta tahsis edilen "Muhammedî hakikat"in peygamberlerin ve velilerin yaratılışından önce vâredilişinin sırrını, kendisine has kâmil üslûbu ile şöyle izâh etmiştir:

"Bütün peygamberlerin ve velilerin ruhları ve onlara dercedilen nurlar, bütün nurlardan öne geçmiş olan Muhammedî Nur'un içine dâhildir.

İşte bu nedenledir ki o;

'Allah'ın ilk yarattığı şey benim nûrumdur.' buyurmuştur.

Onu rûhî, nûrî bir mertebenin içine de bi'l-fiil yansıtmıştır. Sen unsûrî bir sûret bulduğun vakit, bu inşâ hakkında ruhların mazharlarına ruhun gönderilmesi sırrı zuhûr etmiş; kimisi ona îmân etmiş, kimi de onu inkâr etmişti.

.......

Tıpkı bunun gibi, Hâtemü'l-evliyâ da Âdem su ile toprak arasında iken veli idi. Diğer veliler ise ilâhî ahlâktan olan velâyet şartlarını tahsil ettikten, Allah'ın 'Veli' ve 'Hamîd' isimlerini mevcut kılıp, onunla vasıflanmaya hak kazandıktan sonra ancak veli olmuşlardır." ("Meşâriku'n-Nusûs el-Bâhis an Ğavâmizi'l-Fusûs"; Es'ad Efendi, nr.: 1539, vr. 35b)

Bu neye benzer? Peygamberi sevmiş, seçmiş, yürütmüş. Hâtem-i veli'yi de o meyanda yapmış. O yürümekle değil de verilmekle elde etmiş. Peygambere verdiği gibi ona da vermiş, onu o şekilde yürütmüş. Diğer veliler ise yürüme ile Hakk'a erişmiş oluyorlar. Yani kimisi çalışır sermaye yapar, kimisi mirasa konar. Bu da bu şekilde olmuş, o ilâhî mirasa vâris olmuş. Onlar çalışmışlar ve hak kazanmışlar, o ise çalışmadan mirasa konar gibi konmuş. Bu zât ona işaret ediyor. Hâtem-i veli'yi kendisine çekmiş, kendi yoluna koymuş. Öyle murad etmiş, onu O idare ediyor.

Âyet-i kerime'sinde buyurur ki:

"Allah dilediği kulunu zâtına seçer." (Şûrâ: 13)

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'i herkes biliyor. O, Allah-u Teâlâ'nın nuru, âlemlerin gurur ve sürûrudur, sebeb-i mevcûdât'tır. Amma Hâtem-i veliyi hiç kimse duymamış. Onu da Evliyaullah Hazerâtı duyurmaya çalışıyor.

Muhyiddîn-i İbnü'l-Arabî -kuddise sırruh- Hazretleri şöyle buyuruyorlar:

"Hatm'in cismî işi gizli ve örtülüdür. Hatm ile ilgili olarak açığa çıkarılabilen ise, (onun) yalnız makâmî olan işidir."

Abdülgânî en-Nablûsî -kuddise sırruh- Hazretleri: "Cevâhirü'n-Nusûs fî Hall-i Kelimâtü'l-Fusûs" isimli eserinde şöyle buyurmuştur:

"Hâtemü'l-evliyâ'nın dışındaki veliler ise, ilmî ve ameli mücâhede ile, zâhirdeki ve bâtındaki velâyet şartlarını tahsil ettikten sonra veli olmuşlardır." ("Cevâhirü'n-Nusûs fî Hall-i Kelimâti'l-Fusûs"; Hâlet Efendi, no.: 264, 49a yaprağı)

Peygamber Aleyhimüsselâm Efendilerimiz doğrudan doğruya Allah-u Teâlâ'nın vergisi ile desteği ile peygamber olmuşlardır. Veliler ise tekâmül ile, Allah-u Teâlâ'ya yaklaşmak suretiyle sonradan veli oldular.

Yani peygambere verilenin Hâtem-i veli'ye de verildiğini kapalı olarak ifşâ etmiş oluyor. Onunkisi vergi ve destektir. Bu Allah-u Teâlâ ile ilgili bir vergidir. Zât-ı akdes'ine âit vergiyi kime vermişse o vergi onundur.

Bâlî-i Sofyavî -kuddise sırruh- Hazretleri de;

"Hatmü'r-rusül'ün böyle oluşu, mahlûk hakkında mevcut bulunan bütün mertebeleri kendisinde topladığı içindir. O imkân dâhilindeki mertebelerin hepsini kuşatmıştır. Dolayısıyla Hâtemü'l-evliyâ da, Hatmü'r-rusül'ün mertebelerinden bir mertebe olur." buyuruyorlar. ("Şerh-i Fusûsu'l-Hikem li'l-Bâlî es-Sofyevî"; s. 52-54)

Hazret; şerhinin başka bir noktasında:

"O bunu, hakikat ve rütbesi yönünden bildi." buyuruyor. (Şerh-i Fusûsu'l-Hikemli'l-Bâlî, s. 61, 57)

Allah-u Teâlâ'nın bildirmesiyle bilinir, başka türlü bilinmez.

Seyyîd Ali el-Hemedânî -kuddise sırruh- Hazretleri; "Çünkü o, velîlerin derecelerinin en mükemmelidir." buyuruyor. (Şerh-i Fusûsu'l-Hikem)

Bu hususta; Yâfiî -kuddise sırruh- Hazretleri "Ravdü'r-riyâhîn" isimli eserinde Hatem-i veli'yi tasdik etmemenin ilâhi yardımdan mahrum olacağını haber veriyor:

"Bir takımları da zamanında yaşayan evliyayı tasdik eder, amma esas kaynak olan tek zâtı tasdik etmez. Böylesi ilâhî yardımlardan mahrumdur. O kaynak zâta teslim olmayan, ebedî hiç kimseden mânevî yardım göremez. Çünkü her şey ona bağlıdır." (İmâm-ı Şârânî, "Tabakâtü'l-kübrâ" c. 1, s.46)

Muînüddîn el-Buhârî -kuddise sırruh- Hazretleri "Muhammedî hakikat"in peygamberlerin ve velilerin yaratılışından önce vâredilişinin sırrını izah ederken:

"Yaratılışla ilgili olan varlığı her ne kadar geriye bırakılsa da, o yaratılışla ilgili olan varlığından önce kendi hakikatiyle zaten mevcuttu." buyuruyor.

Öyle murad etmiş, öyle tecellî etmiş, öyle arzu etmiş. Biz de onları seyrediyoruz. Yoksa kişide bir şey yok...

Muhyiddîn-i İbnü'l-Arabî -kuddise sırruh- Hazretleri:

"Atamızda bir şey olmasaydı, meleklere secdeye dâir verilir miydi emir? İşte bu en kudsî imama da nefhedilen bellidir." buyuruyor. ("Ankâ-i Muğrib fî Ma'rifeti Hatmü'l-Evliyâ", s. 63-64; bask,: Mısır, 1954)

Allah-u Teâlâ kendi varlığı ile onu yükseltti ve kendi varlığından ötürü onu meleklerden üstün kıldı ve meleklere secde ettirdi.

Bu üstün kılınış, Âdem Aleyhisselâm'ın bizzat kendisi değil, ona nefhettiği o bir şeyden dolayı olmuş oluyor. Hâtem-i veli mevzusunun bütün gizli sırrı işte bunun içindedir.

Yani Âdem Aleyhisselâm'a nefhedilenin Hâtem-i veli'ye de nefhedildiğini beyan ediyor. Amma bu bilinmiyor, görünmüyor. Buradaki o "Bir şey"den murad hep O.

Âdem Aleyhisselâm'a tecellî ettiği gibi sondakinde de varlığı, azameti tecellî etmiş, onu doldurmuş, onunla zuhur etmiş.

Bir mahlûkun oraya müdahale etmesi mümkün değildir. Bir mahlûkun burada ilmi ve aklı katiyyen işlemez. Bu ancak O'nun tecelliyâtı ile mümkündür.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |