İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

Allah-u Teâlâ'nın Sevgilileri'nin İfşaatlarına İzah ve Açıklamalar (60) Azîz en-Nesefî -kuddise sırruh- (2) Azîz en-Nesefî -kuddise sırruh- Hazretleri (ö.

HÂTEM-I VELI

Azîz en-Nesefî -kuddise sırruh- (2)


Allah-u Teâlâ'nın Sevgilileri'nin İfşaatlarına
İzah ve Açıklamalar (60)

 

Azîz en-Nesefî -kuddise sırruh- (2)

 

Azîz en-Nesefî -kuddise sırruh- Hazretleri (ö. 700/1300), "Kitâbu'd-Derecât" adlı eserinde yer alan beyanlarında velâyeti bir bedene benzeterek, onun birbirinden ayrı olan âzâlarının kıyâmete yakın bir devirde birleşip, vücudun tamamını meydana getireceğini haber vermiştir.

Vazîfeler âzâlara benzer. Bütün âzâlar bir âzâda toplanır, yani o devirde bütün vazifeler bir kişinin üzerinde olur.

Molla Abdurrahmân Câmî -kuddise sırruh- Hazretleri Hâtemü'l-evliyâ'nın, Hâtemü'l-enbiyâ'nın Şerîat'ına tâbî olarak kavuştuğu bu velâyetle diğer nebî ve resullere de istimdâd ettiğine dikkati çekmiş; Hâtemü'l-enbiyâ'nın bâtın velâyetini elinde bulundurması nedeniyle, onun Hâtemü'r-rusül'den, yalnız risâleti yönünden geride kaldığını haber vermiştir:

"Hâtemü'l-evliyâ, unsurî neş'eti icâbı, İlâhî hükümde Hâtemü'r-rusül'ün kendisine teşrî'den getirdiği şeye tâbi olur. Unsurî terkibi gereğince ona, hakîkati gereği onunla arasındaki metbû'iyyetin muktezâsı bulunan bu tâbi oluşu ise, ona makâmı hususunda herhangi bir noksanlık getirmez; resûllerin bu ilmi Hâtemü'l-evliyâ mişkâtı dışında göremedikleri hakkında, bizim tâkip ettiğimiz yola ters de düşmez. Şu hâle göre, hakîkati itibâriyle resûlü'l-Hâtem'in bâtın ciheti olması bakımından; unsûrî neş'eti mûcibince, risâleti yönünden ona tâbi bir velî olarak onun mertebesi, Hâtemü'r-rüsul'ünkinden sâdece bir yönden geride olur." ("Şerhü'l-Fusûs li'l-Câmî"; Ayasofya, nr.: B-4208, vr. 351a)

Anlaşılıyor ki Hâtemü'r-rusül yalnız risâletiyle önde, diğer yerlerde mutâbık.

Nitekim İsâ Aleyhisselâm ulü'l-azm bir peygamber olduğu hâlde Hâtemü'l-velî'nin velâyeti içinde vazîfe görecek. Niçin? Kandil iki olduğu için.

Bunlar beşerin havsalası dâhilinde değil ve beşere âit hiç değil! Hâlik'e âit bir iş olduğu için ne ilmin, ne de aklın dâhilindedir. Hâlik-ı Azîmüşşân nasıl istediyse öyle yapar.

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri Hâtemü'l-evliyâ olan zâta ve vasıflarına, "Hatmü'l-Evliyâ" kitabından önce yazmış olduğu diğer kitap ve risâlelerinde de değinmişti.

Nitekim o "Nevâdirü'l-Usûl" isimli eserinde; velâyet'in en yüksek derecesini elinde bulunduran bu zâtın bugün ayan-beyan müşâhede edilen bazı alâmetlerini aynen zikretmiş ve kendisinden sonra pek çok tartışmalara sebep olan, onun yakınlık cihetinden peygamberlerden öne geçme meselesini Şer'î bir delille ispat ederek şöyle buyurmuştur:

"Hepsi Enbiyâ Aleyhimüsselâm'dan olmalarına rağmen, kalpler ve dereceler hususunda peygamberler arasında bir farklılık vardır. Her biri velilerden oldukları halde, velilerin aralarında da böyle bir farklılık mevcuttur.

İşte bu kimsenin vasfı, Resulullah Aleyhisselâm'ın Allah-u Teâlâ'dan hikâye ettiği gibidir.

Şöyle buyurmuştur:

'Velilerimden kendisine en çok gıpta edilen kişi, benim katımda derecesi ulu ve yüksek peygamberlerin derecelerinden bile daha yakın olan gizli bir kimse; Üveysü'l-Karnî'ye ve onun benzerlerine denk olan hafîfü'l-haz bir mümindir.

İşte bu onun zâhirî sıfatıdır, bâtını ise târife sığmaz.'

Velilerden bir kimse, en yüksek dereceye sâhip olur. Bu, Allah'ın kendi adına, velî olarak kullandığı bir kuldur. O Rabb'inin himâyesi içinde hareket eder; O'nunla konuşur, O'nunla bakar, O'nunla tutar, O'nunla anlar. O, yeryüzünde onun şöhretini yaymış; kendisini halkın imamı, velilerin bayrağının sâhibi, yer ehlinin emini, gök ehlinin nazar yeri, gönüllerin reyhânı, Allah'ın has'ı, O'nun nazargâhı ve kendi sırlarının kaynağı yapmıştır.

O yeryüzünde Allah'ın; halkı kendisiyle terbiye ettiği ilâhî bir kırbaçtır. Ölmüş olan kalpleri onun ru'yetiyle diriltir ve halkı (onunla) kendi yoluna çevirir. Hukûk-u ilâhî'sini onunla ayakta tutar. O hidâyet anahtarı, yeryüzünün nûru, velilerin defterinin emânetçisi ve onların rehberidir. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-in huzurunda Rabb'ini anmakla meşgul olur. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu yerde onunla iftihar eder, Allah da bu makamda onun ismini yüceltir. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bizzat onunla yetinip karar kılar.

Allah onun kalbini dünyaya kapılmaktan alıkoyar. O'na 'Hikmetü'l-ulyâ'sını, yani 'En yüce hikmet'ini bağışlar. O'nu kendi Tevhîd'ine sevkedip yönelterek, nefsini görmekten ve hevânın gölgesinden yolunu uzak eder. Velilerin defterini ona emânet eder, onların makamlarını kendisine tanıtır ve menzillerine muttali kılar.

O neciplerin seyyidi, hikmet sâhiplerinin sâlihi, mânevî tabiplerin imamıdır. Sözü kalpleri esir eder, görünümü nefislere şifâ verir, yönelmesi hevâ ve hevesleri yok eder, yakınlığı kötü huyları temizler. O bir çiçek misâli baharda açar, meyveleri ise güzün toplanır. Kendisine sığınılan bir sığınaktır. Elde edilmek istenen şeylerin kaynağıdır. Hakk ile bâtılın arasını ayırır. O sıddîk'tır, fâruk'tur, velî'dir, ârif'tir, muhaddes'tir.

O Allah'ın yeryüzündeki 'Tek'idir." ("Nevâdirü'l-Usûl fî Ma'rifeti Ehâdîsü'r-Resûl" c. 1, s. 619-620)

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in nübüvvetini, risâletini, velâyetini herkes biliyor. Fakat ona vâris olan Velî'nin gerçeği bilinmiyor. Niçin bilinmiyor? Onu o zaman yaratmış, o zaman koymuş…

Hazret'in "Bu, Allah'ın kendi adına, velî olarak kullandığı bir kuldur" buyurmasında ne büyük incelikler var! O kendisi bu velâyeti elde etmiş değildir. Allâh-u Teâlâ onu öyle yaratmış ve onu O kullanıyor, O yürütüyor. Onun irâdesi yok. "Hâtem"lik mevzusu buradan ayrılıyor. Niçin? O kullandığı için!

O Hakk ile hemhâl, Hakk ile meşgul, halk ile değil. Hakk onunla meşgul; çünkü Hakk onu kendisi için yaratmış, halk için yaratmamış.

Resulullah Aleyhisselâm'ın huzurunda Rabb'ini anmakla meşgul olması, Resulullah Aleyhisselâm'ın bu yerde onunla iftihar etmesi, bizzat onunla yetinip karar kılması, Allah-u Teâlâ'nın da bu makamda onun ismini yüceltmesi İlâhî birer lütuftur.

Gerçekten onun irâdesi Allah-u Teâlâ'nın irâdesine bağlıdır. O yarattı, O yürüttü. Onun aslında bir sıfatı var, bir hayâli, bir maskesi var. Bütün değer; içinde O olduğundan, O yürüttüğünden dolayıdır. Ona verdiğini diğerine vermemiş…

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |