İslamilminfazileti
Görüntülenen Konuyu

Allah-u Teâlâ'nın Sevgilileri'nin İfşaatlarına İzah ve Açıklamalar (101) Şeyhü'l-Ekber Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî -kuddise sırruh- (14)

HÂTEM-I VELI

Şeyhü'l-Ekber Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî -kuddise sırruh- (14)


Allah-u Teâlâ'nın Sevgilileri'nin İfşaatlarına
İzah ve Açıklamalar (101)

 

Şeyhü'l-Ekber Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî -kuddise sırruh- (14)

 

Temmuz 2014
Hakikat Aylık İslâm Dergisi

 

Hâtmü'l-Evliyâ'nın Aldığı Kaynak:

Muhyiddîn İbnü'l-Arabî -kuddise sırruh- Hazretleri:

"O öyle bir kaynaktan alır ki, Peygamber Aleyhisselâm'a vahiy getiren melek de aynı kaynaktan alır." buyurdular.

Nev'î Yahyâ Efendi -kuddise sırruh- Hazretleri "Keşfü'l-Hicâb min Vechi'l-Kitâb" adlı eserinde, Hâtemü'l-evliyâ olan zâtın ilmini elde ettiği kaynağın, bâtın olan "İlmullâh"ın ve Cebrâil Aleyhisselâm'ın vahiy getirdiği kaynağın ta kendisi olduğuna işâret etmiştir:

"Hâtem-i velâyet Şerî'at ahkâmını öyle bir kaynaktan alır ki, Resul -sallallahu aleyhi ve sellem-e vahyin gelmesine vâsıta olan melek de (onu) aynı kaynaktan alır. Ve o kaynak, bâtındaki İlmullâh'tır.

Şimdi eğer ki sen, velîlerden olmaları bakımından Enbiyâ Aleyhimüsselâm'ın ve mutlak velîlerin her ikisinin de, Hakk'ı ancak Hâtemü'r-rusül'ün mazharı olan Hâtem-i evliyâ'dan gördüklerine dâir benim işâret ettiğim şeyi anlayabildiysen; mânâyı şöyle açıklamak gerekir ki, eğer Hâtemü'l-evliyâ'nın aynıyla Hâtemü'r-rusül olduğunu, önceki nasıl ki Şerî'at ahkâmını beyân etmişse, sonrakinin dahî kabuktaki esrârı beyân etmek için zuhûr ettiğini de kavramış olursun. Böyle olunca da senin için, onun Hâtemü'r-rusül'e tâbîliğin kemâliyle feyiz bulduğunu ve velâyetin hakîkatiyle kemâlin de hakîkatini bulduğunu gösteren faydalı bir ilim hâsıl olmuş demektir." ("Keşfü'l-Hicâb min Vechi'l-Kitâb", Hacı Mahmud Efendi, nr.: 2291, vr. 41b)

Muhammed ed-Dımeşkî -kuddise sırruh- Hazretleri'nin bu beyanları ve onu tasdik eden bu Hadis-i şerîf, Şeyhü'l-Ekber -kuddise sırruh- Hazretleri'nin:

"O öyle bir kaynaktan alır ki, Peygamber Aleyhisselâm'a vahiy getiren melek de aynı kaynaktan alır." sözüyle, "kaynak" olarak neyi kastettiğini ortaya çıkardığı gibi; bâzı Evliyâ-i kirâm'ın dile getirdikleri:

"Hâtemü'l-enbiyâ Aleyhisselâm getirdiği kânûnları ve ahkâm-ı Şer'iyye'yi kendi bâtınları olan Hâtem-i velâyet'ten alırlardı." sözünün de ne manâyâ geldiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Şeyhü'l-Ekber Muhyiddîn-i İbnü'l-Arabî -kuddise sırruh- Hazretleri ise "Fusûsu'l-Hikem" isimli eserinde şöyle buyurmuşlardır:

"Bu ilim, ilm-i billâh'ın âlâsıdır. Bu ilim, ancak peygamberlerin ve velilerin sonuncusuna verilmiştir." (Fusûsu'l-Hikem ve't-Ta'lîkat aleyhi, s. 62)

İlm-i billâh'ın âlâ'sı olduğunu söylemesi, onun ilminin Allah tarafından geldiğini gösterdiği gibi; "O Cebrâil Aleyhisselâm'ın aldığı yerden alır." buyurması ise, doğrudan doğruya Allah tarafından gönderildiğine, O'nun hükmünde ve idaresinde hareket ettiğine delildir.

Cebrâil Aleyhisselâm'ın aldığı yerden alması demek; yani o bir peygamber değil, Resulullah Aleyhisselâm'dan sonra peygamber gelmeyecek, fakat peygamberlik vazifesi ile gönderilecek. Hâtem olduğu için hayatta bu bir kişiye nasip olmuş, bir daha bir kişiye nasip olmayacak. Çünkü Ulü'l-azm peygamberlerin vazifesini yapmak için gönderilecek.

İmam-ı Rabbânî -kuddise sırruh- Hazretleri buyururlar ki:

"Bu zât, geçmiş ümmetlerdeki ulü'l-azm peygamberlerin işini görür." (234. Mektup)

Muhyiddîn-i İbn'ül-Arabî -kuddise sırruh- Hazretleri bu husustaki tasdikini "Fusûsu'l-Hikem" adlı eserinde:

"O, zâhirde tâbi olduğu hükmü, bâtında Allah'tan alır." sözü ile ifade etmiştir. (s: 45)

Doğrudan doğruya Allah-u Teâlâ tarafından gönderilmiş ve desteklenmiş olduğundan ötürü Allah-u Teâlâ bu karanlığı bu nur ile dağıtmıştır. Buradan da anlaşılıyor ki; Hakk'tan alıyor, halktan almıyor.

Rükneddîn eş-Şirâzî -kuddise sırruh- Hazretleri; Allah-u Teâlâ'nın Zatî tecellisine mazhar olan Hatemü'l-evliyâ'nın intikal yoluyla Hatemü'r-rusül'ün "aynı" olduğuna işaret ederek, Hatemü'r-rusül Aleyhisselâm'a vahiy nazil olmadan çok önce risaletin ve kelâmın gösterildiğini, vahiy bitmeden Kur'an'ı okumada acele etmemesi emrinin de bu nedenle verildiğini ifşa etmiş, onun kâmil varisi olan Hâtemü'l-evliyâ'nın da aynı şekilde tâbi olduğu ilâhi hükmü kendi bâtınında görüp "İlmullah"la çözebildiğini ve Kur'an-ı kerim'in manasıyla ziynetlendirildiğini haber vermiştir.

"Eğer ki sen, peygamberlerin -aleyhimüsselâm- velâyetle ilgili olarak gördüklerini Hâtem-i evliyâ mişkâtından gördüklerine dâir sana verdiğim işaretleri anlayabildiysen, senin için faydalı bir ilim hâsıl olmuş demektir.

Sana verdiğim bu işaretlerden biri, Hâtem-i evliyâ'nın letâfet yönünden müşâhadede bulunan şahıslardan, daha doğrusu şahısların ruhlarından müşâhadede bulunanların en kâmilleri(nin yolu) olan Zâtî yol üzere; intikâl yoluyla, 'ayn'ıyla (özüyle) zâhir mişkâtı olan resullerin Hâtem'i oluşudur.

Onun zâhir mişkâtı Allah ile ve ilâhî hakîkatlerle ahlâklandıktan sonra; hem ilâhî ahkâma bağlı olmasının, hem de tâbî olduğu şeyleri görerek onunla ziynetlenişiyle, mânâ bakımından yüksek olmasının ardından, o onların hem en sonuncusu, hem de en ilki olur. O Kur'ân'ın nice ibârelerinin manasıyla ziynetlenir!

Nitekim Allah-u Teâlâ'dan onun bu yönü hakkında şöyle bir haber gelmiştir:

'Resul'üm! Sana onun (Kur'ân'ın) vahyi bitmeden önce Kur'ân'ı okumakta acele etme!' (Tâ-hâ: 114)

Resul Aleyhisselâm'a (vahiy) başlangıçta risâlet ve kelâmı gördükten sonra nâzil olduğu için hâl böyle olmuştur. İşte velîler de ona, velâyet'in göstermesiyle; 'İlmullah' ile, yâni 'Allah'ın ilmi' ile muttâlî olur. Onun kaynağı da, menbaı da artık O'nun göstermesi olur." ("Nusûsu'l-Husûs fî Tercemeti'l-Fusûs"; Pertev Paşa, nr.: 295, vr. 74a)

Bu zevât-ı kiram hazerâtı bu ilmin Hazret-i Allah'ın ilmi olduğunu, kaynağının da yine Hazret-i Allah olduğunu haber vermişler, bu yüzden "İlmullah" demişlerdir. Bu ilim Allah-u Teâlâ'dan gelir, O'nun ilmi, O'nun hilmi, O'nun desteğidir.

Sadreddîn-i Konevî -kuddise sırruh- Hazretleri "Kitâbü'l-Fukûk" isimli eserinde Hâtemü'l-evliyâ ile Hâtemü'l-enbiyâ arasındaki Şer'î bağlılığın mâhiyetini beyan etmek üzere şöyle buyurmuşlardır:

"Hâtemü'l-evliyâ, Hâtemü'r-rusül'ün şeriatına tâbi olduğu için şeriatı zâhirde ondan alır. Bâtında ise vahiy meleğinin Hâtemü'r-rusül'e onu aksettirdiği yerde, aynı kaynaktan alarak, şeriat hususunda Hâtemü'r-rusül ile denkleşir." ("Kitâbü'l-Fukûk fî Müstenedâti Hikemü'l-Fusûs"; sh. 31)

Bâlî-i Sofyavî -kuddise sırruh- Hazretleri de bu hususta şöyle buyurmuştur:

"Hâtemü'l-evliyâ (ilmini) öyle bir kaynaktan alır ki, Hakk'ın vahyini alma hususunda Resul'e vasıta olan melek de onu aynı kaynaktan alır. Bu kaynak ise Hakk'tan başkası değildir. Dolayısıyla her iki ilmin kaynağı da bir olunca, bâtın ilmi de şeriat vechinin has bir cihetinden başka bir şey olmaz. Şu kadar var ki, bu ancak velâyet'in tahsilinden sonra hâsıl olan 'İlâhî keşif'le bilinebilir." ("Şerh-i Fusûsu'l-Hikem li'l-Bâlî es-Sofyevî"; s. 57)

Ne lütfederse, ne ihsan ederse ve ne murad ederse orada veriyor. O oradan alıyor. Çekecek ki söyleyecek, söylediğini sana bildirecek. Amma sana söylerken de kimse duymayacak, kimse bilmeyecek. Bu ise harfsiz hurufatsız olur. Onun için yanyana olacak ki, O buyuracak, sen anlayacaksın.

Bu makam o makamdır, mukarreb meleğin dahi sokulamayacağı makamdır. O anda arada hiçbir vasıta yoktur.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde buyururlar ki:

"Benim Allah ile öyle vaktim olur ki, oraya ne yakın bir melek sızabilir, ne nebi ne de resul sokulabilir." (Keşfü'l-Hafâ)

Bunların hiçbir tanesi bana âit değil. Bana âit olmadığı için zerresini bile kendime mâletmem. Lâyık olmadığımı, hiç olduğumu, hükümsüz olduğumu biliyorum. Bunun Zât-ı akdes'inin lütfu olduğunu görüyorum. Zerresini mâletmekten Allah'ıma sığınırım.

Allah'ım! Sana sonsuz şükürler olsun; senindir, sendendir.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |